Akıl Güncem

Listeleniyor (25—70) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18

MİTOLOJİ

MİTOLOJİ                                                                                                                   24.EYLÜL.2010

 

 

 

Bugün artık yarın olduğunda dünde kalmış olacaktır...

Bugünler de, yarınlar olduğunda çok geçmişlerde kalacaktır.

Ve herşey, herkes tarih olacaktır. ya da tarihin derinlilerinde yok olacaktır.

Mitolojik eksende efsanaleşmeye kadar gidebilenler olduğu gibi, akşam güneşi batmadan yok olanların, yok olduklarının farkında dahi varamayacağız.

Greekler'in yani Yunanlıların kavim olarak öyle ya da böyle insanlık tarihinde dikkate değer bir yeri olmuştur. İnsanlık diline, kültür ve sanatına önemli katkılarda bulunmuşlerdır. Zaten Mitoloji kavramı da yunanca mythos ( masal - hikaye ) ve logos ( söz ) kelimelerinden gelmiştir. Mitoloji; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların  inandıkları tanrıların,  kahramanların, devlerin ve  perilerin hayatlarından bahseden hikâyelerdir. Her toplumun kendine özgü bir mitoloji maceraları vardır. Ve temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitolojiler toplumdan topluma farklılık gösterdiği gibi ortak yanları da çok bulunmaktadır. Mitolojide geçen öykülerin hepsi hayal ürünü değildir. Birçok mitolojide geçen tufan olayı, yapılan kazı ve araştırmalar sonucu gerçek olduğu ispatlanmıştır. Mitolojilerin en ilginçlerinden olarak kabul edilen klasik mitoloji ( Greek mitoloji ) deki öykülerin tamamına yakın bir bölümü ya Anadolu da geçmektedir, ya da Anadolu ile ilintilidir.

Mitolojide bilimsellik aranmaz. Mitolojinin içerisinde gerçek kadar özendirici abartmalar da olabilir. Yararlı eklentiler... En azından zararsız yamamalar...

Dün'de, Bu gün'de her şey yaşandığı gibi, yarında yaşanacak...

Ve biz insanoğlu olarak cennetten kovulma nedenleri kadar cehennemden de korunma yollarını aramaya anlamaya ve yaşamaya çalışacağız...

İlginçtir ki; Paleolotik dönemden beri insanlar, aynı bizler gibi evreni ve içindekileri anlama ve açıklama çabası içindendirler. Adem (a.s.) mitolojisi Soyuttan somuta giden serüvenin birinci kahramanı olarak gizemliliğini korumaya devam etmektedir. Adem (a.s.)'ı anlamak, tanımak, bu alanda çalışma yapmak insanoğlunun kreatif yani yaratıcı kaynaklarını gözler önüne sermektedir.

Ancak "doğruya sadakatte sapmaların yoğun yaşandığı zamanda", mitlerin doğanın doğal güçlerini, doğaüstü hale getirdiklerini görebiliyoruz. Bunun en belirgin örneklerinden biri yerkürede yaşayan sıradan bir insanın hem kendisine hem de bindiği at'a kanat takması gibi...

Bu belki de; Hz. Muhammed'in (a.s.v) Miraç gecesinde Sidret-ül Müntehaya "Burak"  isminde bir binit ile olan seyahatin yansıması olarak algılanabilir.

Eski çağda Roma'da o zamanın hak dini Hıristiyanlık'tan önce Resmi ideoloji olarak "Paganizma" yani çok tanrılılık vardı. Zaten Hz. İsa (a.s.) Büyük ve önemli bir devrimci olarak, Allegorik yaratıklar sayılabilecek çok tanrılı dine başkaldırısının ilk çalışmalarını katakomblarda yapmaya başlamıştı bile...

13 rakamının uğursuz sayılmasının nedenlerinden biri de; Hz. İsa'nın dava arkadaşlarından 13. kişinin kendilerine ihanet ettiği yada edeceğini, ünlü son akşam yemeğinde açıklamasıdır. O açıdan yerkürede farklı coğrafyalarda yaşayan insanların farklı mitleri olabilmektedir. Greeklerde bu mitolojik kahramanlar, Herkül, Masis, Samson olduğu gibi, Türklerde Börteçine, Asena, Oğuz Kağan, Attila olabilmektedir. Uyurken saçlarından kesilen bir iki tel sahip oldukları kudreti kaybettirebilmektedir.

İşte böyle; her kültürün temelinde olmasada bir bölümünde mitler önemli bir yer alır. Okumuş okumamıış, avam havvas, yaşlı genç, geleneksel olarak bu mitleri dilden dile, kulaktan kulağa ulaştırır. Herkes bilir. Evrenin gizemi karşısında iç huzur sağladıkları için bir çok insan bu mitlere inanır.

 

İşte mitolojik eksende ele alınabilecek efsanalerden biri de Greek efsanalerinden daha ilgi çekici olduğuna inandığım, Türk destanlarından bir olan Ergenekon destanıdır;

 

 ERGENEKON DESTANI

 

Ergenekon Destanı, "Büyük Türk Destanından bir parçadır. Türk kavimlerinden Göktürkler'i mevzu alır. Göktürkler'in menşeini açıklamak ister. Ergenekon Destanı'nın özeti şöyledir:

Türk illerinde Göktürkler'e itaat etmeyen bir yer yoktu. Bunu kıskanan yabancı kavimler birleşerek Göktürkler'in üzerine yürüdüler. Maksatları öç almaktı. Göktürkler, çadırlarını, sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince, vuruşma da başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.

Bu yenilgiden sonra yabancı kavimlerin hanları ve beyleri av yerinde toplanıp konuştular.

"Göktürkler'e hile yapmazsak akıbet işimiz yaman olur," dediler.

Tan ağarınca, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar.

Göktürkler, "Bunların vuruşma güçleri bitti, kaçıyorlar," deyip arkalarından yetiştiler.

Düşman, Göktürkler'i görünce, birden döndü. Vuruşma sonunda düşman, Göktürkler'i gafil avlayıp yendi. Göktürkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını ve mallarını öylesine yağmaladı ki, bir ev kurtulmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdi. Küçükleri kul edindi. Her düşman birini alıp gitti.

Göktürkler'in başında İl Han vardı. Çocukları çoktu. Fakat bu uğursuz vuruşmada bir tanesi hariç, hepsi öldü. Kayı adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Han'ın Dokuz-Oğuz adlı bir de yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz-Oğuz düşmana tutsak olmuşlardı. Fakat on gün sonra bir gece ikisi de kadınları ile beraber atlara atlayıp kaçtılar. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen çok deve, at, öküz ve koyun buldular. "Dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. Gereği odur ki, dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım," dediler. Dağa doğru sürülerini alıp göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine bir yoldu ki, bir deve veya bir at güçlükle yürürdü. Ayağını yanlış bassa yuvarlanıp parça parça olurdu. Göktürkler'in vardıkları yerde akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, meyveler, ağaçlar ve avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Hayvanlarının kışın etini yediler; yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye "Ergenekon" adını koydular.

İki Göktürk prensinin Ergenekon'da çocukları çoğaldı. Kayı Han'ın çok çocuğu oldu. Dokuz-Oğuz Han'ın daha az oldu. Çok yıllar bu iki Hanın çocukları Ergenekon'da kaldılar. Pek çoğaldılar.

Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki, Ergenekon'a sığışamaz oldular. Buna bir çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki, "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa, onunla görüşelim. Düşmanla vuruşalım".

Kurultay bu kararı alınca, Göktürkler, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar, bulamadılar.

O zaman bir demirci dedi ki, "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat madene benzer. Şunun demirini eritsek, belki dağ bize geçit verirdi". Göktürkler, varıp demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin tedbirini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü altını, yanını, yönünü böylece odun ve kömürle doldurduktan sonra, yetmiş deriden büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular. Odun-kömürü ateşleyip körüklemeye başladılar,

Tanrı'nın gücü ve inayeti ile ateş, kızdıktan sonra demir dağ eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününün, kutsal saatini bekleyip bu yoldan Ergenekon'dan çıkmaya başladılar. Bu kutsal gün, ondan sonra Göktürkler'de bayram oldu. Her yıl o gün gelince büyük tören yapılır; bir parça demir alınıp ateşte kızdırılır. Bu demiri Önce Göktürk Ham kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver.

Ondan sonra Türk beyleri de böyle yapıp bu günü kutlarlar.

Ergenekon'dan çıkınca, Göktürkler'in ulu hakanı Kayı Han soyundan Börteçine, bütün illere elçiler gönderdi; Göktürkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Tâ ki, eskisi gibi bütün iller Göktürkler'in buyruğu altına girer.

KENDİNİ VE BAŞKALARINI GÜZEL YÖNETENLER...

KENDİNİ VE BAŞKALARINI GÜZEL YÖNETENLER...

 

                                                                                                                                                    21.09.2010

 

İnsanın kendini yönetebilmesi en önemli özelliklerinden biridir.

Önemli özelliklere sahip olmak ile kendini yönetmek farklı şeylerdir.

Her insanda farklı dünya görüşü, olaylara karşı farklı yaklaşımlar olabilir.

Birinde olan diğerinde olmadığı gibi, diğerinde olan bir başkasında olmayabilir.

Olanları da, olmayanları da birer "güzellik " olarak değerlendirmek gerekir.

İnsan başkalarını yönetmeye talip olmadan önce kendini yönetmelidir. Yönetebilmelidir...

İnsan kendini yönetebilecek bilgi, beceri ve donanıma sahip olmadığını hissediyorsa başkalarını yönetme isteğini terketmelidir.

Kendini yönetemeyen başkalarını yönetemez...

Kendini güzel yönetemeyen, başkalarını yönetemez..

Ya da emanet ehline verilemişse çirkin yönetir. Bu da insanın hem kendisine hemde başkalarına yarardan çok zarar verdiği anlamına gelir.

Yöneticilik görevi, gereğince ve yeterince yerine getirildiği takdirde kutsaldır.

Bu noktada Halka yani insanlara hizmet etmek anlamına gelir ki; Halka hizmet eden Hak'ka hizmet etmiştir.

Bu da iyi yönetciliğin esaslarından olduğu gibi, tüm güzelliklerin yeryüzüne yayıldığı gibi, tüm insani ve ilahi güzellikleri de üzerine çekmesi anlamına gelir.

Tüm bunlar, Güzel düşünmeden geçer.

Güzel düşünen, güzel yönetir.

Güzel yöneten, içinde yaşadığımız dünyayı hem kendisine hem başkalarına harika bir gezegen yapar...

Seven sevilir... 

Kendini iyi seven kendini iyi yönetir...

Başkalarını iyi seven Başkalarını iyi yönetir...  

İnsanın kendini yönetebilmesi en önemli özelliklerinden biridir.

Önemli özelliklere sahip olmak ile kendini yönetmek farklı şeylerdir.

Her insanda farklı dünya görüşü, olaylara karşı farklı yaklaşımlar olabilir.

Birinde olan diğerinde olmadığı gibi, diğerinde olan bir başkasında olmayabilir.

Olanları da, olmayanları da birer "güzellik " olarak değerlendirmek gerekir.

İnsan başkalarını yönetmeye talip olmadan önce kendini yönetmelidir. Yönetebilmelidir...

İnsan kendini yönetebilecek bilgi, beceri ve donanıma sahip olmadığını hissediyorsa başkalarını yönetme isteğini terketmelidir.

Kendini yönetemeyen başkalarını yönetemez...

Kendini güzel yönetemeyen, başkalarını yönetemez..

Ya da emanet ehline verilemişse çirkin yönetir. Bu da insanın hem kendisine hemde başkalarına yarardan çok zarar verdiği anlamına gelir.

Yöneticilik görevi, gereğince ve yeterince yerine getirildiği takdirde kutsaldır.

Bu noktada Halka yani insanlara hizmet etmek anlamına gelir ki; Halka hizmet eden Hak'ka hizmet etmiştir.

Bu da iyi yönetciliğin esaslarından olduğu gibi, tüm güzelliklerin yeryüzüne yayıldığı gibi, tüm insani ve ilahi güzellikleri de üzerine çekmesi anlamına gelir.

Tüm bunlar, Güzel düşünmeden geçer.

Güzel düşünen, güzel yönetir.

Güzel yöneten, içinde yaşadığımız dünyayı hem kendisine hem başkalarına harika bir gezegen yapar...

Seven sevilir... 

Kendini iyi seven kendini iyi yönetir...

Başkalarını iyi seven Başkalarını iyi yönetir...  

BAŞARILI KALMAK BAŞARILI OLMAKTAN DAHA ZOR....

BAŞARILI KALMAK BAŞARILI OLMAKTAN DAHA ZOR....

 

  

İnsan kimi  zaman hak ederek başarılı olur kimi zaman da tesadüfen...

Hakederek başarı olanların başarılı kalmaları daha zordur...

Tesadüfen başarılı olanların başarılı kalmaları çok çok daha zordur. Hatta imkansızdır...

Halk bu tesadüfen başarılı olanlar için "balon" kavramını kullanırlar...

Balonların en önemli özelliği; hava ile şişirilmiş olmasıdır...Dolayısı ile hava ile şişirilmiş olan balonlar hemen patlayabilir.

Halbuki balonları sevmeyenimiz hemen hemen yok gibidir... Rengi, görüntüsü, yumuşaklığı balonları sempatik ve çekici kılar... Romantikdir, duygusaldır...

Ama kısa ömürlüdür balonlar...

Ne kadar dayanıklı olursa olsun, Gün ışığı ile şişirilen balonlar, yatsıya kadar patlamasa ile pörsüdüğünü gözlemlemişizdir...

O yüzden balon'a bel bağlanmaz, çok da üzerinde durulmaz... Anlık eğlence oyuncağıdır... Adı üzerinde Balonlar sevimli oyuncaklarımızdır.

Bu nedenle başarılarımız balon gibi olmamalıdır. Balon gibi içi hava ile doldurulmamalıdır...

Dev yoktur, devleştirilenler vardır... Nihayetinde devleştirilenlerin, deve kadar bile büyük olmadığı zaman içerisinde görülmektedir...

Gerçek başarılı olanlar, başarılı olarak kalabilenlerdir.

Tesadüfen başarılı olanlar, kısa zamanda balon gibi sönenlerdir... Görüntü cazip gelse de; kalıcı değildirler...

Gerçek başarılı olmak için gerçekten çok çalışmak gerekir...

Başarılı olmak çok çalışmanın güzel bir sonucudur...

Çalışmadan başarı olanlar, hiç bir zaman başarılı  kalamazlar...

Önemli olan başarılı olmaktır. Ondan daha önemli olan uzun zamana yayılan başarılı kalmaktır...

Bu tanımlama bireyler için geçerli olduğu kadar, gruplar, toplumlar ve milletler için de geçerlidir...

Türkiye'de bir çok "yarım unsur", bir "tam" yapamamaktadır...

Dişliler arasındaki ergonomik uyumsuzluk, gerçek başarıyı olumsuz etkilemektedir...

Türkiye'nin uzun vadeli başarılı kalabilmesi için, gerçekten başarılı olması gerekir...

Türkiye'nin Başarılı olduğunu söyleyerek, para kazanmada başarılı olan sözde akil adamların sözleri ile Türkiye keşke kalıcı başarıyı yakalayabilse...

Türkiye'nin aydınlık ufuklara doğru yol alması için, gerçek başarıyı yakalamanın yolu çok yönlü sorun tespiti ve çözüm önerileri geliştirmektir.

İşte o zaman kalıcı başarı elde edilebilir...

GÜZEL TOPLUM VE REFERANDUM

GÜZEL TOPLUM VE REFERANDUM

 

                                                                                                                                 15.09.2010

 

Görünen o ki Türk toplumu sosyal olduğu kadar siyasal bir toplumdur.

Referandum sonuçları açıklandı. Herkes Galip, Kimse mağlup değil...

Namık Kemal'in "Vatan Yahut Silistre" isimli eserinde, isimsiz kahramanlardan birinin ağzından sürekli şu tekerlemeler çıkardı;"Kıyamet mi kopar!!!"...

İşte onun gibi, referandum sürecinde kıyamet kopmadığı gibi, referandum sonucuna göre denilebilir ki;" kıyamet mi kopar!!!..."

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; Meydanlarda konuşulanlar orada kalsın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli" Herkes sonuçlara saygı göstermeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu;" Karamsar değilim".. gibi sözlerle ortamı rahatlattı.. Bunlar güzel şeyler...

Türkiyede seçmenler, siyaset dersi almış gibi oy kullanmış oldukları ileri sürülebileceği gibi. Kendi doğruları doğrultusunda hareket ettikleri de iddia edilebilir.

Referandum sonuçlarından herkesin bir mesaj alması gerekir.

1. Referandum sonucu evet oy oranı  % 57,9 Proje için önemli bir halk desteğidir.

2. Referandum sonucu Hayır oy oranı % 42, 1 Proje için önemli bir karşı çıkış kitlesidir.

3. Bu sonuçlar, herkesin galip hiçkimsenin mağlup olmadığı bir sonuçtur. Dolayısı ile sonuçlar, hiç kimseye her istediğini, kendisinden başka hiç kimse yokmuş gibi serbest hareket etme hakkını vermemektedir.

Aslında Toplum önderleri, ulaşılmaz, her şeyi en iyi bilen, tek doğru sahibi, otoriter gibi görünseler de; nihayetinde insandırlar. Ancak insanlar tercihlerini akılcı bir anlayışla yaptıkları zaman ne kadar büyük bir "güç" olduğu görülmektedir.

Gerçi bu tercihlere yapay müdahaleler, hür iradeyi şöyle ya da böyle etkilese de sonuç konusunda hiç kimse sonsuz kudrete sahip olmadığının farkında olduğunu düşünüyorum.

Toplum Referandum için değil, Referandum Toplum içindir...

Bizim insanımız duygusaldır. Çekirdek aile modelini benimsemiştir. Herkes her istediğini bu toplumdan isteyebilir. Ancak Toplum neyi ne kadar kime ve ne zamana kadar vereceğini bilir.

Bu nedenle kimse şımarmalıdır, hırçınlaşmamalıdır. Uzlaşma olmalıdır. Parti liderlerinin, Türkiyenin karanlığa düşmemesi, aydınlık ufuklara açılması için hoşgörü içerisinde teknik dayanışma ve işbirliğine girmeleri kaçınılmazdır.

Bu güzel toplum, siyasi liderlerin söylem ve eylemlerinden çok çabuk etkilenmektedir.

Bu nedenle Toplumu tedirgin eden gerilim politikası terk edilmelidir.

Dünya bizi izliyor.

Dünyayı kurtaracak güzelliktir...

Güzellikten payını almamış siyaset, toplumu felakete sürükler.

Her şey güzel olmalıdır. Siyaset de  güzel olmalıdır.

Güzel siyaset, güzel toplum, elele, en güzele...

Listeleniyor (25—70) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010 | Design By Web Tasarım | Seo