Akıl Güncem

Listeleniyor (33—69) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18

GÜZEL SANAT GÜZEL SİYASET VE REFERANDUM

GÜZEL SANAT GÜZEL SİYASET VE REFERANDUM

 

Bir yerde insan varsa sanat, siyaset ve referandum da vardır.  Kimse bunların birbiri ile ne ilgisi var diyemez. Sanat her zaman “güzel” ile özdeş anlaşılmış ve anlatılmıştır. Bu nedenle güzel ile sanatın bir arada kullanılmasını kimse yadırgamaz. Siyaset ile referandum da birlikte kullanıldığında insanlar, ihtiyacı oranında ilgi gösterir veya ilgisiz kalırlar. Burada garip gelecek nokta sanat ile siyaset ve referandum ilişkisidir ya da çelişkisidir. Zaten çelişkiler, çatışmalar ve bunalımlar ortadan kalktığı zaman, sanat da ortadan kalkacaktır diyenler var. Yerkürede insanoğlu varlığını sürdürdükçe; çelişki ve çatışmalar ortadan kalkmayacağına göre sanatın büyüklü küçüklü siyaset ve referandumla olan ilişkisine devam edecektir.

Sanat, siyaseti güzel bir biçimde ele alır. Sanatçı güzel düşünür, siyaseti güzel görür. En olumsuz tavsiye ile sanatçı güzel düşünmelidir ve siyaseti güzel görmelidir. Çünkü güzelden payını almayan sanat da siyaset de, insanları felakete sürükleyen kara bir bela olur. Siyaset ve referandum, güzel sanat ekseninde ele alınmalıdır ki; bu olgu ve eylemler kendi alanları içerisinde insanları huzura ve mutluluğa götüren bir araç olabilsin.

Referandum, siyasi yoldan çıkış yolları aramak için vardır. Temel hareket noktası da; tarafların sorun ve çözüm önerilerinde çaresiz kaldıklarında, direkt olarak halkın hakemliğine başvurmasıdır. Burada siyasilere düşen görev, halkın iradesini belli bir yönde etkilemek değil, milleti bilgilendirmektir. Sonucu milletin egemenliğine bırakmaktır. Sonra da neticeye rıza göstermektir.

Siyasilerin referandum ekseninde buluştuğu tek nokta var. O da millete kendi zaviyelerinden hareketle, millete evet ya da hayır “dedirtmektir. “ Bu referandum sonucuna razı olmak değil, sonuçtan pay çıkarmaktır. Buna biz güzel siyaset diyemeyiz. Sanatın kendisi başlı başına bir fenomen olduğu gibi, başka alanlara da katkıda bulunur. Şoförlük sanatı, öğretmenlik sanatı, marangozluk sanatı olduğu gibi, savaş sanatı, sevme sanatı, dövüş sanatı ve siyaset sanatı da vardır. Buradaki asıl amaç, her aracı insan için, insan elinden, insana göre yapmaktır, yapabilmektir. Yoksa tüm işler fincancı katırına döner. Züccaciye mağazasına Fil’in girmesi gibi olur. İşte bu... kaş yapalım derken gözü oymaya benzer. Siyasi öncülerinin en korkulu rüyası taban kaymasıdır. Taban kaymasını önleyecek en önemli çare; söylem ve eylemlerde güvendir. Güveni sağlayacak çare ise samimiyet, sadakat ve karşılıklı sevgidir. Bunu kaybeden, tabanı da kaybeder. Taban öyle önemlidir ki, tabansız tavan birşey ifade etmez. Tabansız tavan sanal gösterge olarak basını ve ilgililerini meşgul etmekten başka bir işe yaramaz. Siyasal olgunun dolgu verniği gibidir. Bu dolgu gereklimidir? Gereklidir. Ama çözüm yolu değildir. Zaman kaybımıdır? Zaman kaybıdır. Sorun mudur? Sorundur. Ama ideal değildir. Realdir. Realitedir. Kronik realite...

Taban dosttur. Dostluk konusunda herkese Ebu Müslim Horasani'nin çok önemli bir mesajı var;

ONLAR ZARARLARINDAN EMİN OLDUKLARI İÇİN DOSTLARINI UZAK TUTTULAR.

KENDİLERİNE BAĞLAMAK VE KAZANMAK İÇİN DE;

DÜŞMANLARINI YAKINLAŞTIRDILAR.

YAKINLAŞTIRILAN DÜŞMAN DOST OLMADI,

AMA UZAKLAŞTIRILAN DOST DÜŞMAN OLDU.

HERKES DÜŞMAN SAFINDA BİRLEŞİNCE YIKILMALARI MUKADDER OLDU..

Bu veciz sözü çok iyi anlamak, algılamak ve uygulamak gerekir. Ancak Siyasi öncülerin hırsla bunu görmemeleri veya görmemezlikten gelmeleri kendileri ile beraber arkasından gidenleri hüsrana uğratır, uğratmıştır, uğratacaktır. Güzellik için omuz omuza veren üç kişi "111 kişi" kuvvetindedir. Çirkinlik için omuz omuz veren  11111111 kişi " etkisiz sürü" hükmündedir.                                                     

KIRILAN BASIN TEKELİ VE SANAT

 

Toplum olarak, güzel sanatlar olmadan da yaşayabiliriz.

Fakat, o zaman; ruhumuz, iç dünyamız boş kalır; bir çöle benzemiş olur;

bizler, barbarlaşırız ve o zaman da, belli bir uygarlıgıımız olduğu için,

uygar barbarlar düzeyine düşeriz !...

Sanat bize asıl dünyayı değil, dünyalardan bir dünya sunar.

Sanatta gösterilen şey dünyanın kendisi değil, dünyadakileri temsil

eden birer imgelerdir. Temsil yani imge, gerçek dünyayı yeniden sunumdur.

İmgelerin temsil ettği şeyler sadece gerçeklikler de olmayabilir.

Hayal, fantezi, kurgu, rüya gibi soyut olgular da olabilir.

Bunlar da somut biçimlere girdikten sonra dünyaya eklenmiş

bir görsel dünya olurlar...

Sanat kudretin hikmeti, hikmet kudretin sanatıdır. Sanat bilmektir.

Bilmek Sanattır. Sanatı bilen sever. Sanatı seven bilir. Bilgi kudrettir.

Bilgi sanattır. Sanat Bilgidir. Sanat Kudrettir.

Bütün görünen görünmeyen, bilinen, hissedilen sanatsal güzellikler

kudretin yansımalarıdırlar.

Kudrette olağanüstülük vardır.

Kudret yansıması sanat; her an yeniden inşa edilmektedir...

BAŞKENTTE HATAY GÜNLERİ

BAŞKENT'TE HATAY GÜNLERİ               Sayfa İçerisine Ekle

 

 

 

Başkent'te Hatay Günleri 25-30 Haziran 2010 tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezinde gerçekleştiriliyor.

 

 

Bir gün Amcam ile sohbet ediyordum. Sordum O'na; Emmi dedim, bizler kimleriz, nereden geldik? Amcam anlattı;" Bize "BOZDOĞANLAR" derler. Erzurum, Kayseri (Binboğalar) üzerinden Maraş boğazından bir kısmı Adana Kozan Ceyhan Bir kısmı da Hatay'a geldik. Kodallı köyüne yerleştik. Ben hep merak ederdim. Kodallı ismi nereden gelmişti?... Yine bir gün Türkmenistan Aşkaabat'tan Merv'e uçak ile gidiyorduk. Yanımdaki koltuğa Eski Atatürk Dil Tarih Kurumu Başkanı Sadık Kemal TURAL oturdu. Oradan Buradan konuşurken söz memleketlerimizin neresi olduğuna gelmişti. Nerelisin dedi?. Ben de Hatay il'inin Kırıkhan İlçesinin Kodallı Köyündenim dedim. Çok şaşırdı. Biraz daha sohbet etsek akraba çıkacağımızı söyledi. ve devam etti. Bizler Hatay bölgesine geldiğimizde aşiretin başında KODALLI BEY varmış. Aşiretin bir bölümüne, bulunduğu Kırıkhan Yerinde konaklamalarını bir kısmının  da şimdiki Kırıkkale'ye yerleşmelerini istemiş. Öyle de olmuş. Ben de bu vesile ile Kodallı isminin nereden geldiğini öğrenmiş oldum. Başka bir günde yine amcam ile yaptığım sohbette. dedemize "GEVENİN OĞLU" derler dedi.Fransız ve Ermeni işgalcilerine karşı çete mücadelesi verirmiş. Devam etti;" ben çocuktum. Yanına gittim. Başımı sıvazladı. Beni sevdi. Yanındakilere anlatıyordu. İki tane kaldı.. bir de onları yeseydim... sonradan öğrendim ki; Ermeni komitecilerdenmiş. İşte böyle...Sayfa İçerisine Ekle Tayfur Sökmen de; kahraman bir Türkmen aşiretinin beyi idi. Hatay'ın Cumhurbaşkanı oldu.   Hatay kolay kazanılmadı... Kolay kaybedilemez... Onun için Atatürk "KIRK ASIRLIK TÜRK YURDU DÜŞMAN ELİNDE KALAMAZ" demişti. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Hatay için "bu benim şahsi meselemdir" diyecek kadar, üzerinde hassasiyetle durmuştur. Çeşitli oyunlarla bu gün olduğu gibi dün de Hatay'ı anavatandan koparmak için her türlü yola başvurulmuştu. Ama dirayetli, akıllı bir politika ile bu oyun bozuldu Hatay anavatana katıldı. Atatürk'ün kendi elleri ile yaptığı Hatay Cumhuriyeti Bayrağını gördüm. 

 Sayfa İçerisine Ekle    

Ankara AKM'de 25-30 haziran arasındanki Hatay günleri isimli fuara ilgi gösterilmesi her açıdan önem taşıyor. Konu ile ilgili ön hazırlık çalışmalarında Ankara'da yaşayan Hatay'lılardan olarak beni de davet ettiler. Hatay doğumlu ressamlar, fotoğraf Sanatçılarına yönelik önerilerde bulundum. Bir vesile Adalet Bakanı ile Hatay Valisi farklı zamanlarda bu toplantılarımıza iştirak ettiler. Ben de eserlerim ile katkıda bulunacağım. Bilindiği gibi Hatay, Tv'de Asi dizi filmi ile de ilgi odağı olmuştu. Daha önce TRT "Ezan, Çan, Hazan" belgeseli ile gündeme getirmişti. Hoşgörünün, sevginin, kardeşliğin simgesi Hatay'ı incelemek anlamak için herkesin AKM 'ye uğramasını tavsiye ediyorum.

TÜRKİYE'DE GÜZEL SANATLAR FAKÜLTELERİNİN DURUMU

 Üniversitelerimizin hemen tamamında Güzel Sanatlar Fakültesi ya kurulmuş ya da kurulmak üzeredir. Kurmak güzel bir gelişmedir. Bin yıllara dayanan Türk sanat birikimini hem Türkiye'de hem de Dünya'da paylaşmak gerekir. 

Türkiye'de Güzel Sanatlar Fakültelerinin sayısal artışı kadar, kalite düzeyini yükseltemek başta sanat eğitimcilerinin temel sorunu olmaya devam etmektedir.

Gerçekte, üniversitede görev yapan sanat eğitimcilerinin kalitesi bir yana sayısal açıdan yeterli olmadığı ortada durmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri vardır.

 Birincisi; Sanatçıların büyük bir bölümü yaş sınırından dolayı emekliye ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu emekli sanatçı akademisyenler, haklı olarak özel üniversitelerde yer tutmaya çalışmaktadırlar. Kaybedilmiş beyin ve yetenek göçü olarak değerlendirilmese de tek merkezde toplandıkları görülmektedir.

İkincisi, Sanatçılar olarak çoğu Doçentlik dil barajına takılmaktadırlar. Doçent olamamaları demek, Profesörlüğe yükselememek demektir. Bu nedenle Türkiye'deki Güzel Sanatlar Fakültelerinin sayısı, Sanatçı Profesörlerin sayısından daha fazladır. Ters bakış açısı ile ifade edilirse; Türkiye'deki Sanatçı Profesör sayısı Güzel Sanatlar Fakültelerinin sayısından daha azdır. Her Profesör, Dekan olsa dahi yine açık uzun yıllar kapanamayacaktır. Bu açık hemen hemen tüm Güzel Sanatlar Fakültelerinde alan dışından dekanlar ile yürütülmektedir.

Bu durum, bir sorun olarak ortada durmaktadır. 

Akademik yükselmeler için belirlenen kriterler elbette önemli ve gereklidir. Bu konu ciddiyetle korunmalı ve geliştirilmelidir.

Merkezden başlamak üzere Güzel Sanatlar Fakülteleri her açıdan büyüteç altına alınmalı, incelenmelidir. 24.06.2010

Listeleniyor (33—69) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010 | Design By Web Tasarım | Seo