Akıl Güncem

Listeleniyor (45—69) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18

Günce

SİYASET VE SANAT ADAMI OLMAK

 

                                           Prof. Ahmet ATAN

 

 

Siyaset adamını da sanat adamını da toplum iyi tanır.

Toplum iyi tanır ama, iyi tanınmak gerekir…

Siyaset adamı da sanat adamı da geleceğe yönelik hayaller kurar.

Bu üstün siyaset ve sanat anlayışının gerekleridir…

Monet Empresyonizm akımının öncüsü olduğunda çağdaşlarına çok aykırı gelmişti…

Salvador Dali de öyle….

Tüm siyasal hareketlerin temelinde, o günün kurallarına göre çok aykırı gelen bir hayal vardır.

Büyük siyaset adamları, bu hayali görecek kadar ayrıntılardan uzaklaşmış, insan yığınlarının düşünce biçimine kapılmamış, aynı zamanda büyük bir iradeyi beyinlerde saklayan, beyinleri ile yüreklerini birbirine denklemiş kişilerdir.

Bu insanlar ya bilinen bir sanatçıdır.

Ya da insanlar onların sanatçı yanını bilmemektedir.

Ama her halükarda sanatçıdır. Bir şair, şiirle ilgili kitabında şöyle diyor: “Mao Zedung şairdir. Ne eğitimi ne yürüttüğü siyasi mücadele şiire yakışmadığı halde şairdir. Üstelik yazdığı şiirler yürüttüğü devrimci mücadeleyle, Çin ruhunu tazeleyen düşünceleriyle zıtlaşma halindedir.” Ben ekliyorum: Vietnam’ın kavgacı, mücadeleci Ho Şi Minh de şairdi... Sanatla siyaset arasında bulunan kestirme ve sğlam yol, bu kavramların başka şeylerle olan ilişkileriyle kıyaslanmayacak kadar önemlidir. Doğu ve Batı medeniyetlerinde bilebildiğimiz çok sayıda sanatçı vardır siyaseti yönlendiren. Kimbilir bilmediğimiz ne kadar çok sayıda, kalbinde sanata dair bir ateş taşıyan siyasetçi vardır? Zaten olağanüstü olmak konumundaki siyaseti, diğer insanların anlayamayacakları nice olağanüstülükleri hayatlarıyla örneklemiş sanatçılar başarabilir ancak. Babür Şah’ın hayatına dair bir Fransızın yazdığı kitabı okudum. Devlet için mücadele ederken bir an geliyor ki yeniliyor, yanında hiç adamı kalmıyor, atı ölüyor,karlı dağları yiyeceksiz,erzaksız aşarak yeni baştan İmparator Babür oluyor. “Böyle bir dirayeti ancak iyi bir sanatçı gösterebilir.” diyorsunuz ve bakıyorsunuz ki Babür döneminin en iyi şairlerinden. 1733’te doğup 1783’te ölen Mahtumkulu,bugünkü Türkmen birliğinin kurucusudur. Teke,Yomut,Ersarı,Göklen,Salur,Sarıg,Çovdur kabilelerini birleştirip, Türkmen bilincini oluşturmuştur. Bunu ancak bir şair yapabilirdi. Şah İsmail’in 12 yaşında iken adamlarına kardan büyük kaleler yaptırıp kuşatma planları yaptığı yazılmaktadır. Faruk Sümer’e göre sünni Osmanlı’ya karşı kendi devletini farklı bir mezhebe dayandırma rüyasını ancak bir şair gerçekleştirebilirdi. Ve Şah Hatai şairdi.

İlginçtir,Şah İsmail ile mücadele eden,onu yenen Yavuz Sultan Selim de iyi bir şairdi. 8 yıllık padişahlığı dönemi,İbn-i Kemal’in ifadesiyle ikindi güneşi gibiydi:zamanı kısa,gölgesi uzun... Türk tarihi en harikulade dönemlerini şairlerle yaşadı. Ali Şir Nevai’den Hüseyin Baykara’ya,Sultan Babür’den Şah İsmail’e kadar Anadolu dışındaki coğrafya,şair siyasetçilerin rüyasıyla göğerdi.Bizzat devleti oluşturan irade,aynı zamanda şair de olan,bugün eşine az raslanan düşünce ve duygu bileşimiydi.Hele Osmanlı... 1546 yılında tamamlanan Latifi Tezkiresi’’nde 302 şair var. Mevlana Celaleddin-i Rumi ile başlıyor,Zuhuri Çelebi ile bitiyor. Büyük bir kısmı devlet adamı padişahlar, şehzadeler,vezirler,paşalar,kadılar... Muradi,Avni,Adli,Cem,Harimi,Selimi,Muhibbi kimlerdir dersiniz? Sultan Murat Han,Fatih,II. Beyazıt,Cem Sultan,Şehzade Korkut, Yavuz Sultan Selim (Farsça divanını Fars şairi Şahi’ye denk tutarlar.),Kanuni Sultan Süleyman’dır. Bunlar gerçekten iyi şairlerdir.Dağılan Anadolu birliğini toparlamada bir kültür mıknatısı olarak şairler ön sırada. Mevlana ve Yunus Emre şiirleri,özellikle Yunus Emre,bir ortak söylem oluşturarak dağılan parçaların toparlanmasını kolaylaştırılmıştır. Hacı Bektaş Veli’nin Makalat’ı tek başına bir şiir deryası gibidir. Diliyle, yüreğiyle,işleviyle... Sonraları,şiir hep önde oldu. Devleti yöneten insanlar.”ortak bir gönül dili” olarak şiiri kullandı. Osmanlı,bir şiir imparatorluğuydu. Türkçe konuşmayan Boşnak,Arnavut,Arap, Rum,Ermeni gibi Gayr-i Türk ve hatta Gayr-i Müslim unsurlar bile Osmanlı’nın şiirini, musikisini,hat,ebru gibi resim sayılabilecek sanatını ve mimarisini icra edebilmiştir. Yani Osmanlı,devleti ile insanını sanatın ortak dilini kullanarak birleştirebilmiştir. Tanzimat ve sonrasında bile,devletin ilgi alanında sanat vardır. Bir “muhalif” unsur olsa bile. O dönem sanatçıları. “ devlet”in muhalifiydi,Türkiye dışına kaçarak mücadele yöntemini benimsemişti,ama sonuç olarak sanatçıydı.

Sanatla direkt ilgisi olmayanlar bile,mesela marangozluk gibi,sanatla zenaat arasında bir hobiye sahipti. Franz Kafka’nın da kendine dönebilmek için Sultan Abdülhamit gibi marangozhanede yapım ile ilgilendiğini,Kafka’nın özel sohbetlerinden görüyoruz. Bütün bu bilgileri son dönemde devlet/sanat ilişkilerinin ne kadar sığ olduğunu anlatmak için veriyorum. Dünyada sanat,bilim veya felsefede önemli insanların ülkelerini yönetiği günümüzde,Türkiye’de siyasetin sığ ve gerçeksiz olmasını nasıl açıklayabiliriz? Polonya Devlet Başkanı bir sanatçı,Çek Cumhurbaşkanı tiyatro yazarı,Macaristan ve İsrail Cumhurbaşkanları tarih doktoru, Çeçenistan eski devlet başkanı şair,Bosna-Hersek cumhurbaşkanı fikrinin felsefesini yapabilmiş bir bilge... Bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye’de siyaset yapan insanlar sanatla uzaktan yakından ilgisi olmayan,böyle bir vasıf taşımayan,bu nedenle de yığınların dışında parıltılı bir düşünce getirmekten yoksun olan insanlardır. Bu nedenle şablondan çıkmış gibi birbirlerine benzerler. İktidarda olanı da,muhalefette olanı da aynı kalıptan çıkmıştır. Aynı yerde aynı davranış biçimini gösterirler. Bizim ülkemizde bir partinin iktidarda olduğu zaman,üyelerinin de,partinin de davranışlarından bellidir. Yürüyüşleri bile farklılaşır. Öte yandan,muhalefet,bizim partilerimizi insanileştirmektedir. Bizim ülkemizde partileri yönetenlerin en ufak bir sanat yanı bulunmadığı,sanatçı danışmaları da yoktur. Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya bu verimsiz ve güdük “bozkır politikası” çıkar. 1987 yılında Yugoslavya’da yapılan “Struga Şiir Akşamları”na Türkiye adına katıldım. Bu büyük organizasyonun sorumlusu Trayan Petrovski adında bir Makedon şairdi. Ülkelerimizi temsilen görüştük. Neler yapılabileceğini,kültürel ilişkilerin nasıl geliştirileceğini konuştuk. Geçenlerde bir bankanın,Makedon resamlar sergisine davetliydim. Daveti Makedonya Büyükelçisi veriyordu ve hemen tanıdım,87’de görüştüğüm şair Trayan Petrovski’ydi büyükelçi. Bu ülkede tek parti döneminde Memduh Şevket Esendal adlı hikayeci CHP genel sekreteri olarak,2.adam olarak çalışmıştır. Bir dönemde de Munis Faik Ozansoy adlı şair Başbakanlı Müsteşarı olmuştur. O iki dönem,bu zatların olabilecek ağırlıkları oranında ve etki alanı içinde diğer dönemlere göre olumlu, yumuşak,verimli ve demokrat olabilmiştir.

Sonuç olarak, Sanaın kendine göre kuralları vardır. Kendi kuralsızlığı ve üreticiliği içinde bile bir kuralı vardır. siyaset de öyle.. Sanatın siyasete kazandıracağı,devlet yönetimine kazandıracağı olumlu şeylerin başında;insanı,bir unsur olarak, geçmişten bugüne kadarki binlerce yıllık tarihi içerisinde kavrayıp,öne çıkarmak gelmektedir. İnsanın öne çıktığı toplum veya topluluklarda insanlık da öne çıkacaktır. O zaman da insanlığın genel değerleri,o toplumun da değerleri olacaktır ki insanca bir yönetime kavuşma imkanı yakalanacaktır.

Günce

SİYASET SANATI İNCE İŞTİR

 

 

                                    Prof. Ahmet ATAN

 

Her insanın bir geleceği vardır.

Siyasetin de geleceği vardır.

Sanatında geleceği vardır.

Siyaset de insan ruhunu yansıtır. Sanat da…

Siyaset de bir anlamda ir arada yaşayan insanların geleceğini geliştirir. Sanat da…

Siyasetten insana bir “varış” söz konusu olduğu gibi, sanattan da insana bir varış söz konusudur.

Ancak bu benzeşmeler bize sanat ile siyasetin birebir eşitliğini vermez. Verse verse aynı özneye yani, “insana” dayandığına dair bir “ipucu” verir.

Aristo, sanatının varlığını, insan doğasında temellenen taklit ve hoşlanma gibi iki temel nedene dayandırıyor. Bazı düşünürler bunu bütün sanatlar için bir gereklilik sayarlar. Tek tek insanı birey olarak açıklayan, hatta insana referans olan sanat; insanın geçmişine referans olan siyaset... Hepsi de insana dayalıdır.

İyi siyasetçilerin iyi sanatçılar olduğunu söylemeksizin, iyi siyasetçide mutlaka bir sanatçı damarı olması gerektiğini söylemek gerekir.

Siyaset, Halka veya millete ait işleri takip eder, bu işleri usulünce halleder.

İç işleri bakanlığı (Nazırı) Dış İşleri Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü gibi…

Siyaset Devlet idaresi ile milleti idare eder.

Devletlerarası ilişkileri yolu ve usulünce yürütür.

Siyaset, birçok ülkede devlet yönetimi ve siyasal organizasyon düşüncesi anlamında kullanılmaktadır.

Siyaset meselesinin temelinde halk yani insan yatmaktadır.

Siyasetin tanımında İnsanların meydana getirdiği halk topluluğuna ait işler söz konusudur. Bu işleri yürütmek başlıca siyasi amaçtır.

Ancak bir özellik hemen öne geçiyor. Yolu ve usulünce yürütmek.

Bu devletten devlete olursa uluslararası siyaset olmaktadır.

Demek ki; insandan insana, topluluktan topluluğa ya da devletten devlete olsun, siyasetin esasında halka ait işleri gözeterek yolu ve usulünce yürütmek yatmaktadır. Siyaset, bu tarife göre günlük bir meseledir. Çünkü halka ait işler o an zuhur edecek ve onlar için çözüm üretilecek.

Siyasetin temelinde gelecek için bir rüya, bir hayal yatmaktadır.

Sanatın temelinde de fütürist bir endişe yatar.

Siyaset, o rüyanın, o hayalin gerçekleşmesi için, ona ulaşılabilmesi için yolların aıçılmasıdır.

Sanat gibi, siyasetin de olurları ve olmazları vardır.

Sanat gibi siyasetin de unsurları, kuralları, incelikleri vardır.

Azerbaycan’da Güzel Sanatlara “ İnce Sanatlar” denildiğini biliyorum.

Nasıl ki bir resimde, bir heykelde, bir şiirde en küçük bir ayrıntıda aranılan mükemmellik duygusu, o sanat eserini büyük esere dönüştürüyorsa, siyasetin de tüm incelikleri, bilimsel ve katı kurallar çerçevesinde, duyguya yer vermeksizin uygulanacak tek tek taşlar bir araya getirilecek, olağanüstü güzellikte ve sağlamlıkta bir mimari eser elde edilecektir.

Siyaset de, sanat da “ince sanatlar” kategorisinde yer alırlar.

Küçük bir hata harika bir sanatsal tabloyu berbat edebileceği gibi, Siyaseti de berbat edebilir.

Büyük siyaset adamları ancak büyük rüyayı görebilirler… Dünyaya ait, insanlara veya organize biçimde yaşayan halka ait işlerde gelecek için büyük projeler hazırlamak da yine büyük siyaset adamlarının özelliklerindendir. Bu tanım, bu yaklaşım büyük sanatçılar için de böyledir.

O rüyayı realize edebilmek, o hayali gerçeğe dönüştürebilmek çok teknik bir iştir.

Bu bir yetenek Bilgi Çalışma Ve sabır işidir. Bu, parçaları bir araya getirebilme sanatıdır. Bu; hem beyin, hem de yürektir.

Büyük işleri başarmada; Leonardo da Vinci ile Mimar Sinan arasında hiçbir fark yoktur.

Hattat Ahmet Karahisari Picasso’dan sanat değeri açısından daha nitelikli eserler bırakarak bu dünyadan göç edebilmeyi başarmıştır.

Hz. Muhammed dünya döndükçe etki alanı bulabilecek gelişim, değişim, doktrin ve devrim eylemlerini 23 yıllık bir zamana sıkıştırabilmeyi başarmıştır. Bu Hz. Musa, Hz. Davut, Hz. İsa ve diğer dava insanları içinde böyle olmuştur.

Bu nebilerin her biri siyaset ve sanat insanlarıdır.

Dava “hak” olursa, dava adamı da geçmiş dönemlerin büyük insanlarının en azından gölgelerinin uzantısıdırlar.

Dava sahipleri, hangi zaman ve mekânda yer alırlarsa alsınlar birbirlerinin devamı ve birbirlerinin mirasçısıdırlar. Bu miras kimi zaman nimet, kimi zaman külfettir.

Namık Kemal gibi bir sanat ve dava adamı, sürgündeki Malta adasından eşine yazdığı mektupta; ” İyi günde olup kötü günleri beklemektense, kötü günde olup iyi günü beklemek daha iyidir.” Manasına gelen dizelerle duygu ve düşüncelerini dile getirmiş.

İşte, tarihin ibret sanat ve siyaset adamlarından biri…

İşte Sanatın bir dava adamına kazandırdıkları…

Sanat ve siyaset “insan” eksenli iki özel alan…

Günce

SANAT  SİYASET KARŞILAŞTIRMASI

 

                                                         Prof.Ahmet ATAN

 

 

 

Sanat ve siyaset arasında her zaman bir bağlantı bir ilişki olmuştur.

Bunun en önemli nedeni, her ikisi de insan eksenli olmasıdır. İnsanın olduğu yerde hem sanat, hem de siyaset vardır.

Sanatçının; “ben siyasetle ilgilenmiyorum” demesi kadar anormal bir şey olamaz.

Sanatçı az ya da çok siyasetle ilgilenir.

Sanatçı örtülü ya da örtüsüz siyasetle ilgilenir.

Sanatçı kimi ya da çoğu zaman siyasetle iç içedir.

Sanatçı ancak bunu yerine ve zamanına göre ustalıkla değerlendirir.

Sanat ve siyasetin zıtlıklar içerisine olması da bağlantısızlık nedeni olmaz.

Arayışlar, buluşlar, gerilimler her zaman hem sanatta hem de siyasette yer alırlar.

Sanatta yer alan görsellik, sözü, rengi ve perspektif görüntüsü ile siyasette de yer alır.

Sanallık sanatın hemen hemen bütününü kapsarken, siyasette sanallığın olmadığı iddia edilebilirmi?...

 Sanat objenin görünen görüntüsünü resmederken, Siyaset ne kadar gerçeklerle iç içedir?...

Sanat ve yalan, Siyaset ve yalan… Yanlış ellerde yalan her ikisi içinde yapay afet. Belki de sanatta rengini beyaz ile tanımlayan yalan insan ruhunda hoşa giden değerler manzumesi oluştururken, siyasette bireysel ya da kitlesel tahribata yol açabilir.

Bu benzetmeler marjinal olsa da sanat siyaset ilişkisini ortaya koyan örneklerdir.

İnsanlar yerkürede yaşıyorlar…

Ve siyaset adamları insanların bir anlamda yaşama biçimini tanzim ediyorlar.

Sanatçılar da insanların ruh dünyasını harekete geçiriyorlar.

Yeryüzünde yürütülen siyaset, bunalımdan çıkış vesilesi olduğu gibi, kimi zaman da siyasetin kendisi bunalım olabiliyor.

Bunalımlar siyaseti şekillendirdiği gibi, siyaset de bunalımları biçimlendirebiliyor.

Sanat bunalımlardan beslenebiliyor.

Sanat kaynağını bunalımlardan alabiliyor.

Peki, bunalımlar ortadan kalkacak mı?...

Bunalımlar ortadan kalktığında, sanat da ortadan kalkacak mı?...

Sanat öldü, yaşasın sanat diye sloganlar atılacak mı?...

Ancak ne bunalım, ne siyaset ne de sanat ortadan kalkmayacak…

Ne zamana kadar?.. Dünya kozmik âlemde duruncaya kadar…

Dünya, kozmik âlemin boynuna asılmış bir gerdanlık, bir kolye gibi duruyor.

Dünya, galakside bir önemli gezegen iken, sanat ve siyaset adamları da, dünyanın önemli iki önemli gezginleridir.

Siyaset adamı dış âlemin gezginleri arasında yer alırken, sanatçılar iç âleme yönelik gezginlerdendir. Sanatçılar zengin hayal güçleri ile dünyayı güzelleştirirken, siyaset adamları, sanatçı bir tasarımcılıkla sosyal hayatı ve ilgili alanları imar ederler.

Tarih, Oğuz Kaan’dan bahsederken, Mimar Sinan ‘dan da bahseder. Ya da Neron, Napolyon, Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsederken, Leonardo da Vinci, Salvador Dali, Ahmet Karahisari, Necip Fazıl Kısakürek’ten de bahseder.

Büyük siyaset ve devlet adamı rahmetli Alparslan Türkeş ile büyük sanat adamı, Sultan-ı Şuara unvanını almış rahmetli Necip Fazıl Kısakürek ile birlikte siyaset meydanlarına çıkmışlardı.

Sanatçılar büyük düşündüğü ölçüde büyüktür. Büyük düşünebilen siyaset adamları da büyüktür.

Büyük sanat ve siyaset adamlarının disiplinli, planlı ya da plan yapma disiplinine sahip olduklarını biliyoruz.

Büyük sanat ve siyaset adamının nihai hedeflerinden biri; zamanın gerisinde kalmama, Zamanın içerisinde eskimeme, zamanı ve mekânı aşma, geleceği yakalama ve yaşamadır. Arkalarından da diğer insanları sürükleyebile, onları da geleceğe taşıyabilmedir.

Sanat ve siyaset adamının varlık nedenlerinden biri de tasarım gücü ile insanları etki altına almak, etki alanını yitirmemektir. Bunu yaparken her ikisi de insanüstü çaba içerisinde olur.

Kendini iyi yetiştirmemiş sanat adamının, siyaset adamını iyi anlayamayacağı gibi, kendini iyi yetiştirmemiş siyaset adamı da sanat adamını iyi anlayamaz.

Endüstriyel sanat tasarımın okulu olan “Bauhaus Okulu” ve onun kurucuları arasında yer alan Paul Klee’yi kaç siyaset adamı bilir. Ya da bir müzik sanatçısının konuşması sırasında “etik ahlakından” söz etmesi ne kadar doğrudur.

Rahmetli Alparslan Türkeş’in siyaset anlayışını solcu olduğu için kaç tane sanatçı anlayabilmiş ve doğrulamıştır. Ya da Dostoyevski bir Rus sanatçı olduğu için “Evreni kurtaracak güzelliktir” sözünü, sağcı olduğu iddiasıyla derinliğine düşünebilmişmidir. Ya da Nazım Hikmet’ten bir dize şiirini okuduğu için Rahmetli Alparslan Türkeş’e bile “şüpheci” yaklaşılmamışmıdır?...

Sanat ve siyaset adamı, gelecekçi (fütürist) hedeflere doğru, attığı her adımı öndekine bağlayarak hızla yürümelidir. Gelinen her aşamayı aşmak, geçmişle hesaplaşmak durumundadır.

Sanat da siyaset de amaç değil, insanlığın yücelişi için araçtır…

 

SANAT VE SİYASET       23.MAYIS.2010   

 

 Dünyanın avucunun içine girmektense, dünyayı avucunun içine almak daha iyidir...

Bakıyorum balkondan görünenler, gösterilenler bunlar...

Kitlesel değişikliklerin uzun zaman alacağını düşünürken,

Zaman bize üç günden daha kısa zaman diliminde değişimin olabileceğini gösterdi...

Oyun içinde oyun var...

Tek merkezli yazılan senaryolar uygulamaya konuluyor...

Tek merkezden yeni tablolar oluşturuluyor...

Ressam kendini göstermiyor ama...

Eser iyi kötü, çirkin güzel, flu da olsa görülüyor...

Yeni yeni kahramanlar oluşturuluyor...

Güç bu... umarım doğru kullanılıyordur...

Çünkü...

Gücünü yanlış kullananların gücü kırıldığında...

Gücünü doğru kullanacaklara yol açılmış olur...

Ama güçsüzken doğru olanların,

Güçlendiğinde yanlışa yönelme ihtimalleri de çok güçlüdür... 

 

Prof. Ahmet ATAN

Günce

SİYASET VE SANAT ADAMI OLMAK

 

 

                                                   Prof.Ahmet ATAN

 

 

 

Sanat icra eden siyaset adamı olduğu gibi, siyaset adamlığı yapan sanatçılar da vardır. Aslında buna şaşırmamak gerekir. Nasıl siyaset ve devlet adamlığında sançtı sıfat aranmıyorsa, her sanatçın da siyaset ve devlet adamı olması beklenmez. Ama ince bir nokta var ki; o da her siyaset ve devlet adamında sanatçı ruh olmalıdır. Sanatçı duyarlılığı yoksa onun siyaset ve devlet adamlığını yürütürken sanat çevresinin desteğine ihtiyacı vardır.

Şair devlet adamlarına tarihte sık rastlamışızdır.

Hem devlet adamlığıyla ün salmış hem de devrinin iyi şairlerinden bir olan Kanuni Sultan Süleyman Han herkesin bildiği o meşhur beyitinde;

 

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

 

diyor.

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın bu şiiri, sağlıktan sanata ekonomiden eğitime, çok ince mesajlar göndermektedir. Ve bu özelliği ile iyi bir siyaset ve devlet adamlığı yanında, usta bir sanatçı şairliği ile örnek olmaktadır.

Siyaset ve devlet adamları aralarından sanatçı şair ressam çıkarabildikleri gibi, Sanatçıların da aralarından siyaset ve devlet adamı çıkarmalarına hayret etmemek gerek. Gerçi sanatçı olmak için siyaset ve devlet adamı, siyaset ve devlet adamı olmak için sanaçtı olmak “şart” değildir.

Tarihte yine binlerce insanın ölümüne neden olan devlet adamlarının çok hassas sanatçılığa özendiklerini görebiliyoruz.

Ya da Zulümlere engel olamayıp ancak yüreği burkularak seyretmek zorunda kalan siyaset adamlarını da izlemişizdir.

 Zamanın ilk siyaset ve devlet adamı olan Adem (a.s) ilk şiiri söyleyendir.

Kabil, Habil’i öldürdüğünde bu manzarayı görünce Hz.Adem’in yüreğinden sükun ve karar gitti. Uzun bir süre şaşkın ağlayıp inledikten sonra mersiye tarzında bu birkaç beyiti okudu:

“Yöreler ve orada yaşayanlar değişti,dünyada yaşayanlarsa çok hoyratlaştı.

Herşeyin rengi ve tadı farklılaştı,güzel yüzlerin gülümseyişi azaldı.

Zulme uğrayarak mezara konan öldürülmüş oğlum Habil’e yazık.”

İlk insan olmasına rağmen; zamanın, dünyanın, insanların değiştiğinden, her şeyi rengi ve tadının farklılaştığından bahsediyor. Daha sonra yaşayan bütün insanlar da bu duyguları hissettiler.

Âdem daha o zaman olumsuzluklardan şikayet ediyor. Yıl 2007. Sanki bugünkü duygularımızın ifadesi.

Çünkü, sanatın esası insandır.

Siyasetin temeli insandır.

Sanat, insanın bir ekspresyon unsuru olarak dışa yansımasıdır.

Âdem gibi bir İnsan, bütün zamanlardaki yaşayan ve yaşayacak tüm insanları temsile yeterlidir.

İnsanlar çeşitli zamanlarında acı duygularını yüreğinde gizler.

Sevinç için de bu böyledir.

İnsanlar, çeşitli biçimlerde ifade ederler sevinçlerini.

Çünkü; Sanatın öznesi de siyasetin öznesi de insandır.

İnsan da “insani” olan her şey vardır.

Sanat da siyaset de… İnsanda vardır…

O halde mesele;

Siyaset ve Sanat Adamı Olmaktır…

Listeleniyor (45—69) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010 | Design By Web Tasarım | Seo