Akıl Güncem

Listeleniyor (29—70) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18

ESTETİK YAŞAMAK KUTSALDIR...

ESTETİK YAŞAMAK KUTSALDIR...

 

                                                                                                                                   11.Eylül.2010

 

İnsan estetik bir varlıktır.

Uzayda, yeryüzünde, canlılarda, bitkilerde olağanüstü bir estetik vardır.

İnsanda, insanı hayrete düşüren ve hayranlık uyandıran estetik nitelik vardır.

Birçok farklı yaratıklarda parçalı olarak bulunan estetik unsurları bir bütün halinde insanda görebilirsiniz. Eller, ayaklar,  kaş, göz, herbiri hem kendi içinde hem de diğerleri ile mükemmel bir uyum içindedir. Bunun adı altın orandır. Altın oran, dengenin, uyumun, estetiğin adıdır. Hücrelerimizin içindeki DNA sarmalından, uzaydaki galaksilerin şekillerine kadar altın oranı bulmak mümkündür.

Estetik denge, denge altın orandır. Altın oran göze güzel gelme olgusudur.

O halde altın oran üzerine kurgulanan insan, hayatını da altın oran üzerine kurgulamalı ve uygulamalıdır.

Bunun adı estetik yaşamaktır.

Kutsal kavramı, özünde sır saklı özellikler taşır. Yerine hemen yenisi, yeniden konulamayan niteliklerle donatılmıştır. Bu yüzden "kutsal", insanların bir an duraklayarak anlamaya algılamaya çalıştıkları bir kavramdır.

İnsan, kendisi ne kadar kutsal ise; yaşantısı da kutsaldır.

Estetik yaşamak, insanın tercihi değil zorunluluğudur. Öyle bir biçimde estetik yaşamak gerekir ki; bir şefin orkestrayı yönettiği gibi tüm çalıgılar  tek ses çıkarsın... dinleyenlerin kulağına hoş ve duyguları gıdıklayan bir melodi ulaşsın... Görenler gıpta etsin.

Estetik yaşamak, hayatı "güzel" ile hayatlandırmaktır.

Yaşamak; varlık nedenine uygun olursa kutsaldır.

Sonsuz mutluluğun başlangıç noktası estetik yaşamaktan geçer.

Dengeli yaşamak, estetik yaşamaktır...

Estetik yaşamak, dengeli yaşamaktır...

"Estetik yaşamak kutsaldır."

Estetik yaşamak için önce, Estetiği çok iyi bilmek ve öğrenmek gerekir. O zaman estetik ile hayat arasındaki ilişkinin temelleri daha iyi anlaşılmış olur.

Yaşamak ölmenin başıdır.

Her yaşayan ölür.

Öyle ki; yaşamak öldürülebildiği halde, ölüm öldürülemiyor... Mademki ölüm öldürülmüyor, o halde estetik yaşayarak, estetik ölmenin yolları aranmalıdır. Bu anlayış "kutsal ölümün" tanımıdır.

Gerçekte herkes cennete gitmeyi ister ama hiç kimse ölmeyi istemez. Daha ilerisi, çocukların büyümeyi istemeleri dışında hiçbir yetişkin ihtiyarlamayı istemediği gibi, hep genç kalmak ister. Bu genç yaşamak istemektir. Halbuki gençlik gece gibidir. İnsanın iradesine hakim olmakta en ihtiyar olduğu zamandır gençlik. Yani gençlik heveslerini dizginlemekte güçsüdür.

Gençlik gecesini "sabıkasız yaşayarak" ihtiyarlık sabahına ulaşanlar, "estetik yaşama kutsallığının" zevkine varanlardır.

DENGELİ YAŞAMAK, GÜZEL YAŞAMA SANATIDIR ...

DENGELİ YAŞAMAK, GÜZEL YAŞAMA SANATIDIR ...

 

                                                                                                    02.Eylül.2010

Bizler asimetrik zamanın yolcularıyız.

Asimetrik zamanın yolcuları olan bizler; ne kadar nerede yaşayacak, O'na o kadar zaman ayırmalıyız...

Dengeli yaşamak insanın tercihi değil zorunluluğudur.

Yaşamak; varlık nedenine uygun olursa kutsaldır.

"Dengeli yaşamak kutsaldır."

Sonsuz mutluluğun başlangıç noktası dengeli yaşamaktan geçer.

Dengeli yaşamak, güzel yaşamaktır...

Güzel yaşamak, dengeli yaşamaktır...

Dengeli yaşamak, değişen dengelere göre ölmemektir...

Dünya, zaman zaman farklı egemenliklerin etkisi altına girebilmektedir...

Ve hakimiyet kayıtsız şartsız milletin olamamaktadır...

İşte bu; değişen dengelerin egemenliğidir...

İnsanlık tarihinde yer tutmuş erdemli insanlar dengeli bir hayat yaşamışlardır...

"Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy" sloganını reddetmişlerdir...

Güç, Güçlünün elinde bir balyoz olmuş, önüne geleni savurmuştur...

İnsanlık tarihi bunun olumlu- olumsuz örnekleri ile doludur...

Gerçek özgürlük, İlkeli yaşamaktan geçer...

İlkeler, inanca yönelik değeler sistemidir... "dün dündür, bu gün bugündür" anlayışını ilkesizlik olarak tanımlar ve reddeder... Dünün doğrusu neyse, bugünün de doğrusu odur, yarın da o  doğru olacaktır...

Ezelden ebede, zerreden küreye doğru; değişen dengelere göre değişmez...

Doğru yaşamak dengeli yaşamaktır...

Öz'ün sözü, Sözün öz'ü, el ele en güzele...

TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ; "HERKES İKTİDAR, KİMSE MUKTEDİR DEĞİL."...

TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ;

"HERKES İKTİDAR, KİMSE MUKTEDİR DEĞİL."...

 

 

Türkiye'de demokrasi kavramı metamorfoza uğrayarak, yeni anlamlar yüklenmeye başladı. Tozbulutu arasında seçilebildiği kadar; "herkes iktidar, kimse muktedir değil."...

Ülkede söz sahibi olduğunu zannedenler ! söylemlerini akıl ve sağduyu flitresinden geçirmeden savurduklarını Dünya kamuoyu ibretle temaşa ediyor...

Buna Dostlar üzülürken, düşmanlar için için seviniyor.

Demokrasilerde, kontrollü güç, " güç" olur.

Gerçekte referandumun arkasında güçler çatışması var...

Bunlardan biri; Milli hassasiyetin olupta, dini hassasiyetin olmadığı taraf.

Diğeri de; "Dini hassasiyetin olup da, Milli hassasiyetin olmadığı taraf.

Demokrasi çerçevesinde olması gereken; tarafların kendilerinde olmayanlarla biribirlerinin eksiklerini tamamlayarak Milletimizi içinde bulunduğu kaostan çıkararak geleceğe hazırlamaktır.

Yabancı iradelerin yönlendirmesi ile değil, kendimiz için bunun kaçınılmaz olduğunu bilerek "boy, soy, sarkık bıyık, badem bıyık " söylemlerle Türkiye'nin aydınlığa açılan kapısını kilitlememek gerekir...

Sayın Cumhurbaşkanımız, Dünya kamuoyuna "liderleri toplayamıyorum" diyebilme noktasına getirilmişse; bunu çok iyi anlamak ve algılamak gerek. Gerçi, Sayın Cumhurbaşkanımızın görev süresinin önce 5 yıl sonra 7 yıl ile tartışma haline getilimiş olması da, bu makamın prestijini zedelemiştir. Cumhurbaşkanlığının elini kolunu bağlamasa da; şevkini kırmıştır.

Kızılay'dan görünenler bu...

Hangi doğrular için sarfedilen söylemler ve eylemler Türkiye üzerinde bir toz bulutu oluşturdu.

Rahmet yağmuruna ihtiyaç var... Toz bulutunun dağılması için...

Tozbulutu örneği aklıma Meşhed-i Hükümdar Sultan Murad'ın Kosova meydan muhrebesinde yapmış olduğu duayı hatırlattı;

Sultan Murad-ı Hüdavendigar, Osmanlı padişahlarının üçüncüsü, Osman beyin torunu, Sultan Orhan'ın oğlu, Yıldırım Beyazid Hanın babasıdır. 1359'da babası vefat edince tahta çıktı. Önce Ankara'yı Haçlı ordusuna karşı Sırpsındığı Savaşı'nı kazandı. Tuna nehrine kadar aldı. 200.000 kişilik ikinci Haçlı ordusuna karşı Kosova Savaşı'nı da 1389'da kazandı. Sırp Kralı Lazar ve kumandanları bu savaşta öldü. Sırp Devleti yok edildi. Harp sonunda ziyaretine gelen bir Sırplı tarafından şehit edildi. Yerine oğlu Yıdırım Beyazid padişah oldu. Osmanlı Ordusu Kosova'ya 8 Ağustos günü öğle sıcağında gelmişti. Gece olur olmaz, ordugahın üzerine koyu bir sis çöktü. Göz gözü görmüyordu. Sultan I. Murad Han, ortalıktan el, ayak çekilince, abdest aldı, 2 rekat namaz kıldı. Yüzünü toprağa koyup dua etti: "Ya Rabbi! Bunca kere duamı kabul edip beni mahrum etmedin. Yine duamı kabul eyle! Bir Yağmur verip, bu karanlığı ve duamı def et! Ta ki, düşman askerini gözümüzle görüp, yüz yüze cenk edelim. Allahım, ben de sıradan bir kulunum. Benim sırlarımı ve niyetimi bilirsin. Mal, mülk edinmek gibi bir maksadım yok. Senin halis rızanı isterim. Ya Rabbi! Bu müminleri kafir diyarında mağlup ve helak kılma! Onlar için ben canımı vermeye hazırım. Tek sen kabul eyle!.." Sultan Murad'ın bu samimi duası kabul oldu. Yağmur yağdı. Sis dağıldı, düşman askerinin üzerine çöktü. Ertesi gün Kosova Savaşı Osmanlının zaferi ile neticelendi. Sultan Murad Han zaferin sevincini yaşadı. Daha sonra dilediği şehadete kavuştu.

DÜNYA'NIN EN BÜYÜK OYUNU TÜRKİYE'DE OYNANIYOR

 

 DÜNYA'NIN EN BÜYÜK OYUNU TÜRKİYE'DE OYNANIYOR

 

Türkiye, Dünyanın en büyük oyunun oynandığı bir coğrafya oldu. Uluslararası çıkar çatışmaları; açık gizli, kanlı kansız, politik biçimlerde kedini göstermektedir. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu belli olmayan bir toz bulutunun arasında söylemler ve eylemler sahneleniyor.

Türkiye tablosu bu...

Tablo yüzeyindeki manzara bu...

Yöneten, yönetilen bu manzaranın bir objeleri olarak yerini almış durumda. Daha doğrusu yerleştirilmiş durumda. Ressam ustaca yeteneğini sergilemektedir. İlginç olan taraf; manzarada yer alan objeler, kendilerini ressam zannetmektedirler.

Resim, ressam olabilirmi ?...

Resim hiçbir zaman ressam olamaz...

Ressam tablo yüzeyindeki objeleri, istediği şekilde kullanır, yerlerini değiştirebilir, gerektiğinde de siler...

Bu objenin önemine göre değişmez. Objeye gerektiği zaman, gerektiği kadar, gerektiği biçimde verilen ya da verdirilen öneme göre kullanılır, kullandırılır.

Tercih, resimdeki objelerin değil, objeleri yerli-yerince kullananlarındır...

Bu nedenle, objelerin yerini konumunu beğenmeme gibi lüksleri yoktur. İtiraz etme hakları da yoktur...

Referandum, reform, demokratik gibi Birer estetik unsur olarak yerleştirlen objeler, ressamın arzusuna göre fonksiyon icra ederler...

Türkiye şu an için böyle bir tablo yüzeyi.

Ressam isteği gibi renk ve biçimlerle oyun oynuyor.

Tablo çalışması devam ediyor...

Ressam tabloyu tamamladığında ortaya nasıl bir manzara çıkacak ben de merak ediyorum...

Ressamların birden fazla olduğu, Türkiye tablosuna eline fırçayı alanın müdahale ettiği bir ortamda; bu tablo kolay kolay bitmeyeceğe benziyor...

Bir resim ya bir defada biter ya da bin defada bitmezmiş...

Listeleniyor (29—70) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010 | Design By Web Tasarım | Seo