Akıl Güncem

Listeleniyor (17—50) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18

TURİZM VE ÇEVRE ESTETİĞİ

 

 

İnsan sağlığını sağlayan etkenlerden biri de seyahattir. Başka bir ifade ile turizmdir. Turistik seyahat, insanların sadece bir yerden bir yere gitmesi değil kültürel, iktisadi ve toplumsal olarak da iletişim içinde olmalarıdır. Turizm ile kent yapılaşması her zaman içiçedir. Bu açıdan kentsel dönüşüm planlarının herkes tarafından her fırsatta desteklenmesi gerekir.  Güzel çevre insana mutlu olmanın yollarını sunar. İnsan bu çevreyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirir. Bunun sonucunda Çevre- turizm etkileşim sistemi kurgulanmış ve kurulmuş olur. İnsanın çevreyi kendi amaçlarına göre düzenlemesi; belli kurallar ve disiplinler ekseninde kurulabilirse; çevreden en iyi şekilde yararlanılabilir, çevrenin öz değerlerini kaybetmesi önlenerek çevre estetiği sağlanabilir.

İnsan mutlu olmak ve mutlu kalmak ister. Her ne kadar çevre, güzel düşünmeyle güzel görünse de; Güzel çevre insanı güzel düşünmeye sevkeder. Güzel düşündürmek sureti ile insanın mutlu olmasını sağlar.

Her çevre sorunun temelinde çirkinlik ve estetik olgusu temel kaygılarındandır. Barınakların içi kadar, outdoor diyebileceğimiz kapıdışı alanlar da insanların yaşama alanlarındandır. Tarım kültüründen Endüstri kültürüne geçiş ile beraber çevre anlayışında değişiklikler meydana gelmeye başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren metalin buyruk altına alınmasındaki gelişmeler, endüstri toplumunun oluşmasına öncülük etti. Endüstriyel tasarım ve uygulamaları,  insanları metropol (anakent-büyükşehir) yaşantısı içine çekerken, refahla birlikte kentsel sorunları da beraberinde getirdi.

Bir taraftan bireysel ve toplumsal hayatı kolaylaştıran endüstriyel icatlar, diğer taraftan aynı toplum bireylerini korku ve endişeye sevk eden ekolojik kaygılar çağın gündemi oluverdi.

Endüstriyel toplum yapısındaki gelişmeler ile beraber, estetiğin konusunda da, değişim olmasa da bir gelişim kendisini göstermektedir. Paleolitik dönemden bu yana estetiğin konusunun tarih içinde değişikliğe uğraması, bilimsel ve felsefi evrimleşmede genel bir yasadır. Örnek; Tarım kültüründen endüstri kültürüne geçiş ile, bir “endüstri estetiği” nden de söz edilir olmuştur. Ya da çevre kirliliği ile gündeme gelen, çevre kirliliğini önleme çalışmaları, yönetim bağlamında organizasyonlar, çevre estetiğini de beraberinde getirmiştir. Uluslararası estetik incelemeleri Komitesi Başkanı İsviçreli estetikçi ve sanat kuramcısı Joseph Gantner, 20.yüzyılda estetiğin evriminin dört evreden geçtiğini söyler. Birinci evre; Klasik estetiğin ortadan silinmesi, İkinci evre; Deyişler estetiği (üsluplar estetiği) Üçüncü evre; Yaratıcı fantezi estetiği, Dördüncü evre; Çevre estetiğidir. Bu sınıflandırma estetiğin yargılanması için değil, sanatın çerçevesini aşıp, insan hayatını ilgilendiren tüm alanları kendi konusu içerisine alabildiğini vurgulamak içindir. Estetik biliminin konusunun gelişme nedeni, estetik etkinlikte yeni biçimlerin, yeni sanat alanlarının ortaya çıkışı ve bu alanların gelişim ve değişime uğramasıdır.

Çevre estetiği, anlamını kendinde bulan bir biçim midir?... Yoksa kendi dışında bulunan bir içeriği tanımlamaya yada tanıtmaya yarayan bir ifade aracından mı ibarettir?...

Eğer çevre estetiği biçimdir veya içeriktir ya da her ikisinin birliğidir şeklindeki estetik formüllerden birini alıp onu kesin bir hareket noktası olarak kabul edebilirmiyiz ?.. Biçimden ayrılabilecek bir içerik her şeyin özerinde yer alabilir mi?..

Kesin bir estetik prensibe bağlanılmayıp, konunun ve malzemenin özelliğine göre, yerine göre, içeriğe önem vermenin veya bir biçim analizi ile konuya nüfuz etmeye çalışmanın daha doğru olabileceği de savunulabilir. Ama hemen belirtilmelidir ki; her ne kadar teoride böyle eklektik ( seçmeci ) bir yöntemin izlenmesi doğru gibi görünüyorsa da uygulamada iş biraz değişmektedir.

Toplumsal hayatı kolaylaştırmak; tasarım, bilim ve teknolojinin amaçları arasında önemli bir yer tutar. Ancak toplumsal yararcılığı ön plana çıkarmak çalışmaları, çevre estetiğinin inkâr ve ihmal edilmesini gerektirmemelidir. İnsanların yaradılış programında Outdoor (kapıdışı) olarak tanımlanabilecek Açıkhava ve topraküstü ağaçlı çiçekli yeşil alanların bir araya gelerek oluşturdukları çevrenin yalnızca insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılayan işlevsellik değil, aynı zamanda psikolojik, entelektüel gereksinmelerini de karşılayan estetik nitelikler de taşıması gerekmektedir. Her inanca göre Âdem topraktan yaratılmıştır. İnsanın doğasında toprak ve türevleri yer almaktadır. İnsan varlığını bu eksen üzerinden kurgular ve korur. Hayatı kolaylaştırmak adına çevre tahribi insana iyilik değil kötülüktür.

Mağaralar bilinen en eski barınaklardır. Altamira ve Lascaux mağaraları bunun en güzel örnekleridir. Bu mağaraların duvarlarına yapılmış bizon, geyik ve av sahnelerini içeren resimler de mekâna değer katan çerçevesiz tablolardır. Beklide bu günün iç mimari alanının ilk örnekleri olarak kabul edilebilir. Bu resimler sanat endişesi ile yapılmadıkları düşünülse bile, günümüz modern sanatları ile boy ölçüşebilecek güzelliktedir. Paleolitik dönem insanı, bu resimlere bakılırsa çevreyi ve çevredekileri çok iyi gözlemledikleri ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu mağara duvar resimlerindeki deformasyon çok mükemmel bir biçimde yapılmıştır. Deformasyonda nelerden vazgeçileceğini bilmek için nelerden vazgeçilemeyeceğini de bilmek gerekir.  Bu da çok iyi bir sanatçı ruha sahip olmak yanında objeyi çok iyi gözlemlemek anlamına gelir. Bu da onların genel anlamda hiç de primitif olmadıklarını gösterir. Zaman içerisinde sayısal çoğunluğa erişen insanlar mağaraya yönelik barınakları yanında sazlıklardan, daha sonra toprak saman karışımı kerpiçlerden evler yapmaya başlamışlardır. Bu ilkel yapılarda olduğu kadar klan, mezra, köy ve sitelerde yarattıkları fiziksel çevrelerde de estetik nitelik aramışlar ve kapıdışı çevrelerini düzene sokma arayışı içinde planlamalar yapmışlardır. Aynı arayış ve buluşlar günümüzde de devam etmektedir. Bu ifade teknik anlamda geçmişe özlem değil, geçmişle hesaplaşarak gelinen noktayı aşmak içindir.

Bununla ilgili bir anımı paylaşmak isterim; Biz ailece Amanos dağının eteklerinde Kırıkhan ilçesinde yaşıyorduk. Tek oyun sahamız dar sokağımızdı. Ancak gelen geçen otomobillerden sık sık oyunlarımızı keser tekrar başlardık. Taş duvarlar en güzel manzaramızdı. Kodallı köyümüze gitmek en güzel sosyal etkinliğimizdi. Üç amcamın evleri sulfata (Okaliptüs) ağaçlarının arasında yer alıyordu. Çimenlerin üzerinde yuvarlanmak en keyifli oyunumdu. Onlar şehre gelmekten, bizde köye gitmekten mutlu oluyorduk. Ama bir de zaman içinde gördük ki; her türlü refahın yaşandığına inandığımız kentlerin kendine göre mutsuzluk ve umutsuzlukları da varmış…

İşte böyle; Çarpık çevrenin adı, “kentleşemeyen köyler, köyleşen kentler” olarak tanımlanmaktadır. Köy de olsa, kent de olsa bu olgular insanların bir arada yaşamak zorunda oldukları çevredir. Tarihin süzgecinden geçen kültürel ve estetik değerler bilinmek ve yeniden üzerinde düşünülmeyi gerektirir.  Çünkü çevre estetiği bu temelde tasarlanıp uygulanmak durumundadır. Fiziksel çevre insanların bir arada yaşadıkları sosyal, siyasal, kültürel, tarihi, doğal ve yapay elemanları içinde barındıran dinamik mekânlardır. İçinde yaşadığımız çevre bizden etkilendiği gibi, bizi de etkilemesi kaçınılmazdır. O halde her iki durum da güzel olmalıdır.

Değişimden herkes etkilenir. Değişimden toplumlar etkilendiği gibi yaşadıkları çevre de etkilenir. Günlük yaşantıda bunların bazıları hemen fark edilirken, bazen geç fark edilebilir. Bu sürekli gelişerek değişen bir dinamik olgu olarak biçimlenir. Toprağa ekilen tohum büyüdükçe çevre görüntüsüne katkıda bulunur. Dikilen bir apartman da öyledir. Toprak, su, jeomorfolojik doku, gibi faktörlerden oluşan çevre sahip olduğu kaynaklar ve genel nitelikler çevreye özgün karakter kazandırır. Doğru zamanda doğru yerlere ekilip dikilmiş ise her ikisi de çevre estetiğine katkıda bulunur. Sosyal, siyasal, kültürel, tarihi, doğal ve yapay elemanları içinde barındıran dinamik mekânlar belli bir odak noktası eksenindeki çevreyi oluştururlar. Bu eksende yer alan her eleman birbirleri ile olan ilişkilerinden dolayı olumlu ya da olumsuz etkileşimde bulunurlar. Çevre estetiği bu şartlarda yöntembilimsel ölçütlere uygunluğu oranında onay verir ya da vermez.

Bir çevreye güzel diyebilmemiz için, konu, ruhumuzu nasıl etkilemelidir? Ya da ruhumuz konuyu nasıl yorumlamalıdır? Gösteren, gösterilen gören arasındaki bu ilişki çevre estetiğin tanımını ortaya koyar. Çevre estetiği, yapı olarak doğruluktan olduğu gibi iyilikten de ayrı bir olgu olduğunu gösterse de; bu değerlerin bütününü içinde barındırır. Çevre estetiğinin niteliği, güzelliğin nesnel niteliği ile örtüşebildiği gibi, bireysel yargılamanın öznel görünüşü de olabilir. Bundan dolayı bilim olarak estetiğin konusu üzerinde herkesin oybirliğine vardığı bir tanım hiçbir zaman olmamıştır. Toplum yaşamında, sanat, bilim ve teknoloji ile beraber endüstriyel yapının artan önemi ve rolü, gerçeğin estetik özümsenme alanının alabildiğine genişleyip yayılması, estetik alanındaki eğitim gereksinimleri ve dolayısıyla, bütün bu sorunlara dair kuramsal çalışmalar göz önünde tutulunca, estetik biliminin konusunu ve onun bilgiyle bitişik alanlarla ilişkilerini iyice belirlemek zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkar. Düzen birliği çevre estetiğinin gerekliliğidir. Çevre biçimlendirme çalışmalarında olmazsa olmazlardan olarak inanç değerlerinin korunması, kültürel mirasın yaşatılması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekir.

            Primitif dönemde insanlar doğa ile iç içe yaşarken mevcut çevre şartlarından rahatsız olmadıkları varsayımından hareketle çevre şartlarını kabullenerek değiştirmeye gerek duymadıkları iddia edilebilir. Ancak zaman içerisinde toplu yaşamanın gerekliliği, yerleşim alanlarını, beklide kavramsal olarak tanımını yapmadıkları estetik kaygılı yapay çevre düzenlemerinde bulundular. Böylece çevre estetiğine uygun ilk barınak kültürü ortaya çıkmıştır. Göçebe yaşantının yerini, estetik çevre kaygılı yerleşik düzen almıştır.

Yerleşimlerin ana karakter ve niteliklerini bir arada yaşayan insanların inanç değer sistemleri biçimlendirir. Cennetin gölgesinin dünyadaki uzantısı olarak kabul edilen bahçeler ve gerçekleştirilen bitkisel uygulamalar da çevre estetiğine gösterilen özenin yansımalarıdır. Camiler, kiliseler, havralar toplumun inanç değerlerinde göre çevre düzenlemesinde yerlerini alırlar. Ayrıca bu düzenleme, evrensel estetik gramerine uygun, ancak uygulama alanında farklılık gösterebilir.

GÜZEL İNSAN; GÜZEL OL.. GÜZEL YAŞA, GÜZEL'DE YOK OL...

 

Güzel, tüm zamanların ve mekaların en çok ihtiyaç duyulan kavramı... Aynı zamanda en sık kullanılan kelimesi... Her kapıyı açan, kimi ya da çoğu zaman arkasına gizlenilen zırh...

Düzeysiz ve niteliksiz pek çok insana "güzel" denildiği bir dönemde "Güzel insan nedir?" sorusunun yeniden önemle gündeme getirilmesi gerektiğini düşünenlerdenim... Şehvete, şöhrete, servete yönelik getirilen "güzel insan" tanımı, bu kavramın özünü tahrip etmekte, yaralamaktadır. Halbuki güzel; düşünebilen, fikir üretebilen, sonsuzluğun farkında olabilen, gerçeği görebilen, "güzel insanların işidir." Çocuklarımız ve insanlık, Güzel'e yakındır. Önemli olan, aradaki günübirlik zevklerin engellerini ortadan kaldırabilmektir... Bizi ve çocuklarımızı tanıyan herkes, güzel insan olma adına sahte ve aşırı süslenmeden hoşlanmadığımızı bilirler. Aşırı iltifat ve teveccühten sıkılırız. Geksiz nezaket gösterilerinde bulunan ve kendini öven insanlardan uzaklaşırız...

Gizemliliğin rengi olarak nitelendirilen beyaz, çirkin dünyayı ve içindekilerini güzelleştirmiştir. Çirkin dünyayı döndüren "Güzel'in Gücüdür"... 

Güzel'in gücü; yalnız iyilik ve doğruluk için değil, aynı zamanda gerçek güzel'e küfür için de kullanılabildiğini göstermektedir...

İnsanlık tarihinde "en güzel insan olan Hz. Muhammed'e" sen ne kadar çirkinsin diyebilme cüretini ve küstahlığını gösteren Ebu Cehil acaba ne kadar güzel insandır? sorusunu göndeme getiriyor ve bu olay "Güzel insan kimdir?" e cevap arıyor...

Ve incil dahi diyor ki; "Ey engerek yılanlarının nesli!.. Bu kadar iğrenç olduğunuz halde, nasıl güzellikten bahsedebiliyorsunuz? İnsanın gerçek dili kalbinde gizlidir ve biliniz ki, ancak kalbi, ahlak ile donanmış, uçsuz bucaksız uhreviyat çölleri gibi olanlar güzellikten bahsedebilir. Sizin getireceğiniz hazine yüklü kalpler değil, katrana bulanmış vicdanlardır. ve yüce Rab bildirmiştir ki, insanın söylediği her söz, o yargı gününde hesaba çekilecektir. Bu yüzden, adaletli, doğru olanı söylemelisiniz". (Matta, 34-37)

İnsan, ideallerinin yüceliği ve o yüceliklere doğru yürüyebildiği ölçüde üstün insandır. İnsan ahsen-i takvim üzerine yaratılmıştır. İnsan gerek biyolojik-fizyolojik ve gerekse ruhsal-psikolojik açıdan en muazzam biçimde yaratılmıştır. Bu en güzel yaratılıştır. Güzellik insanın yaradılışında vardır. Güzellik insanın hem özünde hem de biçiminde vardır.

“ahsen” kelimesi “hüsün” kökünden gelen bir ism-i tafdil olup “daha güzel, en güzel” manasınadır.Terkibin ikinci parçası olan “Takvim” kelimesinin bir manası “bir şeyi değerlendirmek, ona kıymet biçmek”tir. 

İnsanın yaratıldığı “ahsen-i takvim”i; Yaratıcının  bir fiili, bir sanatı olarak algılamak, bu harika yaratılışın en güzel kıvamdaki mükemmelliği gerçeğinden hareketle değerlendirmektir. Maddî boyut: insanın fizikî yapısı, endamı ve genel olarak bütün anatomisinin diğer bütün canlılardan farklı olması, onların hepsinden daha güzel olması, onun maddî estetik bakımından çok güzel bir kıvamda olduğunu, ahsen-i takvimde yaratıldığını göstermektedir.

Manevî boyut: İnsanın -vücud-u haricî giymiş, başına şuur takılmış- bir ruha sahip olması, akıl, idrak, fikir gibi kuvvelere sahip olması, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, adalet gibi duyguları barındıran bir kalbe sahip olması, onun iç âlemi itibariyle eşsiz bir donanıma sahip olduğunun, en güzel bir kıvamda yaratıldığının göstergesidir.

“Ahsen-i takvim”e sahip olan insanın bu güzel donanımı ile yaratıcısının sonsuz, sınırsız olan isimlerini, sıfatlarını ve şuunatını değerlendirmesidir, onları ahsen-i takvimle, en güzel değerlendirme ile değerlendirmesi, onları idrak etmesi, onların hakkıyla idrak edilmesi için bir vahid-i kıyasî/birim ölçüsü  görevini yerine getirmesidir.

Yani, yaradan’ın insanı bu kıvamdaki bir değerde yaratması, ona kendi isim ve sıfatlarını değerlendirebilmesini sağlamaya yöneliktir.

-Bir elma çekirdeği bir elma ağacının, bir incir çekirdeği bir incir ağacının, bir nar çekirdeği bir nar ağacının boy atıp ortada görülmesini sağladığı gibi, insanın “ahsen-i takvim” çekirdeği olan öz benliği, kendi yaratıcısının üzerinde tecelli eden bütün isim, sıfat ve şuunatının idrak edilmesini sağlayan bir insanlık ölçüsüdür.

Güzel, insanın kendisinde var olan temel niteliktir. Bu temel özellik insanın tanımı ve tarifidir.

İnsanın: 1. Yapısı;

a. Biyolojik yapı: Hareket, üreme, sinir,sindirim, dolaşım, salgı... sistemleriyle, bu sistemlere bağlı organların yapılarının mükemmelliği. En küçük yapı birimi olan hücre, hücrenin yapısındaki ve hücresel faaliyetlerdeki mükemmellik...

b. Manevi yapı: Aklı, kalbi, vicdanıyla ve bunlara bağlı manevi duygularıyla; merakı, inadı, kararlılığı, cesareti, korkaklığı, sevgi, nefreti... ile ilgili yönü.

2. İnsanın cinsiyeti: Kadın erkek iki cinsin birbirini tamamlamada fıtri uyumdaki mükemmellik...

3. İnsanların aynı atadan (Adem Baba,Havva Ana) Hikmet gereği farklı renk ve dillerde yaratılmış olmalarındaki güzellikler.. İnsana verilen sonsuz gelişme meyli... Uçak yapıp göklerde uçan, denizlerde gemilerle turlar yapabilen, Dünya ötesi yolculuklara çıkan, gözkamaştırıcı medeniyetler ve medeniyet eserleri inşa eden insan. Tüm bunlar ahsen-i takvimde olmanın değişik yansımalarıdır.

Buradaki güzellik, insanın kendi tercihi ile elde etmediği bir güzelliktir. Önce yaradılıştan sonra doğuştan gelen bir güzelliktir. "Güzel insan" kavramı,  bu yaklaşımla insana yöneltilen doğal bir tanımdır. Güzel gül, çirkin diken, Güzel tavuskuşu, çirkin sırtlan gibi her varlık belirgin özelliğine göre isimlendirilir.Her ağaç meyvesine göre isimlendirildiği gibi insan da güzel ahlakına ve başkalarına yaptığı güzellik ve iyiliğe göre tanımlanır, insanlar arasında isim ve şöhret sahibi olur. Selimiye Mimar Sinan'ın, Mesnevi Mevlana'nın, Keops,Kefren, Mikerinos Firavun'un simgesi olması gibi...

İnsanın güzel olması, güzel yaradılışına uygun olarak güzel kalmasıdır. Güzel olmak demek, yaradılışın kutsal estetik kriterlerine uygun olarak kalmak demektir. Evren, güzel insanın kullanımına açılırken, insan da kullanımına verlien evrenden en güzel şekilde yararlanacak tasarım, deneyim, bilgi ile donatılmıştır. Ayrıca gerekli fizik ötesi yardımlar da kendisine bir armağan olarak sunulmuştur. İnsan, üstün yetenek ve şartlarla dizayn edilmiştir.

Güzel insanın güzel yaşaması; En iyiye, en güzele, ahsene dönüşebilecek şekilde yaratılırken kendisine bu görünen ve görünmeyen âlem için fiziksel ceset ve ruh sahibi olarak amaca uygun bir hayat sürdürmesidir. Güzel yaşamak, sonsuz güzelliğin farkına vararak, onu unutmadan yaşamaktır. Güzel insanın amacı sadece dünya hayatını güzelleştirmek değil, aynı zamanda sonsuz olan  hayatı araştırmak, kazanmak ve yeteneklerini geliştirerek sonsuz güzelliklere layık hale gelmektir. İnsan duygu ve kabiliyetlerini iki temel amaca yönlendirmelidir ki ‘Ahsen-i Takvim’ denilen en mükemmel hale gelebilsin. Ahsen-i Takvim kavramına “İrade ve Hürriyet” konusu girer. Çünkü insan ancak hürriyet ortamında insanlığa yakışır davranışlar sergiler. Kabiliyetleri ancak hürriyet ortamında gelişir.

Güzel "hep", çirkin "hiç'e" harcanmaz... Anlatılmak istenenin, yeterince anlaşılamadığı veya algılanmadığı zaman, ulaşılamayacak değerler olduğuna hükmedilebilir ve o zaman gerçek güzelin olduğuna inanılamayabilinir. Böyle bir sonuca varanlar, inanç, düşünce, fikir üretme mekanizmaları çalışmayan zavallı insanlardır.

Ey ahsen-i Takvim ve ahseni tasvir üzerine yaratılan insan, yaradılış biçimine uygun olarak yaşa... Akordunu bozma...

Özgür iradenle lağım çukuruna doğru koşarak giden insan; gençlik sarhoşluğundan ihtiyarlık sabahına ulaştığın zaman arkanda çirkin bir mazi bırakma...

ESTETİK

ESTETİK 

 

 

"EY GÜZELLİK BİZ SENİNLE YILLAR YILI KAVGA ETTİK BUNA ARTIK SON VERELİM VE BARIŞALIM"

 

"Estetik" tamamen madde ve ruh ilişkisinin "güzel'e" dayalı bir kavramıdır.

Bir gerçek nesneye güzel diyebilmemiz için, konu, ruhumuzu nasıl etkilemelidir? Ya da ruhumuz konuyu nasıl yorumlamalıdır? Gösteren, gösterilen gören arasındaki bu ilişki estetiğin tanımını ortaya koyar.

Estetik, yapı olarak doğruluktan olduğu gibi iyilikten de ayrı bir olgu olduğunu gösterse de; bu değerlerin bütününü içinde barındırır. Estetiğin niteliği, güzelliğin nesnel niteliği ile örtüşebildiği gibi, bireysel yargılamanın öznel görünüşü de olabilir. Bundan dolayı bilim olarak estetiğin konusu üzerinde herkesin oybirliğine vardığı bir tanım hiçbir zaman olmamıştır. Toplum yaşamında, sanatın artan önemi ve rolü, gerçeğin estetik özümsenme alanının alabildiğine genişleyip yayılması, estetik alanındaki eğitim gereksinimleri ve dolayısıyla, bütün bu sorunlara dair kuramsal çalışmalar göz önünde tutulunca, estetik biliminin konusunu ve onun bilgiyle bitişik alanlarla ilişkilerini iyice belirlemek zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkar.

Estetik inanca dayanan akıl yürütme, düşünce üretme, görüş bildirmedir. Bolieau'ya göre güzelliğin ölçüsü: Usa dayanan "açık ve belirli" yargıdır. Kant ve Schiller, güzelbilimin yargı konusu olarak hep "biçim"i (Form) tanımışlardır. Sahftesbury, Platon'a (Eflatun'a) dayanarak güzelliğin yapısını güzellik düşüncesinin (İdea) gerçekleşmesinde bulur. Bunun da yapısı gene biçim verici güçtür: Düşünce, biçim verici biçimdir. Deha ise, sanatı anlak (zeka) olarak her ikisidir. Ama bu biçim almış biçimin hoşa gitmesi, uyum düzenindendir. Demek Shaftebury'nin güzellik kavramı, tümüyle nesneldir. Düzen birliği, güzelliğin gerekli niteliğidir.

Estetik, Yunanca hassasiyet ve duygu anlamında (Esthesis- Aeshetikos) kelimesinden alınarak bütün Avrupa dillerine girmiş bir kavramdır. Duygu bilimi anlamını ifade eder. Ancak özellikle Sanattaki güzelliğin içeriğinden söz eden bilim anlamında algılanmaktadır. Bu kelimeyi bugünkü anlamda ilk defa kullanan kişi, Alman Filozofu Alexandre Baumgarten ‘dir. Bu kişi yazmış olduğu kitaba “Aesthetica” ismini vermiştir. Fakat bu bilim öteden beri antik ulusların felsefelerinde var olan bir alandır. Bu da gösteriyor ki; Bilim olarak estetiği kuran Baumgarten değildir. Osmanlıca da bu bilimin adına “bediiyat” adı verilir.

Estetik Kavramının bir anlamı da “güzel”dir. Bu bilim, Metafizik estetik, psikolojik estetik, sosyal estetik, filozofik estetik gibi alanlara ayrılır. Estetik bilimini öğrenmekle insan sanatçı olmaz ancak sanatçının güzellik anlayışını kavrayabilir.

Estetik bilimi ilk kez eski Yunanistan’da ortaya çıkmışsa da belli başlı bir bilim dalı olarak devam etmemiştir. Sokrat, yazılarında sanatın idealist ve spiritüalist (ruhsal) bir doktrini yapmıştır. Platon da bazı eserlerinde bu meseleyi tekrarlamış ve bir filozofun, bir hükümet adamının düşüncelerinde ve milletin terbiyesinde güzel’ in alacağı yeri göstermeye çalışmıştır. Aristo da güzellik nazariyelerini tahlil ederek sanatın esasını tabiatı taklitte bulmuştur. Fakat tabiat ’tan maksadı tabiatın özündeki ideal güzelliktir.

Estetik, Sanatsal tasarım sürecinde önemli etkenlerden biridir. Sanat alanında “temel” olarak alınan estetik, felsefi ve kuramsal çözümleme ilkelerini özümsemek isteyen sanatçı, sanat eğitimcisi ve sanat öğrencisi için, bilimsel öğreti niteliğindedir. Sanat sorunlarını ele alırken, sanatçının bireysel yanını ve sanatsal etkinliğinin özel çizgilerini, bilimsel öğreti bazında, estetik ele alır.

Estetik; Sanatta kimi olayların eleştirel çözümlemesi yanında, sanatsal tasarımın genel yasalarını temellendirmek, sanatsal kavramları ve kategorileriyle tanımlamak amacı ile, somuttan soyuta devam eden bir sanatsal serüvenin kuramsal yorumunu kendi alanı içine alır.

Sanatsal etkinliğin, çeşitli yollarla dışa vurumlarını çözümlemede ve değerlendirmede, bilimsel öğreti ölçütlerinin oluşturulmasına estetik, önemli oranda katkıda bulunur. Buna göre estetiğin konusu üzerine iki farklı görüşü ileri sürenler vardır. Birinci görüşe göre; Estetiğin bir tek konusu vardır o da, sanatın evrim yasaları ve sanatsal yaratımın özüdür. İkinci görüşe göre; Estetik ile genel sanat kuramı birbirinden büsbütün ayrı iki bilimdir. Genel sanat kuramı, sanattaki evrim yasalarını ve sanatsal yaratının özünü inceler; buna karşılık Estetik de, sanatta ve gerçeklikte güzel ‘in bilimidir.

Bu iki görüş, Estetiğin tanımını yaparken pek çok şeyi dışarıda bıraktıkları için, her iki bakış açısı da, kuşkusuz aynı derecede kabule değer bulunmaktan uzaktır. Çünkü estetik, sanatın özünü ve evriminin yasalarını olduğu kadar, güzel ’ in çeşitli dışa vurumlarını da inceler.

Bilimsel öğretide estetik, dünyanın estetik özümsenmesinin bağlı olduğu yasaları genelleştirir. Bu yasalar sanatta daha tam, daha çeşitli ve doğrudan bir yolla ortaya çıktıkları için, estetik de, her şeyden önce, sanatın özünü ve genel yasalarını, sanatsal yaratıyı inceleyen bir bilim olarak kendini gösterir.

Dünyanın estetik özümsemesinin, sanatın sınırlarını aşacağını, sanatsal yaratıyı kapsamına aldığı gibi, gerçeklik karşısında insanın koyduğu estetik tavrın daha başka yönlerini içereceğini kabul eden görüşler de vardır. Her durumda; sanat, tarih boyunca estetiğin başta gelen konusu olmuştur. Bilimsel öğretide estetiğin temel ilkelerinin her şeyden önce, sanatsal pratiğin genelleştirilmesine dayanmasının nedeni de budur. Estetiğin asli görevi, modern sanatın kuramsal yorumuna girişmek, ama bunun yanı sıra da modern sanatın üzerinde belli bir etkide bulunmaktadır.

Sovyet estetikçisi V. Sokolov; “Sanat estetiğin en başta gelen konusudur. Ama, sadece sanatı kendi boyutlarıyla değil; estetik araştırmalarının genel yönsemesini de büyük ölçüde sanat belirler. Bununla beraber, estetik anlayışlarının çoğu, başlangıçta olduğu gibi, hemen hemen günümüzde de sanat kuramına bağlı kalıyor, estetikle ilgili olan daha başka olayların “parametrelerini” belirlemek yolunda, en genel ve iyi düzeyde bir model fonksiyonunu yerine getirmektedir. Estetik biliminin konusu durmaksızın genişlemektedir. Ama daha başka olayları tanımlamaya yarayan şey, hep yine sanat olmuştur.

Rus eleştirmeni Çernişevski’nin de, estetik biliminin her şeyden önce genel sanat kuramıyla özdeşleştirilmesi gerektiğini düşünenlerden olduğunu kabul etmek gerekir. Buna rağmen Çernişevski’yi fikir bağlamında olduğundan farklı yorumlayarak, genel sanat kuramı ile güzel ’in bilimi olarak estetiğin sınırlarını iyice ayırıp belirlenmesi gerektiğini savunanlar da vardır. Hegel, estetik adlı kitabında bu bilimi, tamamen sanat kuramına indirgemiştir. Moskova’da1965 yılında yayınlanan Estetik ve Sanatsal olay adlı kitapta, Rus yazar Pospelov; Sanat kuramını, kesin sınırlandırmalarla Estetikten ayırıyor. Ancak o zaman da Pospelov ’un bu yanlış değil ama, eksik yaklaşımı ile Estetiğin konusun yoksullaştırmaktadır diyenlerin görüşü dikkati çekiyor ve özerk bir bilim olan “ sanatın kuramsal incelemesinin yersiz olarak estetik diye adlandırıldığı görüşünü savunuyor. Avner Ziss, pospelov ’un bu görüşüne katılmadığını şu soru ile ortaya koyuyor; peki ama, genel sanat kuramı estetikten ayrılırsa, estetiğe ne kalacak, konusu ne olacak o zaman?

Pospelov kimi zaman Baumgarten ile ortak görüşleri doğrultusunda;” estetik, gerçeğin güzelliğini kavramakta yardımcı olan duyulur bilgi sorunlarını inceler” şeklindeki bir tanım öneriyor. Yine Pospelov ’a göre,; “ estetik, güzelin nesnel özelliklerini, güzel ile gerçeklikteki benzer olayların daha başka özellikleri arasındaki ilişkililiği ve bunların insan tarafından algılanmasını inceleyen bir bilimdir. Ancak Avner Ziss, Pospelov ’un bu çözümlemesinde, estetiğin özel konusunun içsel yasalardan yoksun olduğunu kabul ettiğini öne sürerek, bu tezin çürüdüğünü iddia etmekte ve şöyle bir öneride bulunmaktadır. “Adına yaraşır her bilim, gerçekten daha işin başında, konusunun özel yasalarla belirlenmiş olmasını ister.

Toplumsal gelişim ile beraber, Estetiğin konusunda da gelişim kendini göstermektedir. Estetiğin konusunun tarih içinde değişikliğe uğraması, bilimsel ve felsefi evrimleşmede genel bir yasadır. Örnek; Tarım kültüründen endüstri kültürüne geçiş ile, bir “endüstri estetiği”nden de söz edilir olmuştur. Ya da çevre kirliliği ile gündeme gelen, çevre kirliliğini önleme çalışmaları, yönetim bağlamında organizasyonlar, çevre estetiğini de beraberinde getirmiştir. Uluslararası estetik incelemeleri Komitesi Başkanı İsviçreli estetikçi ve sanat kuramcısı Joseph Gantner, 20.yüzyılda estetiğin evriminin dört evreden geçtiğini söyler. Birinci evre; Klasik estetiğin ortadan silinmesi, İkinci evre; Deyişler estetiği (üsluplar estetiği) Üçüncü evre; Yaratıcı fantezi estetiği, Dördüncü evre; Çevre estetiğidir. Bu sınıflandırma estetiğin yargılanması için değil, sanatın çerçevesini aşıp, insan hayatını ilgilendiren tüm alanları kendi konusu içerisine alabildiğini vurgulamak içindir.

Estetik biliminin konusunun gelişme nedeni, estetik etkinlikte yeni biçimlerin, yeni sanat alanlarının ortaya çıkışı ve bu alanların gelişim ve değişime uğramasıdır. Pospelov;” Estetik, özel bir bilim olamaz;çünkü, özgül bir çalışma alanı yoktur ve gerçeklikle ilintili kesinleşmiş yasaları da incelemez. Estetik, genel felsefi disiplinlerden biridir” diyerek konu üzerinde görüş ortaya koymuştur. Ancak, felsefe ve estetik; bilginin bütün dallarını kuşatan evrensel bir bilim olmaktan çıkalı çok uzun zaman olduğunu savunanlar da vardır. Diyalektik materyalizmin felsefe alanında gerçekleştirdiği köklü devrim ile, bilgi kuramı, diyalektik, bilimsel bilgi edinme yöntembilimi ve mantığı ile sınırlanmış bulunmaktadır. Estetik, felsefe ile sıkı bağını korumakla beraber, felsefenin bütünleyici bir parçası olmaktan çok kendi özel konumunu belirlemiştir. Estetik, felsefi nitelik gösterir; ama, felsefe ile özdeşleştirilemez;estetiğin kendine özgü özellikleri, görevleri ve bir konusu vardır; Bunlar özel yasalarla, gerçeğin estetik, ama önce sanatsal özümsenme yasalarıyla belirlenmiştir.

Estetiğin temel sorunlarından biri, sanatta biçim ile içerik ilişkisi sorunudur. Biçimle içeriğin birliği, içeriğin önceliği ve biçimin etkin rolü gibi etkenler estetiğin sorunları arasında yer alır. Ancak estetik bağlamda sadece bu ilkelerle yetinmek yeterli olmaz. Estetik, biçim ve içerik dahil diğer güzel ilişkilerini konusu içerisine alır.

Sanat eserleri, bazı özelliklerine göre üç gruba ayrılabilirler;1. Biçime önem veren sanat eserleri. 2. İçeriğe (Öz’e) önem veren sanat eserleri. 3. Biçim ve içeriği eşit oranda tutan sanat eserleri.

Sanat eseri anlamını kendinde bulan bir biçim midir ? Yoksa kendi dışında bulunan bir içeriği (Öz’ü) tanıtmaya yarayan bir ifade aracından mı ibarettir?...Sanat biçim midir , içerik midir?.. Eğer sanat biçimdir veya içeriktir ya da her ikisinin birliğidir şeklindeki estetik formüllerden birini alıp onu kesin bir hareket noktası olarak kabul edebilirmiyiz ?.. Biçimden ayrılabilecek bir öz (içerik) her şeyin özerinde yer alabilir mi?..

H. Wölfflin ’e göre sanat; biçim ’dir. Alman sanatını araştıran Dehio ise; “Öz” estetiğinin savunusunu yapmaktadır. Biçim, içeriği anlatan bir araç olduğu gibi, biçimin kendisi de bir amaç olabilir. Biçim kendi başına da bir anlam kazanabilir. Kesin bir estetik prensibe bağlanılmayıp, malzemenin özelliğine göre, yerine göre, içeriğe önem vermenin veya bir biçim analizi ile konuya nüfuz etmeye çalışmanın daha doğru olabileceği de savunulabilir. Ama hemen belirtilmelidir ki; her ne kadar teoride böyle eklektik ( seçmeci ) bir yöntemin izlenmesi doğru gibi görünüyorsa da uygulamada iş biraz değişmektedir. Sanatçı belli bir dünya görüşüne sahip olduğu ya da olması gerektiği için biçime veya içeriğe daha fazla önem veren bir sanat görüşüne eğilim göstermekten kendisini alamayacak ve bu eğilim doğal olarak ortaya koyacağı sanat eserinde de kendisini hissettirecektir.

Aristo’ya göre sanat, eşyada devamlı var olanı taklitten doğmuştur. Biçim değişime uğrayabilir ama öz kalıcıdır. Platon’a göre ise; Bozulmaya ve değişmeye meyilli olan obje güzel olamaz.

Estetik, müzik, tiyatro edebiyat veya plastik sanatların parçasal kuramların verilerinden yola çıkarak yeni genellemelere ve sonuçlara yönelir. Bu parçasal kuramların her biri farklı sanat alanlarının kendi özgül ve özgün çizgilerini incelerken, bir sanat alanının niteliği ile diğer sanat alanının niteliğini birbirine karıştırmaz. Kaldı ki; aynı sanat alanı içerisinde, değişik tür sanat alanları da yine kendilerine göre bir takım özgünlükler gösterir. Örnek; iyi bir manzara ressamı, aynı başarıyı portre resminde gösteremeyebilir. Bununla beraber bütün sanat alanlarının her birinin kendine özgü çizgileri olsa da, ortak yanları da vardır. Estetik işte bu belirlenmiş genel sanat yasalarını inceler. Bu görüş Sokrat’ın görüşleri ile örtüşür. Estetik, sanatın bütünlüğüne ilişkin yasaları ortaya koyabildiği ölçüde sanatın parçasal kuramlarındaki verilerin bireşimini yapabilir. Ancak her sanat alanının kendine göre özgünlükleri oldu¤undan dolayı, estetiğin de yasaları bir tek kurala dayanmaz. Ve bu yasaları arı saf halde bulunmaz. Estetik, her parçasal kuramın ortaya koyduğu tasarım-uygulayım sorunlarını genelleştirdiği için, son çözümleme sürecini sorgular ve yöntembilimsel ilkelerle donatır.

Estetik, yöntembilimsel düşünce özelliği ile sanat kuramları karşısında, bir üst-kuram işlevini yüklenmiş olarak; değişik disiplinler arasındaki ilişkileri inceler, bunların araştırma yöntemlerini ve sınırlarını çözümler, ortaya çıkacak yeni kavramların, tanımlamalara olan katkısını araştırır.

Sanatın evriminde estetiğin oynadığı etkin rol, tasarım-uygulayıma katkısı, büyük bir kesimi ile, estetiğin eleştiri üzerine yaptığı etkiyle bağımlıdır.

Vissarion Bielinski, eleştiriyi,” hareket halindeki estetik” diye nitelendiriyor. Buna göre; Estetik, dinamik hale eleştiri vasıtasıyla geliyor. Ya da estetik üst-kuram işlevini, eleştiri ile ortaya koyuyor.

Sanatsal tasarım-uygulayım çözümlenmesinde, sorgulanmasında ve değerlendirmesinde bu eleştiri, kişisel beğenilerden ve yakınlık duygularından değil; öznel isteklerden ve eğilimlerden değil; estetiğin nesnel ve bilimsel ilkelerinden temellenir. Estetik olarak üst-kuramsal işlevden yoksun eleştiri, ilkesizlikten ve öznelcilikten yakasını kurtaramaz. Buna karşılık, eleştiriden yoksun bir estetik de, insanı soyutlamaya ve iskolastiğe dalmak tehlikesi ile yüz yüze getirir. Çünkü estetik, savlarını, ancak onların çağdaş kültürde uygulamaya sokulmasında, sanatın uygulamasıyla karşı karşıya getirilmesinde geliştirip somutlaştırabilir.

Estetik, bir dünya görüşüne bağlı olduğu ve yöntembilimsel bir kapsam taşıdığı için, eleştirel çözümlemenin yönelişini ve ilkelerini belirler. Bilimsel öğretide estetik, hem kurala ve dogmatik kurgulamalara ve hem de sanat uygulaması karşısında edilgen, seyirci kalan tutuma karşı aynı derecede yabancıdır.

Estetiğin bir kurallar sistemi oluşturduğunu öne sürerek; sanatsal olayları çözümlemesinde ve açıklamasında estetiğin sanattan ve eleştiriden önce gelmesi gerektiğini savunan kimi görüşler de vardır. Diğer bir görüşe göre; estetik bilimini sanatsal olguların yorumu ile sınırlandırmak gerekir. Nitekim, Zürich Üniversitesi Porfesör ve Genel Edebiyat Kuramı adlı eserin yazarı Max Wehrli’ye göre; sanat nasıl kurallar poetikası denilen düzgüsel nitelikten sıyrılmışsa, estetik de aynı durumdadır der.” Buna göre; sanatta nesnel yasaları kabul etmek, tasarım-uygulayımın özü ile bağdaşmayan ilkeleri ve kuralları emretmek anlamına gelir.

Sanatçıya, soyut bir çalışmanın kesin tasarım-uygulayım kurallarını emretmek, kabul edilebilecek bir durum değildir. Estetikten kaynağını alan eleştiri sanatsal tasarım-uygulayımın kuramlarını yorumlar, ama kural emretmez. Çünkü bir tablonun hangi estetik kurama göre eleştirisini yapabilir, ancak o tablonun hangi koşullarda, nasıl tasarlanıp-uygulandığını söyleyemez.

Bilimsel öğretide estetik, sanatçıya, kurgusal olarak belirlenmiş, sanat uygulayımı ile hiçbir ilgisi olmayan yasa ve kuralları bildirmez. Çünkü bu yasa ve kuralları, sanat kendi evrim sürecinden çıkarır. Estetik, bir yandan konusu üzerinde çözümleme yaparken, öte yandan da sanat üzerinde kesin bir etkide bulunur; sanat uygulamasını estetik ve ideolojik ölçütlerle donatır.

Sanatsal kültürün kavranmasıyla ve sanatın oluşumu üzerindeki etkisi ile birlikte insanların yaşamında estetik etkinliğin önemi de artmaktadır. Sovyet estetikçisi Anatoli Egorov;” Estetiğin çekim gücü, sanatın gelişimi üzerindeki etkisi mantıksal bir sonuçtur” der.

Rus göçmeni Nikolai Berdraeff; “İnsani sorunları çözmekte marksizmin güçsüz kaldığını ve marksizmin manevi ütopya olduğunu” öne sürerken Marks, Engels ve Lenin’in, çalışmalarında estetik ile ilgili sorunları ele alıp incelediklerinden, Marksizmin karşısında olanlar bile Marks, Engels ve Lenin’in sanat anlayışlarına ilişkin görüşlerine gönderme yaptıkları bilinmektedir.   

Gözlerimizi kapatarak çirkinlikleri yok edebilirmiyiz?... Hayır... Sadece gözlerimizi kapayarak görüntüyü kaybederiz. Gerçek çirkinlik varlığını devam ettirir... Bu da insanın kendi kendisini kandırması demektir. Göz kapağı açıkken dışarıya yönelen nazar, gözler kapalıyken içe bakar...

Her güzellik bir çirkinliği yok ederek elde edilir...

Güzel, çirkin ile vardır...

Güzellik ucuz değil,

Çirkinlik dahi lüzumsuz değildir...

İnsan, çelişki ve karmaşanın hâkimiyetindeki yıkıcı bir varlık. Tüm evrenlerde bütün çirkinlikler sâdece ve sâdece çelişki ve karmaşanın yansımasıdır. Yâni nerede bir çirkinlik varsa, orada mutlaka çelişki ve karmaşa vardır. Çelişki ve karmaşa sâdece çirkinlik olarak yansımaz; bedensel ve zihinsel sakatlıklar ve eksiklikler olarak ta yansır. Ve bu yansımalar tam ve eksiksizdir.

Güzellik ve çirkinlik iki zıt kavramdır.

Zıtlık dünyanın doğasında vardır.

Siyah ile beyaz, sıcak ile soğuk, uzun ile kısa, yaz ile kış, iyi ile kötü, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin...

Bu zıt kavramlardan bazıları insanda herhangi bir tedirginliğe neden olmazken bazıları çok iticidir. örnek verecek olursak; Siyah ve beyaz, uzun ve kısa aşırı derecede herhangi bir rahatsızlık vermemesi yanında, iyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin olumsuzluk ve rahatsızlık verir.

İnsanlar her durumda kendisine rahatsızlık veren olumsuzlukları düzeltmekle sorumludur. Aynı zamanda zorunluluktur da... Çünkü iyiliği emretmek, kötülükten menetmek insanlığın önemli görevleri arasındadır.

O halde iyilik nedir? İyilik en kısa tanımı ile kötülük etmemektir. Felsefi bir yaklaşımla kötülük nedir sorusunun en basit tanımı her tür çirkinliğe engel olmamaktır. Çirkinin en şiddetlisi iğrençlik olarak tanımlanabilir. İğrençlik de sınır tanımaksızın güzelliği tahrip etmektir.

Güzellik nedir o halde? Güzellik geçici olmayan hoşa giden değerler demetidir. Çirkinin zıddır... Muhakeme ve mukayese sürecinde; "isteklere uyan güzel, uymayan çirkin olarak tanımlansa da"; bu tanım eksik ve yanlıştır. Çünkü bu güzellik sanal ve geçicidir. İnsanın değişen psikolojisi ile ilgili ve bağlantılı olarak değişebilir. Moral ekseninde yaklaşılan bu tür bir güzellik görecelidir. Böyle bir güzellik tutarlı değildir. Buradaki güzellik ve çirkinlik kavranmı değişken psikoloji ile ilgilidir. Güvenli bir yaklaşım değildir. İnsanların basmakalıp güzellik kavramlarının peşinden koşmaktansa, Sonsuz güzellik ekseninde, kendi güzelliklerini anlamalarını ve kendine güvenli bireyler olarak yetişmelerini hedefleyen bir güzelik tanımı üzerinde durulmalıdır.

İnsanın ruh programına uymayan her şey çirkindir. Zulüm, haksızlık, adaletsizlik çirkindir... Tıpkı çevre çirkinliği gibi, gürültü kirliliği gibi... Kimilerine şerefli doğmak verilmiş olsa da, insan kendi iradesi ile şereflice ölebilir ve sonsuz güzelliklere kanat çırpabilir.

Tanım ortadadır. Kim olursa olsun, kişiler değişse de tanım değişmezdir.

Güzel'e dayalı terminolojilere dayanarak ta çirkinliklere yol açılabilir. Açılmaktadır da...

Unutulmamalıdır ki; hiçbir söz gerçeği tam olarak anlatamaz. Çünkü onların böyle bir yeteneği yoktur. Onlar, sâdece bahsettikleri şeyi işaret ederler. Kelimelerin işaret ettikleri şeyleri anlamak için olayı bizzat yaşamak gerekir. Bu yüzden yazılan hiçbir şey gerçeğin kendisi değildir ve gerçeği anlatamaz. Onlar, gerçeği sâdece işaret eder. 

İnsan kendi içinde daima çirkine çeken zulüm telkinlerini dinlememekle çirkinden uzaklaştığı kadar güzeldir... Bütün büyük insanlar iğrenç çirkinlikten kaçtıkları oranda güzeldir... Elbiselerle, takılarla, makyajlarla, belli davranış kalıpları ve sözlerle kendini beğenme ve beğendirme isteği ve çabası. Peki bu, farkında olsa da olmasa da kendisinin çirkin olduğunu kabullenmek değil mi?

Çirkinlik, sakatlık ve eksikliklerin, çelişki ve karmaşanın yansımaları olduğunu tam olarak farketmemiz, onlardan kurtulmamızı sağlar. İşte bu, onların da güzelliğe hizmet ettiğini gösterir.

Varlığı ve davranışları ile herkesi tümüyle etkileyen; neşeyi, coşkuyu, şefkati, sevgiyi ve mutluluğu etrafına yayan ve bulaştıran bir etkidir güzellik... Ve buna eklenebilecek bir çok güzel ayrıntılıara sahip kaç kişi ile tanışmış ve dost olmuş olabilirsiniz?... Şu gezegende kaç kişi karşısındakine bakarken sonsuz ve tarifsiz bir huzur, keyif ve mutluluk hissediyor?...

Güzel çirkine bakılarak görülebilir... Edebi, edepsizden öğrenmek gibi...

Adalet adına yapılan adaletsizlik kötü ve çirkindir. Tıpkı kokuşmuş ve bozulmaya yüztutmuş et gibi... Ama Adalet adına yapılan Adil uygulama, hakkın hak namına hak sahibine teslimi, insani olduğu kadar insan metabolizmasını olumlu etkileyecek kadar güzel duygular meydana getirir. Zulüm kötüdür, çirkindir.

Zalim bir yönetimin yerine şefkatli bir hükümdar gelirse; işte o zaman güzel bir ortam oluşur, güzel bir durum ortaya çıkar. Oğuzdan Osmanlıya inançla başlayan güzellikler şüpheye dönüşürken; Cumhuriyetle beraber şüpheyle başlayan çirkinlikler güzelliklere dönüştürülmelidir. Gerçekte bu davet meşakkatli, dikenli ve zor bir yolda yürümeye çağrıydı. Güzeli talep etmek gözüpek olmayı gerktirir. Cesur olmayan güzeli elde edemez. “alimin iyisi sultana yaklaşmayandır, sultanın iyisi de alimden uzaklaşmayandır”. İnsan, eğilmeden bükülmeden makam ve mevki için şahsiyetini cebine koyup ikbal peşinde koşmadan, güzellikler içerisinde şerefle yaşamalıdır.

Zıtlıkların doğruduğu değerler, stabil güzelliklerden daha çok ve etkilidir.

Güzelin güzelliğini artıran çirkinin çirkinliğidir. Çirkinliğin hadim olduğu çevrede güzellik hakim olur...

En büyük çirkinlik sonsuz güzeliği inkar ve ihmal etmektir... 

Dünyadaki bütün güzellikler de SONSUZ GÜZELLİĞİN FARKINDALIĞI sayesinde güzeldir.

Nasıl bir obje kümesinin üzerinden onları örten büyük bez parçasını çekip alırsanız o objeler bozulursa, yerküre üzerinde yer alan bütün  güzel canlıların üzerinden sonsuz güzellik örtüsünü çekip çıkarırsanız, bütün güzellikler geçicilik ekseninde duygusuz ve anlamsız olur.

Önümüzden geçen son model güzel bir otomobilin ne kadar kalıcı etkisi altında kalabiliriz ki...

Ya da konuk olarak gittiğimiz bir evin misafir odasında, "bir bardak çay içimlik" süreden sonra, orayı terkedeceğimizi düşünmek bizi ne kadar o mekanın güzelliğinin etkisi altında bırakabilir. İşte aptal odur ki; "bir çay içimlik süre" sonrasında terk edeceği misafir odasının güzelliğini kalıcı zannedip ona gönül bağlamasıdır. Ve odanın içindekileri elde etme entrikalarına girmesidir. İşte bu çirkinliğin hatta iğrençliğin ta kendisidir. İşte bir çok insan bu durumu hayatın bir gereği ve gerçeği olarak kabul etmekte, hayata uygulayarak iç dünyasını çirkinlik zindanın hapsetmektedir. Asılında bu tür insanları hemen tanırsınız. İçlerindeki hırs, haset, kıskançlık, kirlilik ta ki yüzlerine yansımıştır. Siret surete vurmuştur. 

Önceki bir çağın çirkinlik olarak kabul ettiği değerler, bir sonraki çağda güzel olarak nitelenebilmektedir. Bir zamanlar canavarımsı kabul edilen, doğada olmayan saç renkleri, vücuda geçirilmiş iğne ve metaller, günümüzde gençler için güzellik sembolü olur. Yapılmaya başlanırken estetik kaygılı protestoların hedefi olan Eyfel Kulesi, sonradan bir güzellik referansına dönüşebilmektedir...

Hasta beden daima çirkin bulunur. Hele de veba, cüzzam gibi hastalıklarla doğuştan gelen anomaliler… Hastalığın çirkinliğine ruhsal bir bozulmanın eşlik ettiği fikri sonradan terk edilse dahi, hastalığın fizikî görüntüsü insanlığı tedirgin etmekten geri durmayacaktır. Belki zaman içerisinde hasta insanlara duyulan nefretin merhametle yer değiştirmesiyle avutabiliriz kendimizi…

İnsan isteyen, istemesinin sonu sınırı olmayan bir varlıktır. Bu özelliği ile iç dünyasındaki düşünceler ülkesinde gezinip durur. Her şey kendi ekseninde döner. Doğada karşılaştıkları güzellikleri ve çirkinlikleri de o, ancak kendi duygu ve düşünceleri ile değerlendirir. Duygu ve düşünce ülkesinin sokak ve caddelerini inancı biçimlendirir.

İnsan, her gün bir önceki günden daha başkası olabilmelidir. Bu başkasılık, güzel yönde daha yetkin olmaktır. Her gün daha çok okumalı, daha geniş bilgiler edinmeli ve daha uyumlu daha dengeli yargılama ve sorgulamalarda bulunabilmelidir. Bunları yaparken elbette iç karşıtlıklar yaşayabilir. Bu karştlıkları yaşamak heyecan yaratabilir. Heyecan , en güzele  yükselten hiç bir basamakta eksik olmaz. Güçlü bir İnsanın iç dünyasının keşfine yönelik yolculukta, ne istediğini bilen, en güzele ulaşmayı amaç edinen bir durum ile karşılaşır. Bunları görmeye gidenler, bir yandan canlılığını ve enerjisini överler. Öte yandan geniş ve rahat olduğunu söylerler. Davranış dilini algılayabilenler hep onun bu iki türlü niteliğini görürler. Bu güzel insanın suskunluğu en güçlü ve etkili sohbet olur. Bu özellikte güzel bir insanın yanına bir kişi gelerek; üstadım arkadaşlarımız sizden güzel bir sobet arzu ediyorlar. Dediğinde bu güzel insan şöyle karşılık vermiş; " suskunluğumuzdan istifade edemeyen, konuşsak da istifade edemez...

Buna benzer bir başka örnek; Buda heykelini gördünüz mü?... Bunda heykelinin gözleri kapalı... Buda heykelinin gözleri neden kapalı?... Buda diyor ki;" Gözleri kapalı iken göremeyen, gözleri açık olsa da farketmez...

Güzel; estetiğin, doğrunun ve iyinin birliğidir. Doğru ve iyi olan güzeldir. Güzelin her türü doğruluktur. İnanç düşünceyi yönlendirirken, düşünce de görüşü belirler. Bu durumda çirkin iki türde rahatsız etmez. Birincisi; kararmış kalp, sönmüş akıl, kör olmuş duygu çirkinlikten rahatsız olmaz. İkincisi; Yaradılanı güzel görür Yaradan'dan ötürü... Bu görüş'tür işte... Bu durumda çirkinde çirkini her kişi görür. Çirkinde güzeli iyi kişi görür... Bencil içtepilerle insan, toplumsal beğeni ekseninde; güzelde güzeli, çirkinde çirkini görebilir. Ancak inanç sahibi iyi insan, genel tanımların ya da yaklaşımlarının dışına çıkarak iyi düşünce dairesinde özgün görüşü ile hikmet arayışı içinde güzeli yorumlar. Bu sayısız çeşitlilik içine birliktir. Bu konuda Kant ile ayrılıyoruz. Çünkü Kant; "güzel" ile "iyi" birleşemez diyor... Halbuki İslam Peygamberi Hz. Muhammed:" Bir işi yaptığınız zaman "sağlam" ve "güzel" yapın talimatını veriyor.  Kant'a göre; Güzellik, öznel olarak, yalnızca görmekle, işe yararlılık düşünmeden hoşa gider. İyilik ise nesnel olarak, gerçekleşmesinde bir işe yararlılık gözeterek hoş gider. Kant'ı bu yanlış değil ama eksik bıraktığı nokta; Ruhun da güzel'e bağlı olarak iyiliğe ihtiyacı vardır. Onun için Leonardo da Vinci;" Ruhun penceresi gözdür. Resim de göze hitabeder." der. Said-i Nursi de İnsanın maddi midesi olduğu gibi, gözün de midesi vardır. Göz midesi güzele bakmakla doyar... Her şeye rağmen Kant güzelliğin, iyinin bir simgesi olduğunu söyler.

İnsanın içindeki güzellik, onu hiçbir zaman hiçbir çirkinliğe sessizce baktırmamıştır. Güzel insanın çirkinlik karşısında yaşadığı gerginlik, onu pasif halde tutmamış, aktif tepki göstermenin çabasına sevketmiştir. Ki; buna yönelik rahmani mesaj şöle geliyor insanlığa;" Bir çirkinlik gördüğünüz zaman onu elinizle, gücünüz yetmiyorsa dilinizle, ona da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle karşı çıkın, güzelleştirin." Sadece kalbi ile karşı çıkmakla yetinen insanlar için de ;" Bu durum imanın en zayıf olanıdır. "şeklinde tanım getirilmektedir.

Asırlardır birbirlerine kırgın olan güzellik ve çirkinlik birgün artık barışmaya karar verirler. Çirkinlik güzelliğe der ki "EY GÜZELLİK BİZ SENİNLE YILLAR YILI KAVGA ETTİK BUNA ARTIK SON VERELİM VE BARIŞALIM"..Güzellik ve çirkinlik bir gün yolda karşılaşmışlar. Çirkinlik güzelliğe gel birlikte denize girelim demiş.Kendi kafasında bin bir kötülük düşünerek bu teklifte bulunmuş tabi. Aklından kötülük geçmeyen güzellik bu teklife evet demiş ve birlikte harika bir kumsalın olduğu bir yerde denize girerek yüzmeye başlamışlar. Bir süre yüzdükten sonra çirkinlik ben yoruldum biraz dinleneyim diyerek sahile varmış. Bakmış ki güzellik hala yüzüyor, güzelliğin elbiselerini giyinerek kayıplara karışmış. Bir süre daha yüzen güzellik yorulduğunu anlayıp sahile geldiğinde başına gelen felaketi anlamış. Çirkinliğin yaptığı sayesinde ortada kalmıştır. Bir süre düşündükten sonra başka çaresi olmadığını anlayınca çaresiz çirkinliğin elbiselerini giyinmiş ve öyle yola çıkmış. O günden beridir çirkinlik güzelliğin şık ve gösterişli elbiseleri içinde yapabildiği bütün çirkinlikleri yapar ve yine o günden beri güzellik çirkinliğin çirkin elbiseleri içinde rağbet görmez bir şekilde dolaşır durur... Fakat gönül gözleri açık olanlar her güzelliğin içindeki çirkinliği ve her çirkinliğin içindeki güzelliği görür...

Toplum güzel mesajlar veren benzetmelerde bulunmuştur. Devekuşu gibi kafasını kuma gömmekle kendisinin farkedilmediği zannetmesi gibi...

İnsanların bir çoğu yaptığı ya da neden olduğu çirkinliklerin kendisinden olmadığını zannettiklerini zanneder...

Halbuki çikinliğe neden olan yapan gibidir... Çirkinliğe çığır açan, kıyamete kadar çoğalarak yayılan çirkinliği yapmış gibidir. O yüzden kimse kendisinin açtığı çirkin çığırdan kendisini soyutlayamaz. O ancak devekuşu gibi kendisini kandırır. Kaldı ki; Böyle bir benzetme devekuşu gibi akıllı ve güzel bir yaratığa hakarettir.

Güzelliğin bir özelliğide uyumdur. Uyum hoşa giden ahenktir. Uyum güzelliğin temel özelliğidir. Uyumlu olan güzeldir. Şiirde söz dizimi uyumdur. O nedenle uyumlu bir şiir güzeldir. Tuval yüzeyindeki objelerin düzenli ilişkilerii yüzeysel güzelliği ortaya koyar. Bu nedenle resim sanatı da düzenli ya da uyumlu ilişkilere dayanır. Komplemanter renkler yüzey üzerindeki güzeli ortaya koyarken aynı zamanda kontrast renkler de aynı sonuca götürebilir.

Sıfır noktası ve öncesinde kozmik evren ilahi güzelliğin somut göstergesidir. Bu tabiatın doğal halidir. Kirli hava yoktur. Kirletilmiş hava vardır. Kirli su yoktur. Kirletilmiş su vardır. Kirli insan yoktur. Kirletilmiş insan vardır. Şu halde bir şeyi kirleten ve çirkin yapan etkenleri aramalıdır.

"Kainat  bir bütün olarak yaradılıştan gelen ve temelde  güzel olduğundan tabiattaki güzelden sanattaki güzele transformasyonu sağlanmış olur. Gerçekte bu kalıcı ve değişmez güzelin kural ve kriterlerini de belirlemiş olur. İnsan tabiatın hem en önemli bir parçası, hem de tabiatın yorumlayıcısıdır. İnsan güzelin çerçevesini çizerken tabiat güzelin tanımının odak noktasını oluşturur. Böylece günübirlik değişmez güzelin tanımı da ortaya çıkmış olur. Bu tanıma uymayan durumlar değişmez çirkinliğin tanımı olur. Her şey en güzel şekilde tasarlanmış ve yaratılmıştır. Kişisel çıkarlar için bu düzeni bozmaya çalışmak çirkinliktir. Böyle bir durumu ortadan kaldırmak her insanın görevidir.

Ancak gözler, kapatılarak çirkinlikler yok edilemez...

GÖZLERİMİZİ KAPATARAK ÇİRKİNLİKLERİ YOKEDEMEYİZ !!!

GÖZLERİMİZİ KAPATARAK ÇİRKİNLİKLERİ YOKEDEMEYİZ !!!

   

Her güzellik bir çirkinliği yok ederek elde edilir...

Güzel, çirkin ile vardır...

Güzellik ucuz değil,

Çirkinlik dahi lüzumsuz değildir...

Güzellik ve çirkinlik iki zıt kavramdır.

Zıtlık dünyanın doğasında vardır.

Siyah ile beyaz, sıcak ile soğuk, uzun ile kısa, yaz ile kış, iyi ile kötü, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin...

Bu zıt kavramlardan bazıları insanda herhangi bir tedirginliğe neden olmazken bazıları çok iticidir. örnek verecek olursak; Siyah ve beyaz, uzun ve kısa aşırı derecede herhangi bir rahatsızlık vermemesi yanında, iyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin olumsuzluk ve rahatsızlık verir.

İnsanlar her durumda kendisine rahatsızlık veren olumsuzlukları düzeltmekle sorumludur. Aynı zamanda zorunluluktur da... Çünkü iyiliği emretmek, kötülükten menetmek insanlığın önemli görevleri arasındadır.

O halde iyilik nedir? İyilik en kısa tanımı ile kötülük etmemektir. Felsefi bir yaklaşımla kötülük nedir sorusunun en basit tanımı her tür çirkinliğe engel olmamaktır. Çirkinin en şiddetlisi iğrençlik olarak tanımlanabilir. İğrençlik de sınır tanımaksızın güzelliği tahrip etmektir.

Güzellik nedir o halde? Güzellik geçici olmayan hoşa giden değerler demetidir. Çirkinin zıddır... Muhakeme ve mukayese sürecinde; "isteklere uyan güzel, uymayan çirkin olarak tanımlansa da"; bu tanım eksik ve yanlıştır. Çünkü bu güzellik sanal ve geçicidir. İnsanın değişen psikolojisi ile ilgili ve bağlantılı olarak değişebilir. Moral ekseninde yaklaşılan bu tür bir güzellik görecelidir. Böyle bir güzellik tutarlı değildir. Buradaki güzellik ve çirkinlik kavranmı değişken psikoloji ile ilgilidir. Güvenli bir yaklaşım değildir. İnsanların basmakalıp güzellik kavramlarının peşinden koşmaktansa, Sonsuz güzellik ekseninde, kendi güzelliklerini anlamalarını ve kendine güvenli bireyler olarak yetişmelerini hedefleyen bir güzelik tanımı üzerinde durulmalıdır.

İnsanın ruh programına uymayan her şey çirkindir. Zulüm, haksızlık, adaletsizlik çirkindir... Tıpkı çevre çirkinliği gibi, gürültü kirliliği gibi...

Tanım ortadadır. Kim olursa olsun, kişiler değişse de tanım değişmezdir.

Güzel'e dayalı terminolojilere dayanarak ta çirkinliklere yol açılabilir. Açılmaktadır da...

İnsan kendi içinde daima çirkine çeken zulüm telkinlerini dinlememekle çirkinden uzaklaştığı kadar güzeldir... Bütün büyük insanlar iğrenç çirkinlikten kaçtıkları oranda güzeldir...

Bu anlayıştan yola çıkılırsa ; Güzel çirkine bakılarak görülebilir... Edebi, edepsizden öğrenmek gibi...

Adalet adına yapılan adaletsizlik kötü ve çirkindir. Tıpkı kokuşmuş ve bozulmaya yüztutmuş et gibi... Ama Adalet adına yapılan Adil uygulama, hakkın hak namına hak sahibine teslimi, insani olduğu kadar insan metabolizmasını olumlu etkileyecek kadar güzel duygular meydana getirir. Zulüm kötüdür, çirkindir.

Zalim bir yönetimin yerine şefkatli bir hükümdar gelirse; işte o zaman güzel bir ortam oluşur, güzel bir durum ortaya çıkar.

Zıtlıkların doğruduğu değerler, stabil güzelliklerden daha çok ve etkilidir.

Güzelin güzelliğini artıran çirkinin çirkinliğidir. Çirkinliğin hadim olduğu çevrede güzellik hakim olur...

En büyük çirkinlik sonsuz güzeliği inkar ve ihmal etmektir...

Dünyadaki bütün güzellikler de SONSUZ GÜZELLİĞİN FARKINDALIĞI sayesinde güzeldir.

Nasıl bir obje kümesinin üzerinden onları örten büyük bez parçasını çekip alırsanız o objeler bozulursa, yerküre üzerinde yer alan bütün  güzel canlıların üzerinden sonsuz güzellik örtüsünü çekip çıkarırsanız, bütün güzellikler geçicilik ekseninde duygusuz ve anlamsız olur.

Önümüzden geçen son model güzel bir otomobilin ne kadar kalıcı etkisi altında kalabiliriz ki...

Ya da konuk olarak gittiğimiz bir evin misafir odasında, "bir bardak çay içimlik" süreden sonra, orayı terkedeceğimizi düşünmek bizi ne kadar o mekanın güzelliğinin etkisi altında bırakabilir. İşte aptal odur ki; "bir çay içimlik süre" sonrasında terk edeceği misafir odasının güzelliğini kalıcı zannedip ona gönül bağlamasıdır. Ve odanın içindekileri elde etme entrikalarına girmesidir. İşte bu çirkinliğin hatta iğrençliğin ta kendisidir.

GÜZELİM

GÜZEL VAR, GÜZELDEN GÜZELİ...

BEN ORADAYIM, EZELİ..

ARAMA BAŞKA YERDE.. 

KALBİM GÜZELE BEZELİ...

 

GÜZEL İLE GÜZEL OLDUM.

BİLMEM, BELKİ BİR HİÇ OLDUM...

BEN DE ARADIM KENDİMİ,

GÜZELİN İÇİNDE BULDUM...

 

GÜZEL BENİM, BEN GÜZELİM,

GÜZEL İÇİNDE EBEDİM,

ARARSAN BULURSUN BENİ,

EZELDEN EBEDE GEZERİM…

                           Ahmet ATAN

Toplum güzel mesajlar veren benzetmelerde bulunmuştur. Devekuşu gibi kafasını kuma gömmekle kendisinin farkedilmediği zannetmesi gibi...

İnsanların bir çoğu yaptığı ya da neden olduğu çirkinliklerin kendisinden olmadığını zannettiklerini zanneder...

Halbuki çikinliğe neden olan yapan gibidir... Çirkinliğe çığır açan, kıyamete kadar çoğalarak yayılan çirkinliği yapmış gibidir. O yüzden kimse kendisinin açtığı çirkin çığırdan kendisini soyutlayamaz. O ancak devekuşu gibi kendisini kandırır. Kaldı ki; Böyle bir benzetme devekuşu gibi akıllı ve güzel bir yaratığa hakarettir.

Güzelliğin bir özelliğide uyumdur. Uyum hoşa giden ahenktir. Uyum güzelliğin temel özelliğidir. Uyumlu olan güzeldir. Şiirde söz dizimi uyumdur. O nedenle uyumlu bir şiir güzeldir. Tuval yüzeyindeki objelerin düzenli ilişkilerii yüzeysel güzelliği ortaya koyar. Bu nedenle resim sanatı da düzenli ya da uyumlu ilişkilere dayanır. Komplemanter renkler yüzey üzerindeki güzeli ortaya koyarken aynı zamanda kontrast renkler de aynı sonuca götürebilir.

Sıfır noktası ve öncesinde kozmik evren ilahi güzelliğin somut göstergesidir. Bu tabiatın doğal halidir. Kirli hava yoktur. Kirletilmiş hava vardır. Kirli su yoktur. Kirletilmiş su vardır. Kirli insan yoktur. Kirletilmiş insan vardır. Şu halde bir şeyi kirleten ve çirkin yapan etkenleri aramalıdır.

"Kainat  bir bütün olarak yaradılıştan gelen ve temelde  güzel olduğundan tabiattaki güzelden sanattaki güzele transformasyonu sağlanmış olur. Gerçekte bu kalıcı ve değişmez güzelin kural ve kriterlerini de belirlemiş olur. İnsan tabiatın hem en önemli bir parçası, hem de tabiatın yorumlayıcısıdır. İnsan güzelin çerçevesini çizerken tabiat güzelin tanımının odak noktasını oluşturur. Böylece günübirlik değişmez güzelin tanımı da ortaya çıkmış olur. Bu tanıma uymayan durumlar değişmez çirkinliğin tanımı olur. Her şey en güzel şekilde tasarlanmış ve yaratılmıştır. Kişisel çıkarlar için bu düzeni bozmaya çalışmak çirkinliktir. Böyle bir durumu ortadan kaldırmak her insanın görevidir.

Ancak gözler, kapatılarak çirkinlikler yok edilemez...

05.ARALIK.2010

Listeleniyor (17—50) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010 | Design By Web Tasarım | Seo