Akıl Güncem

Listeleniyor (21—60) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17

GÜZELLİK BAKANIN GÖZÜNDEDİR...

     

"GÜZELLİK BAKANIN GÖZÜNDEDİR"...A.A. 

 

                                              19.10.2010

 

 

Güzel, objenin kendisinde olduğu kadar, bakan ile de ilgili bir olgudur...

Güzel, görünen ile gören arasındaki bir görsel iletişim nedenidir...

Ancak "güzel'in kriterleri" belli olmakla beraber bakanın bakış tarzına göre değişiklik gösterebilir.

Güzelin üç türü vardır;

Birincisi gerçek güzelin olduğu tabiattır. Bu 99 sıffattan biri olan "sani" sıfatına sahip Allah'ın güzelidir... İkincisi ideal güzelin olduğu sanattır. Bu tabiatın yorumunu sanatsal kaygı ile yapan sanatçının güzelidir...

Üçüncüsü Estetiğe dayalı Güzelliktir ki; kural ve kriterlerini ideal güzel olan sanattan alır...

Gerçek güzel olan tabiattaki güzel, tüm güzelliklerin kaynağını oluşurur.

Bunun kurgulanması Allah tarafindan henüz insan yokken evrene uygulanmıştır...

Yorum yapabilme ve tercih hakkını kullanabilme yetisine ve yetkisine sahip olan insan, kimi zaman bilgi ve görgüsüne göre "güzel"i tanımlarken, kimi zaman da içgüdüsel olarak beğenir ya da beğenmez...

O halde "güzel" bakanın beğenisi ile ilgili bir fenomendir...

Beğenmek, insanın görme ya da bakma kültürü ile doğrudan ilişkilidir...

Günlük hayatında sadece para kazanmak için yaşayan bir tüccar mantığının bakma kültürü acaba ne kadar zengindir?..

TV ekranlarındaki sunulanlarla sınırlandırılmış bir insanın beğeni kültürü ne kadar olabiir ki ?... 

Bu bakış açısı Picasso'nın Guernica isimli tablosuna ne kadar "güzel" diyebilir ki ?...

Ya da aklı gözünde olan bir öküz için maydanoz ile gül arasındaki fark ne kadar ki ?...

İşte bunların hepsi, gösterilende görünen güzeliiğe bakanın yüklediği anlam kadar önem taşır...

Bakma aynı zamanda insanın inanç temelinde sahip olduğu değerle de ilişkilidir...

Said-i Nursi bu konuda şöyle der; "Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır".

Ben de diyorum ki; "Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır".

Buna göre, "güzel"  görmek kadar düşünmek ile de ilgili ve ilişkili bir olgudur...

Elbette güzel görenin olumlu etkilenmeleri, ruhsal elementleri dengeye kavuşturur...

Ruhsal denge, olumlu düşünmeyi sağlar. Olumlu düşünme de metebolizmayı düzene sokar...

İnançla ruhsal dengeye kavuşmuş bir düşüncenin yünlendirdiği bir çift göz, daha bakarken güzel görecektir.

Bu etkinlik ve olumlu sonuçları "art terapi" gibi psikolojik temelde tıp alanına da önemli katkılarda bulunmaktadır...

Bakanın gözünde olan güzellik insanın bakma kültürü ile ilgili olduğunu savunmuştuk...

Bu da inanç temelinde, bakış açısına göre değişebilir...

Gözelde güzeli görmek her kişinin işidir. Ancak çirkinde güzeli görmek er kişinin işidir... Köpek leşinin dişlerini birer inci tanesine benzeten o büyük peygamber (asv) güzel düşünmenin, güzel niyetin sadece güzelde güzeli görmek değil aynı zamanda çirkin olarak nitelendirilen şeylerde de güzelin görülebileceğine işaret etmektedir. Çünkü güzel niyet, her güzel işin başıdır, başlangıcıdır.

Güzel düşünen, güzel bakar.

Güzellik bakanın gözündedir.

SANAT KUDRETTİR

  SANAT KUDRETTİR                                          

 

                                                                                                                         15.10.2010

 

Kudret, her insanda olmayan bir yetenektir.

Kudretin kaynağı ilahi güce dayanır. O zaman kudretin varlığı yaratcılığa dayalı bir anlam kazanır.

Kudret, somut olarak obje üzerine yansımış olsa da, yansımamış olan tarafı daha derindir.

Ürün veya obje kudret ile eser niteliği kazanır. Eserin niteliği, eseri ortaya koyan sanatçının sahip olduğu kudret hakkında fikir verir. Kudretin varlığı ve yansıması ürünü harika denilecek sanat dönüştürür.

İlahi kudret karşısında, insanın kudreti nasıl olabiliyor?...

İnsan gibi zayıf ve aciz bir varlıkta, en kuvvetli bir mutlak kudret sahibi olan allah'ın kudreti nasıl olabiliyor?...

Evrenin perdesi arkasındaki Allah'ın kudreti, bir insanın kudretine nasıl dönüşebiliyor? Ya da bir insanın kudreti nasıl Allahın kudreti ile bütünleşebiliyor?... Öyle ki; Evren en büyük ve en güzel sanat eseri ve en büyük kudret sahibinin sıfatları, yerde gökte, galkside her an yansımaktadır... Sanatın en güzeli, en bilimsel eksende gözlenmektedir...

Evet, sanat yokken sanatçı vardı... Ey akıl kavrayabiliyormusun?... Kavrayamıyorsan algılayabiliyormusun?...

Sanata bak !!!.. sanatçıyı algıla...

Görme ve bakma kültürüne sahip olduğun oranda  sanatçının eserinde yansıyan kudretini görebilirsin...

Bir çiçeği yapabilecek kudret, bir baharı da yapabilir...

MİTOLOJİ

MİTOLOJİ                                                                                                                   24.EYLÜL.2010

 

 

 

Bugün artık yarın olduğunda dünde kalmış olacaktır...

Bugünler de, yarınlar olduğunda çok geçmişlerde kalacaktır.

Ve herşey, herkes tarih olacaktır. ya da tarihin derinlilerinde yok olacaktır.

Mitolojik eksende efsanaleşmeye kadar gidebilenler olduğu gibi, akşam güneşi batmadan yok olanların, yok olduklarının farkında dahi varamayacağız.

Greekler'in yani Yunanlıların kavim olarak öyle ya da böyle insanlık tarihinde dikkate değer bir yeri olmuştur. İnsanlık diline, kültür ve sanatına önemli katkılarda bulunmuşlerdır. Zaten Mitoloji kavramı da yunanca mythos ( masal - hikaye ) ve logos ( söz ) kelimelerinden gelmiştir. Mitoloji; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların  inandıkları tanrıların,  kahramanların, devlerin ve  perilerin hayatlarından bahseden hikâyelerdir. Her toplumun kendine özgü bir mitoloji maceraları vardır. Ve temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitolojiler toplumdan topluma farklılık gösterdiği gibi ortak yanları da çok bulunmaktadır. Mitolojide geçen öykülerin hepsi hayal ürünü değildir. Birçok mitolojide geçen tufan olayı, yapılan kazı ve araştırmalar sonucu gerçek olduğu ispatlanmıştır. Mitolojilerin en ilginçlerinden olarak kabul edilen klasik mitoloji ( Greek mitoloji ) deki öykülerin tamamına yakın bir bölümü ya Anadolu da geçmektedir, ya da Anadolu ile ilintilidir.

Mitolojide bilimsellik aranmaz. Mitolojinin içerisinde gerçek kadar özendirici abartmalar da olabilir. Yararlı eklentiler... En azından zararsız yamamalar...

Dün'de, Bu gün'de her şey yaşandığı gibi, yarında yaşanacak...

Ve biz insanoğlu olarak cennetten kovulma nedenleri kadar cehennemden de korunma yollarını aramaya anlamaya ve yaşamaya çalışacağız...

İlginçtir ki; Paleolotik dönemden beri insanlar, aynı bizler gibi evreni ve içindekileri anlama ve açıklama çabası içindendirler. Adem (a.s.) mitolojisi Soyuttan somuta giden serüvenin birinci kahramanı olarak gizemliliğini korumaya devam etmektedir. Adem (a.s.)'ı anlamak, tanımak, bu alanda çalışma yapmak insanoğlunun kreatif yani yaratıcı kaynaklarını gözler önüne sermektedir.

Ancak "doğruya sadakatte sapmaların yoğun yaşandığı zamanda", mitlerin doğanın doğal güçlerini, doğaüstü hale getirdiklerini görebiliyoruz. Bunun en belirgin örneklerinden biri yerkürede yaşayan sıradan bir insanın hem kendisine hem de bindiği at'a kanat takması gibi...

Bu belki de; Hz. Muhammed'in (a.s.v) Miraç gecesinde Sidret-ül Müntehaya "Burak"  isminde bir binit ile olan seyahatin yansıması olarak algılanabilir.

Eski çağda Roma'da o zamanın hak dini Hıristiyanlık'tan önce Resmi ideoloji olarak "Paganizma" yani çok tanrılılık vardı. Zaten Hz. İsa (a.s.) Büyük ve önemli bir devrimci olarak, Allegorik yaratıklar sayılabilecek çok tanrılı dine başkaldırısının ilk çalışmalarını katakomblarda yapmaya başlamıştı bile...

13 rakamının uğursuz sayılmasının nedenlerinden biri de; Hz. İsa'nın dava arkadaşlarından 13. kişinin kendilerine ihanet ettiği yada edeceğini, ünlü son akşam yemeğinde açıklamasıdır. O açıdan yerkürede farklı coğrafyalarda yaşayan insanların farklı mitleri olabilmektedir. Greeklerde bu mitolojik kahramanlar, Herkül, Masis, Samson olduğu gibi, Türklerde Börteçine, Asena, Oğuz Kağan, Attila olabilmektedir. Uyurken saçlarından kesilen bir iki tel sahip oldukları kudreti kaybettirebilmektedir.

İşte böyle; her kültürün temelinde olmasada bir bölümünde mitler önemli bir yer alır. Okumuş okumamıış, avam havvas, yaşlı genç, geleneksel olarak bu mitleri dilden dile, kulaktan kulağa ulaştırır. Herkes bilir. Evrenin gizemi karşısında iç huzur sağladıkları için bir çok insan bu mitlere inanır.

 

İşte mitolojik eksende ele alınabilecek efsanalerden biri de Greek efsanalerinden daha ilgi çekici olduğuna inandığım, Türk destanlarından bir olan Ergenekon destanıdır;

 

 ERGENEKON DESTANI

 

Ergenekon Destanı, "Büyük Türk Destanından bir parçadır. Türk kavimlerinden Göktürkler'i mevzu alır. Göktürkler'in menşeini açıklamak ister. Ergenekon Destanı'nın özeti şöyledir:

Türk illerinde Göktürkler'e itaat etmeyen bir yer yoktu. Bunu kıskanan yabancı kavimler birleşerek Göktürkler'in üzerine yürüdüler. Maksatları öç almaktı. Göktürkler, çadırlarını, sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince, vuruşma da başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.

Bu yenilgiden sonra yabancı kavimlerin hanları ve beyleri av yerinde toplanıp konuştular.

"Göktürkler'e hile yapmazsak akıbet işimiz yaman olur," dediler.

Tan ağarınca, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar.

Göktürkler, "Bunların vuruşma güçleri bitti, kaçıyorlar," deyip arkalarından yetiştiler.

Düşman, Göktürkler'i görünce, birden döndü. Vuruşma sonunda düşman, Göktürkler'i gafil avlayıp yendi. Göktürkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını ve mallarını öylesine yağmaladı ki, bir ev kurtulmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdi. Küçükleri kul edindi. Her düşman birini alıp gitti.

Göktürkler'in başında İl Han vardı. Çocukları çoktu. Fakat bu uğursuz vuruşmada bir tanesi hariç, hepsi öldü. Kayı adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Han'ın Dokuz-Oğuz adlı bir de yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz-Oğuz düşmana tutsak olmuşlardı. Fakat on gün sonra bir gece ikisi de kadınları ile beraber atlara atlayıp kaçtılar. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen çok deve, at, öküz ve koyun buldular. "Dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. Gereği odur ki, dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım," dediler. Dağa doğru sürülerini alıp göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine bir yoldu ki, bir deve veya bir at güçlükle yürürdü. Ayağını yanlış bassa yuvarlanıp parça parça olurdu. Göktürkler'in vardıkları yerde akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, meyveler, ağaçlar ve avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Hayvanlarının kışın etini yediler; yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye "Ergenekon" adını koydular.

İki Göktürk prensinin Ergenekon'da çocukları çoğaldı. Kayı Han'ın çok çocuğu oldu. Dokuz-Oğuz Han'ın daha az oldu. Çok yıllar bu iki Hanın çocukları Ergenekon'da kaldılar. Pek çoğaldılar.

Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki, Ergenekon'a sığışamaz oldular. Buna bir çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki, "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa, onunla görüşelim. Düşmanla vuruşalım".

Kurultay bu kararı alınca, Göktürkler, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar, bulamadılar.

O zaman bir demirci dedi ki, "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat madene benzer. Şunun demirini eritsek, belki dağ bize geçit verirdi". Göktürkler, varıp demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin tedbirini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü altını, yanını, yönünü böylece odun ve kömürle doldurduktan sonra, yetmiş deriden büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular. Odun-kömürü ateşleyip körüklemeye başladılar,

Tanrı'nın gücü ve inayeti ile ateş, kızdıktan sonra demir dağ eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününün, kutsal saatini bekleyip bu yoldan Ergenekon'dan çıkmaya başladılar. Bu kutsal gün, ondan sonra Göktürkler'de bayram oldu. Her yıl o gün gelince büyük tören yapılır; bir parça demir alınıp ateşte kızdırılır. Bu demiri Önce Göktürk Ham kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver.

Ondan sonra Türk beyleri de böyle yapıp bu günü kutlarlar.

Ergenekon'dan çıkınca, Göktürkler'in ulu hakanı Kayı Han soyundan Börteçine, bütün illere elçiler gönderdi; Göktürkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Tâ ki, eskisi gibi bütün iller Göktürkler'in buyruğu altına girer.

KENDİNİ VE BAŞKALARINI GÜZEL YÖNETENLER...

KENDİNİ VE BAŞKALARINI GÜZEL YÖNETENLER...

 

                                                                                                                                                    21.09.2010

 

İnsanın kendini yönetebilmesi en önemli özelliklerinden biridir.

Önemli özelliklere sahip olmak ile kendini yönetmek farklı şeylerdir.

Her insanda farklı dünya görüşü, olaylara karşı farklı yaklaşımlar olabilir.

Birinde olan diğerinde olmadığı gibi, diğerinde olan bir başkasında olmayabilir.

Olanları da, olmayanları da birer "güzellik " olarak değerlendirmek gerekir.

İnsan başkalarını yönetmeye talip olmadan önce kendini yönetmelidir. Yönetebilmelidir...

İnsan kendini yönetebilecek bilgi, beceri ve donanıma sahip olmadığını hissediyorsa başkalarını yönetme isteğini terketmelidir.

Kendini yönetemeyen başkalarını yönetemez...

Kendini güzel yönetemeyen, başkalarını yönetemez..

Ya da emanet ehline verilemişse çirkin yönetir. Bu da insanın hem kendisine hemde başkalarına yarardan çok zarar verdiği anlamına gelir.

Yöneticilik görevi, gereğince ve yeterince yerine getirildiği takdirde kutsaldır.

Bu noktada Halka yani insanlara hizmet etmek anlamına gelir ki; Halka hizmet eden Hak'ka hizmet etmiştir.

Bu da iyi yönetciliğin esaslarından olduğu gibi, tüm güzelliklerin yeryüzüne yayıldığı gibi, tüm insani ve ilahi güzellikleri de üzerine çekmesi anlamına gelir.

Tüm bunlar, Güzel düşünmeden geçer.

Güzel düşünen, güzel yönetir.

Güzel yöneten, içinde yaşadığımız dünyayı hem kendisine hem başkalarına harika bir gezegen yapar...

Seven sevilir... 

Kendini iyi seven kendini iyi yönetir...

Başkalarını iyi seven Başkalarını iyi yönetir...  

İnsanın kendini yönetebilmesi en önemli özelliklerinden biridir.

Önemli özelliklere sahip olmak ile kendini yönetmek farklı şeylerdir.

Her insanda farklı dünya görüşü, olaylara karşı farklı yaklaşımlar olabilir.

Birinde olan diğerinde olmadığı gibi, diğerinde olan bir başkasında olmayabilir.

Olanları da, olmayanları da birer "güzellik " olarak değerlendirmek gerekir.

İnsan başkalarını yönetmeye talip olmadan önce kendini yönetmelidir. Yönetebilmelidir...

İnsan kendini yönetebilecek bilgi, beceri ve donanıma sahip olmadığını hissediyorsa başkalarını yönetme isteğini terketmelidir.

Kendini yönetemeyen başkalarını yönetemez...

Kendini güzel yönetemeyen, başkalarını yönetemez..

Ya da emanet ehline verilemişse çirkin yönetir. Bu da insanın hem kendisine hemde başkalarına yarardan çok zarar verdiği anlamına gelir.

Yöneticilik görevi, gereğince ve yeterince yerine getirildiği takdirde kutsaldır.

Bu noktada Halka yani insanlara hizmet etmek anlamına gelir ki; Halka hizmet eden Hak'ka hizmet etmiştir.

Bu da iyi yönetciliğin esaslarından olduğu gibi, tüm güzelliklerin yeryüzüne yayıldığı gibi, tüm insani ve ilahi güzellikleri de üzerine çekmesi anlamına gelir.

Tüm bunlar, Güzel düşünmeden geçer.

Güzel düşünen, güzel yönetir.

Güzel yöneten, içinde yaşadığımız dünyayı hem kendisine hem başkalarına harika bir gezegen yapar...

Seven sevilir... 

Kendini iyi seven kendini iyi yönetir...

Başkalarını iyi seven Başkalarını iyi yönetir...  

Listeleniyor (21—60) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010