Akıl Güncem

Listeleniyor (53—69) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18

Günce

ARArSEN BULurSEN

 

                            Prof. Ahmet ATAN

 

Toplum o kadar kargaşa içerisinde yaşıyor ki,

Yanlışlar içerisinde doğruları bulmak da o kadar zorlaşıyor…

Doğrular mı?..

Hangi doğrular?

Kime göre olan doğrular…

Slogancı yaşayışın ortasında buluyoruz birden kendimizi…

Sen ondan, o senden, ben senden, sen benden… Ol da, istersen çamurdan ol…

İyi doğrudadır… iyilik de doğrudadır.. doğruluk iyiliktir…

Çirkinlik güzel değildir…

Güzel de çirkin değildir…

Güzellik güç’temidir yoksa???...

Güzel güçlümüdür?

Güç’lü güzelmidir?...

Doğrusunu bulana…

Ne mutlu O’na..

Doğrusunu bilene de…

Estetikte yanlışlar ve doğrular,

Siyasette yanlışlar ve doğrular,

Sağlıkta, eğitimde yanlışlar ve doğrular…

Nefiste yanlışlar ve doğrular…

Bel fıtığı tedavisinde, sivilceler hakkında yanlışlar ve doğrular…

Sevmede yanlışlar ve doğrular….

Sevgide yanlışlar ve doğrular…

İnsan sevdikçe yanlışlar değişiyor…

Yanlışlar sevildikçe doğrular değişiyor…

Sevdikçe adresler değişiyor…

Adresler değiştikçe, yanlışlar değişiyor…

Yanlış doğrular çoğalıyor..

Doğru yanlışlar yok oluyor…

Zamana ve Mekâna bağlandı yanlışlar ve doğrular…

“Dün dündür, Bugün Bugündür” atasözü oluverdi birden…

Nerede “O söylüyorsa doğrudur” diyen…

Nerede O, Nerede ben?...

Artık “ben söylüyorsam doğrudur” zamanı…

Yamuk doğrular, paralel doğrular, evrensel doğrular,

Aynı düzlemde bulunmayan doğrular..

Sektörel doğrular, vektörel doğrular..

Örtüşen doğrular, çakışan doğrular…

Aykırı doğrular, ağlatan doğrular… eğimleri eşit doğrular..

Şerefli doğrular, agresif doğrular… medyatik olgular…

 İmgesel ve dahi simgesel doğrular…

Gülmeyen doğrular, ölmeyen doğrular….

Ayıkken olan doğrular, sarhoşken olan doğrular…

Yanlışa doğru demezsen, sonuçlarına katlanırsın,

Ya aklanırsın, ya da atlanırsın…

Yanlış anlama, ama…

Yanlış anlaşılmaya mahkum mu ettim kendi kendimi?...

O halde, katlanası doğrular, kutlanası doğrular…

Samanlıkta iğne misali…

Ben diyorum ki; Bu samanlıkta bir iğne var… İnanmazsan ara.. Bulabilirsen bul..

YANLIşLAR İÇERİSİNDE DOĞRUSUNU BULmak!!!

ARArSEN BULurSEN

Günce

ART TERAPİ

 

 

 

                                                            Prof. ahmet ATAN

 

 

 

 

1.

Sanat ve psikoloji, birbirini tanımlayan ve tamamlayan iki kavramdır. Sanat, tasarım aşamasında biçimini bulmamış bir olgu olarak ruh âleminde belirmeye başlar. Sanat, insanın psikodünyasının dışa vurumudur. Düşünce, duygu, sevgi, nefret bu psikodünyanın birer elementleridir.

İnsan her durumda kendisinin bir şekilde anlaşılmasını ister. Ya da İnsan Bir şekilde başkalarına kendisini anlatmak ister. Sanat, insanın kendisini anlatma yollarından biridir. İşte burada “kendisi” kavramı ruhsal bir olgudur. Zaten sanat insan ruhunun madde üzerindeki yansımasıdır.  Ses, resim, heykel ve mimari uygulamaları ruhsal tercihlerin ürünleridir.

Eserini ortaya koyan sanatçının psikolojisi kadar, o eserin muhatabı olan izleyicinin algılama psikolojisi de Sanat Psikoloji ekseninde yerini alır.

S. Freud (1856-1939), Psikoanalitik disiplin alanı içerisinde sanatçıları, onların ortaya koydukları eserleri üzerinde eleştirel araştırmalar ve tartışmalar yaparak inceler. Psikoanalist görüş, izlenim, rüyalar, sevinç, bilinç, fantazya, ütopya, imajinasyon, dikkat problemleri üzerinde yoğunlaşır. Duygu ve düşünce, saplantı gibi sorunlarla birlikte sanata eğilen bu akım, sanattaki üslûp sorunundan çok, bilinçaltını açıklayan temalarla ilgilenir. Ya da bilinçaltını anlamaya çalışır.

Freud’un başını çektiği Psikoanalist ekole göre, sanat eserinin; istekleri, hayalleri, bastırılmak istenen duyguları, bir başka plânda dile getirdiği düşünülmektedir. Psikolojik verilerin, sanatçı hakkında bilgi verdikleri, sanat eserinin bildirisini açıklamaya yardım ettikleri bir gerçektir. Bunda birinci amaç sanat esrinin kaliteye yönelik değerini araştırmaktan çok, sanat yolu ile insan ruhunun bilinmezlerini keşfe çıkmaktır.

Psikolojik yaklaşımın ikinci sorunu “algı” olayıdır. Bu olayı başlı başına ele alan psikoloji alanı “Gestalt” okulu olarak bilinmektedir. Algılama işlemi, çevredeki eşya ve olayların bünyeleşmiş bütünler halinde kavranmasını sağlayan psikolojik bir olgudur. Bununla, bir şeyi, bir nesneyi (rengini, hacmini, boyutlarını) duymaktan dolayı zihnimizde bir iz meydana gelir. Sanatçının tabiatı anlamaktaki yeteneği, bilincindeki bazı tasarımların yerleşmesiyle gerçekleşir.

Plâstik sanatlarda görme, gözle bir şeylerin varlığını duyma, işin en önemli yanıdır. İnsan, estetik faaliyeti geliştikçe eşyalar, varlıklar ve simgeler dünyasında yaşamaya başlar. Beş duyudan biri olan gözün kapsadığı duyumlar aydınlık, karanlık, renkler, hacimler, biçimler, uzaklıklar gibi en temel kavramlarını, zihnin estetik perspektifi içine alır. Bu kavramlardan oluşan bir konuyu, sanatçı kafasında oluşturamamışsa, yani sanatçı bir konuyu tam anlamıyla incelememişse, konuyu kâğıt üzerine ne kadar güzel çizerse çizsin, çizim göze ne kadar hoş görünürse görünsün, obje ya da model sağlam algılanmadığından ortaya sağlıklı bir desen çıkmaz. Bu nedenle Klee der ki; “önemli olan görüntü değil, görünen görüntünün arkasındaki görünmeyen gerçeği görebilmektir.”

Yaratıcılık, daha başlangıçta, sanat konusu olmazdan önce, insanoğlunun psişik yapısıyla gerçekleşen bir işlemdir. Yalnız figürlü sanat konuları değil, en soyut yaratmalar bile, daha önce görüntüsü ve biçimleri mevcut olan malzemeye dayanmaktadır. Seyircinin de algılama işlemi, çevredeki eşya ve olayların, bünyeleşmiş bütünler halinde kavranmasını sağlayan psikolojik bir olaydır. İnsan gözü çevresindeki olay ve eşyaları algılarken, her zaman fotoğraf makinesi gibi çalışmaz. Özellikle büyük sanat eserleri; yalın bir uyarıcı olmaktan çok, karmaşık ve kavranması zor, değişik sembollerle zenginleştirilmiş ürünlerdir. Eserde beliren kültür faktörünün ağırlığı, izleyici tarafından çözümlenirken; tabiattaki modele nelerin eklendiği, nelerin abartıldığı veya vurgulandığı dikkatle ele alınmalıdır. Çünkü, eser, seyirci tarafından biçimi aracılığı ile algılanır. Bu durumda, sanatçıyla seyirci arasındaki titreşimin açıklanabilmesi, bir bakıma, algılanmakta olan konu ile ona katılan kültürel unsurların belirleyiciliği arasındaki salınımda ve ilişkide düğümlenmektedir. Hangi çağda olursa olsun, sanatçı da, seyirci de bir görme ve idrak etme eylemine girer. Bu bakımdan algı kavramı ve ona eklenen unsurlar, sanat psikolojisinin önemli sorunları arasındadır.

Nietzsche der ki: "Her duyu ebedileşmek ister." Sanat duyusunda da bir devam arzusu vardır. Gerçekte psikoloji sanatın başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Psikolojiyi sanat yolu ile açıklamak mümkün olabildiği gibi, sanatı da psikolojik yoldan çözümleyebiliriz.

 

2.

 

Terapi sürecinde sanat yapılabildiği ya da yaptırılabildiği gibi, sanat sürecinde de terapi yapılabilir ya da yaptırılabilir. Terapide amaç; ruhsal ünitenin bir parçası, hem de önemli bir parçası olan düşüncenin kontrol altına alınmasıdır. Düşüncenin kontrol altına alınmasının çeşitli yolları vardır. En basit yaklaşım olarak, güzel şeylere bakmak, güzel şeyleri dinlemek, güzel şeyleri söylemektir. Onun için Said Nursi” Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Demektedir. Bu anlayış insana; daha sonraki terapi sürecinde başka kazanımlar elde etmesine yol açacaktır. Bu kazanımlardan bir tanesi, düşünceyi kontrol altına almayı kontrol edebilmektir. O zaman bu terapi sürecinde insan kendisine ototelkin yolu ile şöyle dedirtecektir; “Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından haz duymasını öğrenir”… Burada güzel, sanattır. Sanat güzel ‘dir. Her iki olgunun da insan psikolojisindeki yeri; hayatın tamamı olmasa da önemli bir bölümünü kapsayacak ya da kuşatacak kadar etkisi vardır.

Güzel ile korkunç arasındaki fark, cennet ile cehennem arasındaki fark kadardır. Ama sanırım O büyük irade sahibi, iki gerçeği de dünya da insanlara göstermediği için, ne cennete sevdalananlara, ne de cehennemden korkanlara rastlıyoruz.

Art terapide amaç; sanat yapmak yanında, sanat yolu ile ruhsal tedavi yapmaktır.  Sonuç profesyonel olmasa da, spontane sanat etkinliği olarak değerlendirilebilir.

Tablo yüzeyi bir “gösteri merkezidir.” İnsanın sahip olduğu bir çok psikolojik özellikler somut olarak tablo yüzeyinde görünebilir, görülebilir, gösterilebilir. Çünkü tabloyu yapan insandır. Tabloyu tanımak insanı tanımaktır.

İnsan kendi ruh dünyasında kendini keşfe çalışır. Bu keşif süreci ya da serüveni zorlu ama zevkli geçer. Her yolculuğun olduğu gibi, bu keşif sürecinin de bir başlangıcı, gelişim süreci ve sonu vardır. Aslında bu terapi sürecinin önemli noktası insanın ne istediğinin net olarak anlaşılmasıdır. Bir anlamak isteyen, bir anlaşılmak isteyen vardır. Yani art terapi yolculuğu iki kişiyi gerektir. Sanat terapi sürecinde, anlamak ve anlaşılmak olgusunun yardımcı unsurudur. Terapi, zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren bireylerde daha sağlıklı bir ruhsal denge sağlamak amacı güder. Ve bu süreçte danışan ve Artterapist arasında düşünce ve duygu alışverişi kurulur. Bu alışverişin kurulduğu süreç hem bir bilimsel süreçtir çünkü kendi içinde sistemi vardır hem de sanattır çünkü yaratıcılık ve zekâ gerektirir. Acaba benim terapiye ihtiyacım var mı sorusunu sorabilen insanların çok açık bir şekilde terapiye ihtiyaçları vardır. Gerçekte her insanın terapiye ihtiyacı vardır. Bu anlayıştan yola çıkılırsa benim terapiye ihtiyacım yok diyen insanın da terapiye ihtiyacı vardır. Her insan mutlu olmak ister. Mutlu olmak isteyen her insanında terapiye ihtiyacı vardır. Sadece dert ve sıkıntılardan kurtulmak için terapiye ihtiyaç duyulmaz.

Hayatın dağdağası içinde, günlük yaşam sorunlarıyla başa çıkmada güçlük yaşanıyorsa, bir arttreapiste ihtiyacı var demektir.  Daha önce çok rahat yapabildiği sıradan şeyleri bile artık yaparken daha fazla güç harcıyorsa, kendisine karşı ve diğerlerine karşı tolere gücü düşmeye başlamışsa, bir arttreapiste ihtiyacı var demektir. Hayata ve olaylara daha karamsar bakıyorsa, içsel sorgulamaları ve çatışmaları; yaşama dair korkuları artmışsa ve mutsuzsa işte o zaman kendisine kılavuzluk eden bir arttreapiste ihtiyacı var demektir.

Art terapi hem sohbet hem de uygulamadır.  Art terapi bir kuşun iki kanadı gibidir. Elektrik güç kaynağını oluşturan Anot-katot misali gibidir. Bu ikili güçlerle insan güç kazanır ruh sağlığına kavuşmanın olduğu kadar ruh sağlığını korumanın yollarından birini bulur. Art terapi hem bilişsel bir süreç hem de yaratıcılık ve zeka gerektiren bir süreç.. Bilimsel ve sanatsal süreç art terapinin varlık nedeninin oluşturmaktadır. Bu mantık bilimi sanatsal bir uygulama ile sunarken, sanatbilim disiplini ile psikodünyasına göndermelerde bulunur.

Art terapi karşılıklı sohbet etmektir. Ancak bu sohbet kuru, temelsiz bir karşılıklı konuşmadan ibaret değildir. Bir akıl verme de değildir. Burada yol göstericilik gibi bir amaç da söz konusu değildir. Bir pedagojik birikim paylaşımıdır. Pedagoji, bilgi birikiminin paylaşım biçimini bilerek kişilik gelişimine katkıda bulunmaktır.. İnsan paylaşmaya açık ise; ona destek ve yardım edilebilir.

Başarı ya da en azından istenen sonuca götüren yollar her zaman düz olmayabilir. Yolda çakıllar, tümsekler, tepeler, dağlar olabilir. Bunun farkında olmak, gerekirse yardım talep etmek gerçekte insan olmanın gereğidir. Bunu kabul etmek zorlukların üstesinden gelmenin ipuçlarını yakalamaktır.

Art terapist yaratıcıdır, sırdaştır, hümanisttir, inançlıdır. Art terapistin sezgileri güçlüdür. Bu özelliklerinden dolayı karşılaşılan olumsuzlukları direkt dillendirmez. Modellemelerle anlatır. Farkındalıkları belli etmeden izler. Sorunları gözlemler ve çözüm yolları arar. Gelişim ve değişimleri en azından hafızada kayıt altına alır. Bu kayıtlar doğrultusunda art terapist de bilimsel esaslara göre yol haritasını belirler.

 

3

 

Her alanın olduğu gibi artterapi’nin de kendi içinde ve kendini tanımlayan kuralları vardır. Bu kurallar hem psikoloji hem de sanatbilim tarafından ele alınır. Belirlenmiş bu kurallar art terapinin ilkelerini oluşturur. Artterapi kurallarının bir kısmı yazılı kurallar olabileceği gibi, bir kısmı da sözel kurallar olabilir. Öz’de olmasa da zamana, mekâna ve bireylere göre uygulama biçiminde değişkenlik gösterebilir. Her birey sanatsal açıdan aynı düzeyde yetenekli olmayabilirler. Ya da problemlerinin türü ve şiddeti farklı olabilir.

Bu edenle art terpinin türleri de  değişebilir;

  1. Destekleyici art terapi,
  2. Paylaşımcı art terapi,
  3. Eğitici art terapi,
  4. Form inşacı art terapi, (Yapılandırmacı art terapi)

 

Bu yöntemleri, kişinin gittiği artterapist, bireyin içinde bulunduğu duruma ve kişilik yapısına göre belirler.

 

  1. Destekleyici art terapi:

 

Destekleyici art terapide amaç; insanın sağlıklı savunma ya da direnme mekanizmalarını güçlendirmek ve kişinin hem bedensel kontrolünü kemde psikolojik temelde otokontrolünü sağlayabilmesi için daha sağlıklı ve alternatif yollar oluşturmasını sağlamaktır. Bunda sanatın her alanından bireyin ilgisini çeken örneklerle tanıştırılabilir. Birey kendi konumunu bilir, bunun istediği amaca ulaşması için bir yardım veya desteğe ihtiyaç duyar, verilen desteği kabul eder ve art terapi süreci başlar. Destekleyici Art terapi resim, müzik, dans, ritmik hareket, drama, tiyatro ve edebiyat gibi sanat dallarıyla yapılan bir terapi çeşididir. Destekleyici Art terapinin temel amacı bireyin kendini özgürce ifade etmesini, baskılanmış yaşantılarını dışa vurmasını, yaratıcılığının artmasını ve estetik yönünün ortaya çıkmasını sağlamaktır. Art terapi, ruhsal, gelişimsel, nörolojik, mental ve davranışsal gibi bir çok gerilik ve rahatsızlıkta kullanılan bir psikoterapi yöntemidir.

 

  1. Paylaşımcı art terapi

 

Bireyin, içindeki heyecanı, coşkuyu normal iletişim kanallarıyla başkalarıyla paylaşma isteği bir ihtiyaçtır. Bireyin ruh dünyasındaki biçim bulmamış varlıklarını paylaşmak bir gerekliliktir. Bunu dışarı vuramamak ya da çeşitli nedenlerle paylaşamamak bireyin ruhunda bir darlık oluşturabilir. O’nu sıkıntıya sokabilir. Kişiler ve bozulmuş ruh sağlıklarından dolayı çevresiyle iletişimi kopmuş bireyler, sanat yoluyla paylaşıma dayalı  iletişim kurabilirler ve içlerindekini başkalarına aktarabilirler. Böylece sosyal çevresiyle kopmuş olan iletişimi ve etkileşimi yeniden onarabilme fırsatını yakalayabilirler. Aynı zamanda ruhsal travmatik yaşantılarını da sanat aracılığıyla dışavurma imkânına kavuştukları için bu yaşantıların oluşturacağı olumsuz etkilere karşı kendilerini korumuş olurlar. Kişinin kendisi ve çevresiyle arasındaki uyumu sağlamak paylaşımcı art terapinin başlıca amaçlarından bir olarak kabul edilebilir.

 

  1. Eğitici art terapi

 

Eğitici art terapide amaç; sanat yolu ile eğiterek terapide bulunmaktır. Bu tür art terap’de bireyi hem sanatsal etkinlikte bulundurmak, hem de sanat yoluyla eğitmektir. Art terapi bireyin yaratıcılığı güçlendiren, özgüvenin kazanımına katkıda bulunan, özgürlük ve özgünlük bağlamında isabetli kararlar almasına yardımcı olacak sanat eğitimi ile desteklenmesi gerekir. Özgür düşünen bireyler özgün, özgün olan birey de özgürdür. Sanat eğitiminin önemi, sanat eğitimbilimi boyutlarında değerlendirildiğinde, bireylere kendini anlatacağı bir dil, bir anlatım yolu kazandırmasında temellenir. Eğitici art terapiler de yeni olmasa da farklı bir model oluşturulabilir. Birey’in içindeki yaratıcılığı öne çıkarması için oluşturulan bir art terapi şekli. Danışan merkezli  bir art terapi şeklidir. Bu bireyin kendisi, yakını olabildiği gibi, bilişsel terapiler, aile terapileri, eş terapileri gibi art terapiler olabilir.

 

  1. Form inşacı art terapi, (Yapılandırmacı art terapi)

 

Form inşacı art terapide amaç; bireyin var olan değerlerine eklentilerde bulunmakla olur. bireyin özgüven kazanmasına yönelik etkinlikte bulunmaktır. Kişilik gelişimine yönelik değişim ve olgunluk kazandırma amaçlıdır. Form inşacı art terapinin sağladığı yararlardan biri de bireyin durum farkındalığını maksimum düzeye çıkarmasıdır. Bu farkındalık hem içsel hem de dışsal olabilir; içsel çatışmalarını, bastırılmış duygularını, ruhsal sorunlarını, kişilik özelliklerini görebildiği gibi fiziksel nitelikleriyle ilgili algılama düzeyi de yükselir. Dolayısıyla çeşitli alan ve durumlarla ilgili algılamaları bozulmuş kişiler, farkındalıkları arttığı zaman algılamalarıyla diğer insanların algılamaları arasındaki farkı anlayabilme yetisine kavuşabilmekte ve onlarla kendisi arasındaki farkı daha iyi fark edebilmektedir. Olumsuz yönlerini, zaaflarını iyi bilen kişi, kendini daha kolay eleştirebilir ve bunları aşmak için daha çok çaba sarf edebilir. Duygularını tanıyıp yeniden form inşa yoluna gidilebilir.

Art terapi sürecinde bireyin duygusal yaratıcılık boyutu ortaya çıkar ve birey  kendine ait bir tasarım ve uygulama gücüne sahip olduğunun farkına varır. Bu sürpriz çıkışlar onu işe yaramazlı, değersizlik, aşağılık kompleksi  gibi olumsuz hislerin etkisinden kurtararak öz güven ve benlik algısını artırır, çevresiyle güven için.de ilişkiler geliştirmesine yol açar. Bireyde hızlı bir değişme, gelişme ve özgüven yaşanacağı için hayatına birçok yenilik eklenecek, birey daha mutlu, aktif ve insanca bir yaşama gücünü kendisinde hissedebir

 

 

4.

 

Art terapi’de terapist’in aktif olması kadar art terapiyi alan bireyin de aktif olması gerekir. Art terapist bilgi birikimi, tecrübe, gözlem ve bilince dayalı yönlendirmede bulunması, terapi alan bireyi araç ve amaç konusunda bilgilendirmesi art terapinin amaca ulaşmasını kolaylaştırabilir. Ruh ve vücut aktivitesi uygulamada uyuştuğu ve buluştuğu yerde amaca ulaşılabilir. Bu süreçte yaratıcılığa dayalı yetenek önemlidir. bireyin kendini dışavurumu açısından yaratıcılık zorunludur. Zaman zaman çalışmaya terapist değil, terapi alan birey yön verir.  Art terapi sürecinde anlık durumlara göre esnek uygulamalarda bulunulabilir. Daha önceden belirlenmiş katı ve tavizsiz kurallar, çalışmalarda yer almamalıdır. Art terapinin çok önemli bir kullanım alanı ise özel eğitimdir, yani özel gereksinimli bireylerle art terapi çalışmaları yapılabilmekte ve başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.

Bireylere özgüven, iletişim, sosyal toplumla uyum, inanç, huzur ve mutluluk kaynağı gibi temel bilgi ve beceriler kazandırmak, art terapinin amaçları arasında yer alır. Art terapi inanç değerlerine göre; yasak olarak nitelendirilen ruha ve bedene zararlı tüm alanlara karşı ihtiyaç duymadan yaşayabilmenin yollarını arar, bulur ve gösterir. Bir çok insana göre hayat yasaklarla doludur. Bu yasaklar hayatın olumsuz yanları olarak değerlendirilir. Ancak Art terapi çalışmaları yasakları aratmayacak kadar güzel şeylerle insanı meşgul eder. Terapi sürecinde çeşitli yol ve metodlar kullanılır. Bireyi kısıtlayan kasılmalar terapi uygulamaları ile dışarıya atılır ya da dışarıda tutulur.

İnsanın, inancının gereklerini gereği gibi yaşama gibi güzel bir şey yoktur. Her şeyin bir direği vardır. Bu inancın direği de günübirlik değişmez asli güzelliği anlayıp yaşamaktır.”

Gerçekte art terapist sanatsal ve bilimsel birikimini önce kendi hayatına nakşeden, sonra insanlara öğreten kimse böyledir. Bilimi önce kendisine fayda vermiş ve onu her haliyle huzur ve mutluluğun yoluna sevk etmiştir. İşte bizim art terapiste getirdiğimiz tanım da böyledir. Onlar iç huzurun devamlılığının simgeleri konumundadırlar.

Bilgisizliğin yaygınlaştığı, gerçek ve değişmez güzele ilginin azaldığı ya da toplumsal dinamiklerin etkisinin kaybolduğu zamanlar, hem birey için hem de toplum için karanlık dönemlerdir. Bu karanlık içinde doğruyla yanlış birbirine karışır. Toplumsal değerler insanların gözünde belirginliğini kaybeder. Evdeki doğru ve yanlışlar ile sokaktaki doğru ve yanlışlar arasındaki çelişkiler ruh sağlığı bozulmuş bireyler üretirler. Böyle zamanlarda bireyin imdadına yine sanat biliminde yetkin ve söz sahibi art terapistler yetişir. Bireyin ruh dünyasındaki kaos ve karanlığa karşı kalpgözünün ışığı bilim ve sanattır. Cehalet “ölü” yaşamaktır. Cehalet ölümüne karşı kalbe hayat veren şey bilimdir sanattır. Ruhsal kaos ve karanlığına karşı kalpgözünün nuru da bilimdir, sanattır. Huzurlu hayatın hükümleri noktasında bilgi sahibi olmayan kişinin kalbi bilgisizlik yüzünden ölmüştür. Kalpten dolayı Ruh bunalım içindedir. Çünkü böyle bir kalp, cehalet içindedir. Toplumsal değerler konusunda cehalet içindedir. Sahip olunan güzelliklerin verilecek hesabını bilen insan, otokontrolün başarılı operatörü konumundadır.  Bunu başaramayan bireyler bilgili ve bilinçli bir art terapist güdümünde iç huzura giden yolun ip uçlarını yakalama konusunda önemli adım atmış sayılabilir.

Günce

Bir İstanbul Sevdası

 

 

                                                                    Prof. Ahmet ATAN

 

İstanbul’u anlatırken aslında kendimi anlatmayı düşündüm… Ama zihnimde zaman içinde İstanbul’u en saf bir biçimde tuvalete aktarma fikri oluştu. En çocuksu çizgilerle bir anlatım yolu tercih ettim… Çünkü konu İstanbul ise, gerisi teferruat idi… Çizginin ve rengin temel anlatım aracı olarak kullandığı bir tekniği tercih ettim ve sonunda tuval üzerinde güzel İstanbul çıktı…‘‘Türkmen Ressamların Fırçasından İstanbul Projesi’’, Aşkabat Kültür ve Tanıtma Müşavirliğince hazırlanmış Kültür ve Turizm Bakanlığının önemli organizelerinden biri olarak dikkati çekmektedir. Böyle bir organize hem Türk sanatçılarını teşvik edecek hem de İstanbul gibi bir dünya kültür başkentinin güzelliklerinin paylaşımına ortam hazırlamış olacaktır.

Sanat etkinliklerinin, en az diğer etkinlikler kadar önemli olduğunu uygulamada gösterdiğimiz zaman her alanda önemli mesafeler kat ettiğimiz görülecektir. Bu Aşkabat Kültür ve Tanıtma Müşavirliğinin projesinde beş ressam beş kardeş olarak gerçekleştirmeye çalıştık. İstanbul bizim ortak kültürümüzdü. İstanbul gibi sahip olduğumuz bu ortak kültür ve sanata her zamankinden daha fazla sahip çıktığımızın göstergesiydi bu etkinlik. Geçmişten aldığımız güç ile geleceğin gelişimci profilini şekillendirmek renk ve fırça darbeleri ile en güzele çağır açacaktı…

Bu güzellik büyüdükçe dünya küçülecekti… Bu Proje birkaç açıdan önemlidir. Birincisi iki kardeş ülke sanatçılarının bu proje çalışmasıyla birbirlerine yakınlaşması olmuştur.  Bu tür yakınlaşmalar devlet yöneticilerini olumlu etkilerde bulunarak yönetsel düzeyde de yakınlaşmalara  ortam hazırlayacaktır. İkincisi çok laf az iş anlayışının yerini, az laf çok iş prensibi ile sanatçıların öncülüğünde kardeşler arası işbirliği her alanda yayılarak genişleyecektir. Sanattan sağlığa, ekonomiden eğitime varıncaya kadar bu iş birliği hep beraber kalkınmayı sağlayacaktır.

 

‘‘…Istanbul’s Love Story

 

Speaking about Istanbul… I decided to paint a simple picture of   Istanbul, which tell about my story by means of simple lines, as simple as even child can draw it… When the talk is going to be about Istanbul, the other things lose their urgency. I have chosen my own style of portraying Istanbul by means of simple lines and colors and gradually a picture of Istanbul has emerged on the paper. ‘‘Istanbul in the eyes of Turkmen Painters’’ project, elaborated by the Turkish Embassy in Ashgabat has drawn much attention as one of the important organizational projects implemented by the Ministry of Culture. Such kind of the world’s cultural capital-Istanbul all over the world.

If we show in practice that the roles of cultural events are no less important than other kind of activities, we will soon be able to make some advances in all spheres. I made my contribution to the project of the Turkish Cultural and Information Department in Ashgabat, together with other 5 gifted Turkmen artists. Istanbul is our common city. This event is another convincing evidence of our respect to the common cultural values of the world. Inspired with the glorious events of the history, we try to portray our future using the bright colors and strokes of brush. The world gets smaller as the art expands its borders.

This project is important from several points of view: first among them, it enhances mutual understanding among the painters of two friendly states; such kind of close relations promote the development of friendly relations between our countries as well. Second, it promotes unity among our brothers, who takes it to their heart the working principle ‘‘Less words-more work’’. A combination of hard work and unity can bring much success not just in the field of art, but also in healthcare, economy and education…’’

Günce

SANAT VE ZORBALIK

 

                            Prof. Ahmet ATAN

 

Sanat zorbalıktan uzaktır. Uzak durmalıdır.

Sanatın olduğu yerde zorbalık olmaz, olmamalıdır.

Zorbalığın olduğu yerde zaten sanat durmaz, duramaz…

Ama her şeyin olduğu gibi sanatında zorbalıktan etkilenmesi kaçınılmazdır. Sanat da dolaylı ya da doğrudan zorbalıktan etkilenir.

Zorbalık, süreli veya sistematik olarak olaylar sırasında kendini savunamayan bir kişiye karşı, bir başka kişi ya da kişilerce fiziksel ya da psikolojik şiddet uygulanmasıdır.  

Hak gaspı da bir çeşit zorbalıktır.

Kimden ve nereden gelirse gelsin, nedeni ne olursa olsun, süreçte “hak gaspı” var ise, sonuç “zorbalıktır”.

Zorbalığın birçok biçimi vardır. Yani sadece fiziksel anlamda saldırganlık demek değildir.

Hak etmeyen birisinin çeşitli yollarla arzu ettiği bir şeyi elde etmesidir zorbalık.

Bu, başkalarına iftira etmeyle gerçekleşebilir.

Hain amacına ulaşmasına engel gördüğü kişiye karşı çeşitli entrikalar düzenleyerek uygulamaya koymasıyla olabilir.

Tehdit etmeyi, vurmayı ve tekmelemeyi de içerir zorbalık. Çoğu sanatçıya zaman zaman bazı olumsuz isimler takılarak da olmuştur zorbalık.  Bir sanatçı dâhil olmak istediği grup tarafından sürekli dışlanır ve onlar tarafından bir takım ideolojik saplantılardan dolayı kabul görmezse; bu da grupsal bir zorbalıktır.

Gerçekte bazı gruplar saldırgan davranışlar sergiler,  bunlar küçük bir azınlığının zorbalıklarının davranışlarına ve davranışlarıyla yansımasıdır.

İnsanlar birçok nedenden ötürü zorbalık yapar. Bazıları için zorbalık, bir şeylere karşı olan kaygı ve tedirginliklerini gösterme biçimi olabilir. Belki de yaptıkları işlerle mutsuzdurlar veya çirkin işleri ile ilgisizliğe maruz kalmaktadırlar. Hareketli ama çıkara dayalı yaşamlarındaki baskıyla baş edemedikleri için bu yolu deniyor da olabilirler. Bazıları ise kendileri incinmemek için başkalarını incitirler.

Uygar görünen zorbalar genelde fiziksel güçlerinin yerine statüye dayalı, sosyal, siyasal, ekonomik güçlerini kullanır. Bunun içinde hemşericilik, ırkçılık, ideolojik birliktelikler de vardır. Çamurdan olsun bizden olsun mantığının uygulanması da bir çeşit zorbalıktır.

Buradaki en önemli ve unutulmaması gereken şey hangi çeşidi olursa olsun zorbalığa maruz kalan kişi için çok fazla incitici ve üzüntü verici olduğudur.

Zorbalık yapmak ve sürekli problemlerle yüzyüze gelmek zorbaların yaşamlarında olumsuzluklar yaratsa da; Zorbalar için en iyi çözüm çözümsüzlüktür.

Zorbalık, gücünü kötüye kullanan güçlerden alır.

Görevi kötüye kullanmak zorbalıktır.

Görevliyi kötüye kullanmak zorbalıktır.

Kötüyü görevli-görevsizken kullanmak zorbalıktır.

Görevsizken görevliyi kötü emeller için kullanmak da zorbalıktır. Kullanılmak da ayrı bir zorbalıktır.

Zorbalık olgusunda:  hak haklının değil, hak güçlünündür.

Zorbalar başkalarına zarar verdikleri için utanır ve kendilerini dışlanmış hissedebilirler. Kötü olduklarına ve cezalandırılmayı hak ettiklerine inanabilirler. Bu saldırgan davranışları şiddet ve suça yönelik davranışlara dönüşebilir. Zorbalar genellikle agresif ve depresiftir. Ama bu hastalıklarını çok başarılı bir biçimde kamufle edebilme özelliklerine sahiptirler. Şizofreniktirler. Ama normal insanlardan ayrıt edemezsiniz onları. Taa ki; farkında olmadan hak arama adına damarlarına basınca fark edersiniz. Edersiniz de ettiremezsiniz “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” cılarına…

Zorbalık karşısında herkesin alması gereken bir ortak tavır ile bu sorun tamamen ortadan kaldırılamaz ancak karantina altına alınabilir.

Listeleniyor (53—69) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010 | Design By Web Tasarım | Seo