Akıl Güncem

Listeleniyor (29—68) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17

TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ; "HERKES İKTİDAR, KİMSE MUKTEDİR DEĞİL."...

TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ;

"HERKES İKTİDAR, KİMSE MUKTEDİR DEĞİL."...

 

 

Türkiye'de demokrasi kavramı metamorfoza uğrayarak, yeni anlamlar yüklenmeye başladı. Tozbulutu arasında seçilebildiği kadar; "herkes iktidar, kimse muktedir değil."...

Ülkede söz sahibi olduğunu zannedenler ! söylemlerini akıl ve sağduyu flitresinden geçirmeden savurduklarını Dünya kamuoyu ibretle temaşa ediyor...

Buna Dostlar üzülürken, düşmanlar için için seviniyor.

Demokrasilerde, kontrollü güç, " güç" olur.

Gerçekte referandumun arkasında güçler çatışması var...

Bunlardan biri; Milli hassasiyetin olupta, dini hassasiyetin olmadığı taraf.

Diğeri de; "Dini hassasiyetin olup da, Milli hassasiyetin olmadığı taraf.

Demokrasi çerçevesinde olması gereken; tarafların kendilerinde olmayanlarla biribirlerinin eksiklerini tamamlayarak Milletimizi içinde bulunduğu kaostan çıkararak geleceğe hazırlamaktır.

Yabancı iradelerin yönlendirmesi ile değil, kendimiz için bunun kaçınılmaz olduğunu bilerek "boy, soy, sarkık bıyık, badem bıyık " söylemlerle Türkiye'nin aydınlığa açılan kapısını kilitlememek gerekir...

Sayın Cumhurbaşkanımız, Dünya kamuoyuna "liderleri toplayamıyorum" diyebilme noktasına getirilmişse; bunu çok iyi anlamak ve algılamak gerek. Gerçi, Sayın Cumhurbaşkanımızın görev süresinin önce 5 yıl sonra 7 yıl ile tartışma haline getilimiş olması da, bu makamın prestijini zedelemiştir. Cumhurbaşkanlığının elini kolunu bağlamasa da; şevkini kırmıştır.

Kızılay'dan görünenler bu...

Hangi doğrular için sarfedilen söylemler ve eylemler Türkiye üzerinde bir toz bulutu oluşturdu.

Rahmet yağmuruna ihtiyaç var... Toz bulutunun dağılması için...

Tozbulutu örneği aklıma Meşhed-i Hükümdar Sultan Murad'ın Kosova meydan muhrebesinde yapmış olduğu duayı hatırlattı;

Sultan Murad-ı Hüdavendigar, Osmanlı padişahlarının üçüncüsü, Osman beyin torunu, Sultan Orhan'ın oğlu, Yıldırım Beyazid Hanın babasıdır. 1359'da babası vefat edince tahta çıktı. Önce Ankara'yı Haçlı ordusuna karşı Sırpsındığı Savaşı'nı kazandı. Tuna nehrine kadar aldı. 200.000 kişilik ikinci Haçlı ordusuna karşı Kosova Savaşı'nı da 1389'da kazandı. Sırp Kralı Lazar ve kumandanları bu savaşta öldü. Sırp Devleti yok edildi. Harp sonunda ziyaretine gelen bir Sırplı tarafından şehit edildi. Yerine oğlu Yıdırım Beyazid padişah oldu. Osmanlı Ordusu Kosova'ya 8 Ağustos günü öğle sıcağında gelmişti. Gece olur olmaz, ordugahın üzerine koyu bir sis çöktü. Göz gözü görmüyordu. Sultan I. Murad Han, ortalıktan el, ayak çekilince, abdest aldı, 2 rekat namaz kıldı. Yüzünü toprağa koyup dua etti: "Ya Rabbi! Bunca kere duamı kabul edip beni mahrum etmedin. Yine duamı kabul eyle! Bir Yağmur verip, bu karanlığı ve duamı def et! Ta ki, düşman askerini gözümüzle görüp, yüz yüze cenk edelim. Allahım, ben de sıradan bir kulunum. Benim sırlarımı ve niyetimi bilirsin. Mal, mülk edinmek gibi bir maksadım yok. Senin halis rızanı isterim. Ya Rabbi! Bu müminleri kafir diyarında mağlup ve helak kılma! Onlar için ben canımı vermeye hazırım. Tek sen kabul eyle!.." Sultan Murad'ın bu samimi duası kabul oldu. Yağmur yağdı. Sis dağıldı, düşman askerinin üzerine çöktü. Ertesi gün Kosova Savaşı Osmanlının zaferi ile neticelendi. Sultan Murad Han zaferin sevincini yaşadı. Daha sonra dilediği şehadete kavuştu.

DÜNYA'NIN EN BÜYÜK OYUNU TÜRKİYE'DE OYNANIYOR

 

 DÜNYA'NIN EN BÜYÜK OYUNU TÜRKİYE'DE OYNANIYOR

 

Türkiye, Dünyanın en büyük oyunun oynandığı bir coğrafya oldu. Uluslararası çıkar çatışmaları; açık gizli, kanlı kansız, politik biçimlerde kedini göstermektedir. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu belli olmayan bir toz bulutunun arasında söylemler ve eylemler sahneleniyor.

Türkiye tablosu bu...

Tablo yüzeyindeki manzara bu...

Yöneten, yönetilen bu manzaranın bir objeleri olarak yerini almış durumda. Daha doğrusu yerleştirilmiş durumda. Ressam ustaca yeteneğini sergilemektedir. İlginç olan taraf; manzarada yer alan objeler, kendilerini ressam zannetmektedirler.

Resim, ressam olabilirmi ?...

Resim hiçbir zaman ressam olamaz...

Ressam tablo yüzeyindeki objeleri, istediği şekilde kullanır, yerlerini değiştirebilir, gerektiğinde de siler...

Bu objenin önemine göre değişmez. Objeye gerektiği zaman, gerektiği kadar, gerektiği biçimde verilen ya da verdirilen öneme göre kullanılır, kullandırılır.

Tercih, resimdeki objelerin değil, objeleri yerli-yerince kullananlarındır...

Bu nedenle, objelerin yerini konumunu beğenmeme gibi lüksleri yoktur. İtiraz etme hakları da yoktur...

Referandum, reform, demokratik gibi Birer estetik unsur olarak yerleştirlen objeler, ressamın arzusuna göre fonksiyon icra ederler...

Türkiye şu an için böyle bir tablo yüzeyi.

Ressam isteği gibi renk ve biçimlerle oyun oynuyor.

Tablo çalışması devam ediyor...

Ressam tabloyu tamamladığında ortaya nasıl bir manzara çıkacak ben de merak ediyorum...

Ressamların birden fazla olduğu, Türkiye tablosuna eline fırçayı alanın müdahale ettiği bir ortamda; bu tablo kolay kolay bitmeyeceğe benziyor...

Bir resim ya bir defada biter ya da bin defada bitmezmiş...

TÜRKİYE HAYAL ETTİĞİM DÜNYAMIN BİR EYALETİDİR...

TÜRKİYE HAYAL ETTİĞİM DÜNYAMIN BİR EYALETİDİR...

                                                                                      A.A.

                              

12 Eylül ihtilali kahramanı Kenan Evren kötü bir ressam olarak emekliliğin tadını çıkarırken, yaptığı tablolardan daha kötü bir fikir ortaya attı; Türkiye'nin eyalet sistemine geçmesi gerektiğini söyleyen eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren, ülkenin 8 eyalete bölünebileceğini açıkladı. Evren bu eyaletleri "Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Erzurum, Diyarbakır, Eskişehir, Trabzon" olarak sıraladı. 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, sürpriz bir açıklamayla Türkiye'nin eyalet sistemine geçmesi gerektiğini söyledi. Evren dünkü Sabah Gazetesi'nde yayınlanan sözlerini bir adım daha ileri götürerek Türkiye'nin hangi eyaletlere bölünebileceğini açıkladı. Evren'e göre Türkiye 8 eyalete bölünebilir. Eski Cumhurbaşkanı, bu 8 eyaleti şöyle sıraladı:"Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Erzurum, Diyarbakır, Eskişehir, Trabzon." Evren, Hürriyet'in bu konudaki sorularını şöyle cevapladı: ASLINDA 1980’LERDEN BERİ DÜŞÜNÜYORUM Bir zamanlar söylemek suçtu. Böyle bir fikre nasıl geldiniz? Aslında bu düşüncem yeni değil. Daha 1980'li yılların başında bunları düşündüm. Çünkü Ankara'dan 81 ile hákim olmak zor. Uykularım kaçıyordu. Ben Cumhurbaşkanı'yken İçişleri Bakanı bunu dile getirdi. O zaman niye bir şey yapmadınız? Aslında yaptık. 1983 yılında Danışma Meclisi tatile girdiğinde bizim kanun hükmünde kararname çıkarma yetkimizi devrettik. Bölge idare mahkemelerini kurarken bu zihniyetle hareket ettik. Türkiye'yi birtakım bölgelere böldük. Yetkileri oraya devrettik. GÖREMEYEBİLİRİM AMABU ADIM ATILMALI

Peki eyalet sistemi fikrine nasıl geldiniz? Cumhurbaşkanı iken Bavyera'yı ziyarete gitmiştim. Baktım üç bayrak çekmişler. Bir Türk, öteki Alman bayrağıydı. Bu üçüncüsü ne bayrağı diye sordum. 'Burası Bavyera Eyaleti, onun bayrağı' dediler. Birçok ülkede bu var. Amerika da böyle yönetiliyor. Pakistan da. Yönetim zorlaşınca ülkeler eyaletlere bölünüyor. Türkiye de buraya gelmeli mi diyorsunuz? Mutlaka gelecek diyorum. Ne zaman gelecek? Belki 10 yıl, belki 30, belki 50 yıl. Ben 90 yaşındayım. Belki ben görmeyeceğim. Ama Türkiye bir gün mutlaka bu adımları atacak. Yoksa huzur bulmamız mümkün değil. CESUR ADIMLAR ATIP DÜNYAYA UYMALIYIZ Yükselen milliyetçilik akımı buna izin verir mi? Şimdi bakıyorum, ortada vatan kurtaran aslanlar geziyor. Tutturmuşlar bir karış toprak vermeyiz diye. Toprak niye gitsin? Bunlar dünyaya ayak uyduramayan insanlar. Huzur bulmak istiyorsak cesur adımlar atmalıyız. Bir zamanlar Özal bunu söylediğinde hakkında yazılmadık yazı, söylenmedik söz kalmamıştı.

Ben Hazar deninizini her zaman bir iç gölümüz olarak düşünmüşümdür. Çin seddinden Adriyatik denizine kadar Türk Dünyasında Anadolu coğrafyası zaten minicik bir eyalet durumundadır. Böyle aptalca fikir nereden çıktı?...

SÖYLENECEK SÖZÜM O Kİ; Sayın Evren Kötü Tablolarına katlanabiliriz. Ama kötü fikirlerine asla...

 

TÜRKİYE HAYAL ETTİĞİM DÜNYAMIN BİR EYALETİDİR...

                                                                                      A.A.

GÜZEL SANAT GÜZEL SİYASET VE REFERANDUM

GÜZEL SANAT GÜZEL SİYASET VE REFERANDUM

 

Bir yerde insan varsa sanat, siyaset ve referandum da vardır.  Kimse bunların birbiri ile ne ilgisi var diyemez. Sanat her zaman “güzel” ile özdeş anlaşılmış ve anlatılmıştır. Bu nedenle güzel ile sanatın bir arada kullanılmasını kimse yadırgamaz. Siyaset ile referandum da birlikte kullanıldığında insanlar, ihtiyacı oranında ilgi gösterir veya ilgisiz kalırlar. Burada garip gelecek nokta sanat ile siyaset ve referandum ilişkisidir ya da çelişkisidir. Zaten çelişkiler, çatışmalar ve bunalımlar ortadan kalktığı zaman, sanat da ortadan kalkacaktır diyenler var. Yerkürede insanoğlu varlığını sürdürdükçe; çelişki ve çatışmalar ortadan kalkmayacağına göre sanatın büyüklü küçüklü siyaset ve referandumla olan ilişkisine devam edecektir.

Sanat, siyaseti güzel bir biçimde ele alır. Sanatçı güzel düşünür, siyaseti güzel görür. En olumsuz tavsiye ile sanatçı güzel düşünmelidir ve siyaseti güzel görmelidir. Çünkü güzelden payını almayan sanat da siyaset de, insanları felakete sürükleyen kara bir bela olur. Siyaset ve referandum, güzel sanat ekseninde ele alınmalıdır ki; bu olgu ve eylemler kendi alanları içerisinde insanları huzura ve mutluluğa götüren bir araç olabilsin.

Referandum, siyasi yoldan çıkış yolları aramak için vardır. Temel hareket noktası da; tarafların sorun ve çözüm önerilerinde çaresiz kaldıklarında, direkt olarak halkın hakemliğine başvurmasıdır. Burada siyasilere düşen görev, halkın iradesini belli bir yönde etkilemek değil, milleti bilgilendirmektir. Sonucu milletin egemenliğine bırakmaktır. Sonra da neticeye rıza göstermektir.

Siyasilerin referandum ekseninde buluştuğu tek nokta var. O da millete kendi zaviyelerinden hareketle, millete evet ya da hayır “dedirtmektir. “ Bu referandum sonucuna razı olmak değil, sonuçtan pay çıkarmaktır. Buna biz güzel siyaset diyemeyiz. Sanatın kendisi başlı başına bir fenomen olduğu gibi, başka alanlara da katkıda bulunur. Şoförlük sanatı, öğretmenlik sanatı, marangozluk sanatı olduğu gibi, savaş sanatı, sevme sanatı, dövüş sanatı ve siyaset sanatı da vardır. Buradaki asıl amaç, her aracı insan için, insan elinden, insana göre yapmaktır, yapabilmektir. Yoksa tüm işler fincancı katırına döner. Züccaciye mağazasına Fil’in girmesi gibi olur. İşte bu... kaş yapalım derken gözü oymaya benzer. Siyasi öncülerinin en korkulu rüyası taban kaymasıdır. Taban kaymasını önleyecek en önemli çare; söylem ve eylemlerde güvendir. Güveni sağlayacak çare ise samimiyet, sadakat ve karşılıklı sevgidir. Bunu kaybeden, tabanı da kaybeder. Taban öyle önemlidir ki, tabansız tavan birşey ifade etmez. Tabansız tavan sanal gösterge olarak basını ve ilgililerini meşgul etmekten başka bir işe yaramaz. Siyasal olgunun dolgu verniği gibidir. Bu dolgu gereklimidir? Gereklidir. Ama çözüm yolu değildir. Zaman kaybımıdır? Zaman kaybıdır. Sorun mudur? Sorundur. Ama ideal değildir. Realdir. Realitedir. Kronik realite...

Taban dosttur. Dostluk konusunda herkese Ebu Müslim Horasani'nin çok önemli bir mesajı var;

ONLAR ZARARLARINDAN EMİN OLDUKLARI İÇİN DOSTLARINI UZAK TUTTULAR.

KENDİLERİNE BAĞLAMAK VE KAZANMAK İÇİN DE;

DÜŞMANLARINI YAKINLAŞTIRDILAR.

YAKINLAŞTIRILAN DÜŞMAN DOST OLMADI,

AMA UZAKLAŞTIRILAN DOST DÜŞMAN OLDU.

HERKES DÜŞMAN SAFINDA BİRLEŞİNCE YIKILMALARI MUKADDER OLDU..

Bu veciz sözü çok iyi anlamak, algılamak ve uygulamak gerekir. Ancak Siyasi öncülerin hırsla bunu görmemeleri veya görmemezlikten gelmeleri kendileri ile beraber arkasından gidenleri hüsrana uğratır, uğratmıştır, uğratacaktır. Güzellik için omuz omuza veren üç kişi "111 kişi" kuvvetindedir. Çirkinlik için omuz omuz veren  11111111 kişi " etkisiz sürü" hükmündedir.                                                     

Listeleniyor (29—68) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010