Akıl Güncem

Listeleniyor (9—30) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17

SÜLEYMANİYE'NİN SESİ

SÜLEYMANİYE'NİN SESİ
 
Süleymaniye Camii'ne götüren ara sokaklaradan ilerliyorduk. Her bir metrekaresi zaman'ın ruhunu yansıtıyordu. Tarih kokan taş esereler üzerinde gözlerimiz bir bir ilerliyordu. Geçmişten günümüze gelen bu "taş gibi belgelerin" fısıltılarını algılamaya çalışıyorduk.
Ne mutlu bize...
Geçmişini inkar etmemeyi, bir ideolojik görüş olarak yaşaya ve yaşlanagelmiştik.
Öyle bir geçmiş ki; ekonomik ve sosyal statüyü, inanç simgesi mabetlerimizi oya gibi işlemiş Osmanlı...
Süleymaniye'ye yaklaştığımızda; Süleymaniye Vakıf bianısını gördük. Kullanılmadığı her halinden belli sokağa bakan kepenk üzerine yerleştirilmiş ayet-i Kerimelerin mealleri yazılmış. İşin doğrusu, bir tanesi saprtırılarak yazılmıştı. Hafızamda kaldığı kadarıyla şöyle diyordu; Allah'ın rahmeti ile aranıza velileri sokmayın"...
Ve hiç düşünmeden yazana, yazıp asana, astırana, bu zamana kadar o yazının orada asılı kalmasına susana, çok ilginç göndermelerde bulundum. Bunlar Anadolu'nun vehhabileri'dir diye düşündüm.
Bu ne anlama geliyor bilmiyorlar. Bilseler yazmazlardı ya da saptırmazlardı.
Bu, Türk İslam Tarhine yön veren Evliyaları inkardır. Bu seyyid Abdül Kadir Geylanileri, Şah-ı Nakşibendileri, Abdül Halikıl Gücdüvanileri inkardır. Bir sohbetinde Abdul Halikıl Gücdüvani (K.S) Şöye demiş.; " Her kim ki velilere muhabbeti, sevgisi saygısı yoksa, o akşamdan sabaha kadar Allah'ı ansa, O istidraç içindedir. Ama Bir kişinin velilere sevgisi saygısı varsa, o sonundan korkması, sonu güzel olacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle Süelymaniye'nin avlusundan girdik. Ayakkabılarımızı naylon poşetlere koyarak caminin içine girdik.
Muhteşem bir mabedin içerisinde, müthiş bir keyif alıyorduk. Gözlerimiz bir müze konumunda olan iç mimariyi incelerken, kalbimiz binyıllar ötesinden fısıldayan Süleymaniye'nin sesini huzur ve huşu içinde dinliyordu.
10 Aralık 2011 -İstanbul

Kaybolan Basın Vicdanı

KAYBOLAN BASIN VİCDANI

 

 

Kaybolmak; Bir şeye sahipken yok olması. Basın; Toplum’da haberleşme ve iletişim hakkına hizmet eten basılı ve görüntülü yayın organı. Vicdan; Bu yayın organlarının insani, hukuki, insan haklarına saygıyı zorunluluktan çok samimi bir sorumlulukla yürütülmesi. Biz bir arada yaşayan toplum bireyleri olarak vicdan sahibi bir basın istiyoruz. Radikal gazetesinden olduğunu söyleyen telefondaki bayan sesi (Elif İNCE) ertesi gün atacağı “Çakma Bienal” manşeti için bigi topladığından bahsederek bir takım sorular sordu. En somut soru. Katalogda çıkan aşağıdaki yazım. Verdiğim cevap; her kim sanat etkinliği için benden tablo, makale, röportaj isterse, veririm oldu. Ek olarak yaklaşık on dakikalık detay açıklama yapmayı da ihmal etmedim. Ama sorularda taraflılık sezdiğim için, sonuçlardan da endişe duymaya başlamıştım. Ülkemizde bu konuda basının nasıl bir yayın politikası izlediği cümlemizce malumdur. Telefon görüşmemiz sona ermişti. Ertesi gün çıkan “Çakma Bienal “ Haberinde “zan “altına alıcı tek cümle ile geçiştirmişti. Evet, tam düşündüğüm gibi olmuştu. Cambazca kurulan cümle, basın muhabirini amacına ulaştırmıştı. Ama bilerek ya da bilmeyerek, vicdan duvarını yıkmıştı. Gerçi bu genç muharririn yaptığı “tahrip” sözüm ona; basın mensuplarından bazılarının yaptıkları yanında “hiç” sayılırdı. Basın’da terör halledilmedikçe, terör basında her yönü ile yer almaya devam edecektir.

Ahmet ATAN

06.12.2011-İSTANBUL

 
Sanat Bienalleri
 
Bienaller önemli kültür ve sanat etkinlikleridir. Ulusal ve uluslarası düzeyde kültür ve sanat insanları bu etkinliklerde buluşma fırsatı bulurlar. Sanatseverler büyük bir coşku ile sanat eserleri ile yüzleşirler. Bir anlamda bienaller sanatın er meydanıdır. Bienalde eserleri ile yer alan sanatçılar için tatlı ve karmaşık bir heyecan yaşanırken, izleyiciler için de karşılaştırmalı eleştiriler peşpeşe sıralanır. Öz’ü: bienaller her açıdan prestij kültür ve sanat etkinlikleridir. Organize edenler, katılımcılar ve izleyicler için önemli bir ayrıclıktır.
Bienaller düzenlendikleri mekanların sağladıkları katkılardan çok, düzenlendikleri mekanlara da önemli katkılarda bulunur. Başta düzenlendiği kapalı mekanlara, sonra semte, kente, ülkeye kayda değer prestij kazadırması yanında kültür sanat tarhine de önemli bir kayıt düşer.
İçinde yaşadığımız yüzyılda İletişim kolaylığı, etkiletişim kolaylığını da beraberinde getirmiştir. Buna paralel olarak bir çok tekelleşmeyi de ortadan kaldırmııştır. Medya aracılığı ile taraflı empoze edilen beğeni dayatmasının yerini, herkesin özgün bireysel beğenisi almıştır. Dolayısı ile; Sanat, iletişimdir, iletişim sanattır... Bienaller sanat ile sanatseverleri biraraya getiren önemli bir iletişim etkinliği olarak yorumlanabilir.
İçiçe olmaya başladığım 1970’li sanat eğitimi yıllarımda yeni yeni “Bienal” sözcüğünü duymaya başlamıştım. Ulaşılmaz gibi lanse edilen sanatçıların, erişilmez gibi gösterilen mekanlarda, anlaşılmaz gibi algılanan etkinliklerde sergilenen klosal tablolar canlanırdı hafızamda. Artık bu anlayışın çok gerilerde kaldığını düşünüyorum.
Her bedelini ödeyen bienalde yer alabilmelimidir? Bedelini ödeyen Bieanal sanatçısı olabilir mi? Bienalde bir sanatçının işlerinin sergilenmesi kim tarafından, hangi kriterlere göre belirlenir? Sanatçının, alışılagelmiş, obje veya temaların, dışına çıkarak yeniden yorumlaması yeterli bir yaklaşımmıdır? Sanatçıya, soyut bir çalışmanın kesin tasarım-uygulayım kurallarını emretmek, kabul edilebilecek bir durum olabilir mi? Endüstri kültürünün yer tuttuğu içinde yaşadığımız yüzyılda, kültür endüstrisi sanatçıyı, sanatı ne kadar etki altına almaktadır? Bienal organizesi kadar, bienal sanatçısı olmak günümüzde cevabını arayan sorular arasında yerini almıştır.
Sanat her an hareket halindedir. Çünkü Sanat insanları hızlı değişim ve gelişim sürecinde hareket halindedir. Belkide dünyanın farklı coğrafyalarında farklı kültür ve sanat insanlarının, farklı olmayan yönü “sürekli hareket halinde “ olmalarıdır. Sevinçler, sevgiler kadar sürekli devinim halinde olmaları dünya sanatçılarının ortak paydalarıdır. Bir de bunun yanında güzele olan hayranlık ile güzelin çekim gücü; sanat dünyasının gelişimi üzerine olan etkisi, tüm bunların bienallere taşınması, mantıksal bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sanat bienalleri sürekli olarak isteyen, istemenin de sınırı olmayan özel etkinliklerdir. Bienallerdeki hareketlilik ve coşku, sanattaki hareketlilikten gelir.Sanat insanı her gün bir önceki günden daha başkası olabilmelidir. Bu başkasılık, güzel yönde daha yetkin olmaktır.
Bienallerde başarılı kalmak, başarılı olmaktan daha zordur. Bu nedenle Sanat Bienalleri önemlidir.
art biennials
Biennale is an important cultural and art event. During this event natives and foreigners who are interested in culture and art have an opportunity to meet. This is a moment when art-lovers enthusiastically face the masterpieces. During biennale there is being experienced a sweet and complex excitement by artists whose works of art are being exhibited and there is also lined up a comparative criticism for viewers. Briefly biennale in every aspect is an event of prestige culture and art. This is an important privilage for organizers, attendants and viewers. It seems that biennale makes a use of advantages of places where is being organised but in fact it brings this area later locality, city and country a significant prestige and also has an impact on history of culture and art. Our century bringing us communication easiness carries with it also an easiness of interactive relation. Concordantly much more monopolization is being eliminated. A place of prejudiced impose on matter of taste created by mass media is being given to unique, ,people’s individual taste. Consequently: the art is the communication, the communication is the art. Biennale can be interpreted as an important dialog which brings art and art-lovers together. In 1970s when I started my journey with art I newly was comimg across the word Biennale. Thinking about the biennale word my mind was perceiving the monumental paintings exhibited during the events which were perceived as inapprehensible, where exhibition places were indicated as they were inaccessible and where artists were introduced as if they were unapproachable. Currently I believe at last this comprehension is staying behind. Should those who are ready to pay any price take part in biennale? Can those who pay any price be the artists of biennale? By who and what criteria artists’ works are being evaluated during biennale? Is it a sufficient attitude of artists to interpretate conventional objects and themes anew by crossing their lines? Is it an acceptable situation to order an artist who is creating an abstract work to apply to the rules of estabilished desigment? Industry has a place in today’s culture. How strong is the influence of the cultural industry on the artist and the art? As much as biennale organizing, becoming a biennale artist nowadays is taking a place among the questions which are waiting to be answered. Because of people of art are inside the process of fast changes and developement, art is always in movement. Maybe in different parts of the world, different people connected with culture and art which do not have different points of view are also in the constantly movement. Moments of hapiness the same as our affections are a common ground for artists from over the world by being constantly in motion. In addition the admiration of the beauty and its strong attractiveness put an impact on a developement of world’s art. Biennale events taking into account all of this remarks appear to us as a logical conclusion. Art biennale is being constantly desired, it is a special event which’s desirement does not have any limits. The liveliness and enthusiasm of biennale is coming from the mobility in art. Art people should be able to be someone else every day. Being different is more competent in a positive way. In biennale it is harder to keep staying successful than becoming successful. That’s why Art Biennale is very important.

Estetiğin Başlangıç Noktası

 

ESTETİĞİN BAŞLANGIÇ NOKTASI... (1)

 

Estetiğin başlangıç noktası “inanç”tır. İslam, inanç sahibi olan insan için “güzel’e” tanım getirir. İslam’ın estetik anlayışı, Allah’ın beğenisi ile çok sıkı bir ilişki içindedir. Dünya kurulalı beri, hangi ilahi din olursa olsun, estetiğin tanımını yapmış, sınırlarını çizmiştir. Bu sınırlar içerisinde Âdemoğlu sayısız esereler bırakarak göçüp gitmiştir. Ama geriye inanç yönlendirmesi ile estetik beğeninin kurallarını da bırakmışlardır.

İslam temelinde en güzel olan Allah, en güzel eseri olarak insanı yarattı. Aslında Estetik kuralların tamamı Âdem (a.s.) saklıdır. Ahsen-i Takvim biçiminde yaratılan insan, sadece kendisine bakarak estetiğin kurallarını bilir ve tanımını yapar. İslam estetiğinin temel yapı taşlarını, İslam’a ait değerlerin birliği ilkesi oluşturur. Bu birlik, aynı zamanda yapan ile bakan arasındaki birliktir.

11.ARALIK 2011-İSTANBUL

DÜŞMANLIK BAŞLAYINCAYA KADAR

DÜŞMANLIK BAŞLAYINCAYA KADAR

 

Yurtta ve cihanda sulh, Türkiye Cumhuriyeti'nin önceden beri süregelen bir devlet politikası olmuştur. Bu olumlu bir politikadır. Ancak ekonomik çıkar ilişkilerinin veya çatışmalarının üzerinde bir etki var ki o da inanç farklılıkları olmuştur.

İsrail'in Yahudi inacına göre belirlediği hedef adanmış topraklar olarak tanımlanan Dicle ve Fırat arasını elde etme çabaları zaten bilinmektedir. Bunun için ne gerekiyorsa yıllardır yapılmaktadır. Serbest seyahat, ulaşım kolaylığı, iletişim rahatlığı dünyayı küçük bir misket topu haline getirmiştir. İnsanların paylaşabileceği çok şeyler vardır. Ama inanç sistemi içerisinde değerlendirildiğinde Yahudilik pencersinden görünen o ki; Kendileri dışındaki tüm insanlar köledir. Bu bakış açısı da sonsuza kadar değişecek değildir.

Demek ki dinler arasındaki diaylog, çatışmaları öteleyecek önemli projedir.

Çatışmaların ötelenmesi, önlenmesi anlamına gelmeyecektir.

Düşmanlık kaçınılmaz gibi görünüyor.

Ancak toplumsal kader çizgisine göre bu çatışma takdir edilen tarihe ertelenebilir.

Acaba o tarih geldi mi?

Bunu bilemiyoruz.

Bilinen o ki;

Düşmanlık malumunun ilanına kadar, israil lle dost olarak kalınabilir.

Bunu başarabiliriz.

Başarabilirmiyiz?

Diplomatik yollar tıkanmış değil...

Bilmediğimiz bir durum var mı acaba ?

Eğer diplomatik yollar tıkanmışsa, kıyamet vakti yaklaşmış demektir.

İşte o zaman gökyüzünün yarılıp yıldızların döküldüğü zamandır.

Ağaçların dile gelip, hedefi gösterdiği zamandır.

Yine de "Düşmanlık" alenen ortaya çıkıncaya kadar "dost" olarak kalmak en akıllıcadır.

Usulet ve suhulet her zaman uluslar arası  diplomasi gereğidir.

Biz İslam toplumu olarak kültürel kimliğimiz doğrultusunda, Yunus Emren'nin özdeyişi ile; "Yaradılanı severiz, yaradandan ötürü."

İnsanları seviyoruz.

Her insan Allah'ın yarattığı kutsal bir emanettir.

                                                          AHMETATAN- 11.09.2011

Listeleniyor (9—30) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010