Akıl Güncem

Listeleniyor (1—10) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18

BİRGÜN

 

BİRGÜN;

 

Birgün Türkiye Radyo Televizyon kurumunun düzenlediği Resim Seramik Yarışmasında jüri üyeliği yapıyordum. Jüri üyeleri arasında o dönemin TRT yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Vedat Özsoy, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden hocam Prof. Hasan Pekmezci, Marmara Üniversitesinden Sanat Tarihi Hocası Prof. Dr. Selçuk Mülayim vardı.

Karanlık bir mekanda barkovizyon yansısıyla eserlerin ön incelemesini yapıyorduk. dinlenmek için mola verilmişti. ben karışı odya farkında olmadan dalmıştım. genç bir bayan eleman içeri girdiğimde hoşgeldiniz dedi. ayrıca özür dilerim, masamın üzeri biraz dağınıık olduğu gerekçesi ile özür beyan etti.

Ben de mahçup olmaması için, siz gelin de benim maamın üzerindeki dağınıklığı görün demiştim. Meğer o esnada hemen arkamdan Prof. Selçuk Mülayim Hoca da odaya girmiş, konuşmalarımıza şahit olmuştu.

-Çocuklar moralinizi bozmayın. Bazı masalar var ki; çok düzgündür. O masanın sahibi öylece yaşar ve ölür.Dağınıklık çalışma ve üretme alametidir. deyice yüzümüzde sevinme ve övünç gülümsemesi belirmişti.

daha sonraki zamanda bir vesile Ayniştayn ile ilgili bir yazı okumuştum. Ayniştayn diyor ki; dağınık masa, dağınık kafa olarak yorumlanırsa, temiz, düzenli veya boş masa da boş kafa olarak yorumlanabilir.

Siz siz olun kafayı masa dağınıklığına takmayın.

Bugün ben insanlığa ne katkıda bulundum? sorusuna cevap arayın....

 

GÜZELLİK BAKANIN GÖZÜNDEDİR

GÜZELLİK BAKANIN GÖZÜNDEDİR

 

 

Sanat başlı başına bir yetenek işidir. herkes sanat insanı olamaz. Nesneler deryasında yüzen insanlar, pek çok şeyin farkına varamadan yaşantılarını sürdürürler.

Sanat ve sanatçı, yerkürenin en güzel varlıklarıdır. bunun farkına varamadan hayat süren leşler, dünyayı kirleten en iğrenç vandallardır.

Mesleği Tıp veya hukuk olabilir. bu demek değildir ki; bu insanlar estetik'ten payını alarak, insanlığa katkıda bulunanlardır.

Kibir, inançla tatmin olamayanların bir ruh hastalığıdır.

Çirkin ruhlardan, güzel davranışlar çıkmaz. Çünkü suret,siretin aynasıdır.

 

SİLÜETİN AŞTIĞI ŞEHİR İSTANBUL

SİLÜETİN AŞTIĞI ŞEHİR İSTANBUL

Bütün yerleşim merkezlerinde, iç mekanlar kadar dış mekanlar da önemlidir. Aile hayatında bireyler, kendi imkanları ile evlerinin içini güzelleştirmenin yollarını ararlar.  Aile dışı gelecek insanlara önem verme nişanesi olarak, özel “misafir odası” tahsis edilir. Bu durum şehirlerde Belediye’nin ilgi, bilgi ve hizmet alanına girer.

Sayfa İçerisine Ekle

Şehir planlaması, milli kimlik açısından önem taşır. Bir arada yaşamak durumunda olan insanların, hayatı güzelleştirici ve kolaylaştırıcı yönünde çalışmalar yapılır. Bilimsel temelde yürütülen bu çalışmalar topumun, ekonomik olduğu kadar, psikolojilerini de olumlu etkiler.

Şehir Planlaması olarak içinde yaşadığımız çevreleri, yerleşmeleri, şehirleri daha yaşanabilir kılmayı amaçlanır. Bunu yaparken doğanın bize sunduğu kaynakları gelecek kuşaklara da kalacak şekilde akılcı kullanmayı, kültürel mirası ve tarihi değerleri korumayı, eşitlikçi ve hoşgörülü olmayı ilke edinilir. Şehir Planlaması çalışmaları bu ilkeleri benimsemiş, birey ve toplumların mutlu olacağı çevreleri planlama ve tasarlama becerisine sahip, çağdaş teknolojiyi kullanabilen, farklı disiplinlerle ekip içinde çalışabilen, liderlik niteliklerine sahip, sözlü ve yazılı ikna yeteneği gelişmiş, entelektüel, yeniliklere açık, gelecekçi aydın bir ekip halide çalışmalar yapmayı hedefler.

Silüetin kurulması, korunması ve iyileştirilmesi, İstanbul’un en büyükprojelerinden biridir. Silüet gerçekte kentsel dokunun özet yansımasıdır. Ancak gecekondu ve çarpık kentleşmenin önlenmesi, şehir plancılığı ve kentleşmenin getirdiği her türlü konuda etüt, projelendirme, inşaat, müşavirlik ve kontrolluk hizmetlerinin verilmesi, sağlıklı kentleşme ile ülkenin sosyo-ekonomik gelişimine yararlı olacak yatırımların yapılması amacı ile her tür baskıdan arındırılşmış olması önemlidir.

 

Sayfa İçerisine Ekle

 

Gelişme politika ve stratejilerinin belirlenmesi, toplumsal gelişmenin yönlendirilmesi gibi üst düzey kararlardan, metropoliten alanların planlanması, ya da küçük kırsal yerleşim merkezlerinin geliştirilmesi gibi konu alanlarında yapılacak çalışmalar İstanbul’un kent estetiği bağlamında, tüm ülkenin kimliğini, özet olarak sunar.

 

İstanbul, küresel bir fütuhat şehridir. Bu kutysal şehri çepe çevre saran marmara ve karadeniz de fütuhat * denizidir. İstanbul, ufkunu ve umudunu muhafaza eden güzel insanların yaşadığı şehir. Mehter marşları ile başlayan, romantik aşk şiir ve şarrkılarına konu olan sahil şehri istanbul. Sanki kuru binalardan arındırlımış olarak muhatap alınmış bilge bir insan, istanbul. İnsan şehrin, şehir de insanın aynasıdır… İstanbul, Yerkürede yaşayan insanların rüyalarını süsleyen şehirdir. İnsanlar: Ne zaman İstanbul’a gelse , ruhlar yenilenir ve taze bir ruhla insanlar kendine gelir.

Osmanlı medeniyetinin anlam haritalarının şifrelendiği, asil İstanbul’un eteklerinde çileyle, aşk ve fikir çilesiyle ete kemiğe büründürüldüğü, Asya ve Avrupa kıtası’nın müjdelenmiş erenlerin ruhu özene bezene besleyip kendinde özetleyen eşsiz bir ilâhî koza’nın örüldüğü, insanlığın özünü, dünyasını, rüyasını ve dünyaya ulaştırıldığı bir şehir’dir İstanbul.

 

İstanbul, Sület açısısından kıyı görüntüsü itibarı ile iki gruba ayrılabilir.

  1. Tarihi silüet
  2. Çağdaş Silüet
  3. Tarihi silüet: bilindiği üzere tarihi mimari yapıların yer aldığı, silüetlerdir.
    1. Geçmişte yapılmış tekrarı zor olan tarihi miras mimari yapılardır.
    2. Kensel doku ekseninde geçmişle günümüz arasında yumuşak geçişi sağlayan günümüz tarihi görünümlü mimari yapılardır.
    3. Çağdaş silüet: Çağın ve teknoljinin gereği ve yansıması olan çok katlı mimari yapılardır.
      1. Çok katlı küme yapılar olarak ele alınan binalardır.
      2. Kensel dokuyu bozmadığı gibi çağdaş kent estetiğine katkısı olabilecek dış görünümücezbedici binalardır. Metropol karma yaşam ekseninde AVM’lerin belli merkezlerde toplanması ile oluşturulabilecek silüetlerdir.

Bu projenin uygulanabilirliği açısından ayrıca kamuoyunun oluşturulması ünemlidir.Demokratik toplumlarda özel mülkiyet hakkının gözetildiği yönetim biçimlerinde toplum kentsel dönüşüm açısından örnek projelerle ikna edilmelidir.

Sayfa İçerisine Ekle

Yerel yönetim olduğu kadar hükumet desteği ve yönlendirmesi ile kent estetiği çerçevesinde bu dönüşüm gerçekleştirilmelidir.

 

İstanbul, Osmanlı İmparatorluğunun bir “RUH ŞEHRİDİR” Konu olan silüet çalışmaları, bu mantıkla ele alınmalıdır. Yöreselden ulusala, ulusaldan evrensele giden bir kent estetiği ekseninden yapılacak ve yürütülecek planlama ve uygulama, zamanın aşındıramadığı dünya kültür başkenti İstanbul’u daha değerli hale getirecektir.

 

Prof. Ahmet ATAN

 

 

 

 

MERHABA RUMELİ

 

 

Başbakanlığın ilgili birim sorumlusu aramıştı. Çay içmeye davet etti. Ankara, Ulus Gençlik Parkı'nın karşısındaki yere gittim. Güvenlik görevlisinin yardımı ile gösterilen yere arabamı park ettim. Başkan beyin misafiri olduğumu söyledim. Kurumsal kimlik kartımı bayan görevliye vererek Başkan beyin davetlisi olduğumu beyan ettim. Görevli bayan, başkan beyin özel kalemini telefonla aradı. Bilgiler teyid edildi. Misafir giriş kartım tarafıma verildikten sonra başka bir güvenlik görevlisi refakatında başkanlık katına çıktık. İçeri girdiğimde özel kalem görevlisi oturmam için yer gösterdi. Başkan beyin yurtdışından misafirlerinin olduğunu biraz bekletileceğimi söyledi. Gözüme kestirdiğim uygun bir yere oturdum. Sehpa üzerinde kurumsal faaliyetleri içeren dergiler vardı. Türkmenistan'da yapılan Sultan Sencer türbesinin restorasyonu, Cezair'deki saat kulesinin tamiri gibi haberler vardı. Türkmenistan'daki Sultan Sencer Türbesinin restorasyon açılış töreni ve sempozyumunda da yer almıştım. Ata yadigarı bölgeleri baş gözü ile görmenin mutluluğunu yaşamıştım.

Başkan beyin kapısı açıldığında birer birer dışarı çıkan misafirler göründü. Kimisi halen içerdeki konuşmaların etkisinden kurtulmamıştı ki, cümlelerini tamamlaya veya hatırına sonradan gelip de söyleyemediklerini tamamlamaya çalışıyordu.

Başkan bey misafirlerini uğurladıktan sonra beni içeri davet etti. Yolcu etmenin karşılığı bizde ne güzel bir kelime. "Uğurlama". Yani "hayırla gönderme"...

Başkanlık odasından İçeri girdiğimizde tam bir temsil makamı olarak gördüm. Öyle ya, yerli yabancı önemli misafirlerin ilk uğrak yeridir burası. Makam odasından etkilenmemek mümkün değil. Çay mı, kahve mi? Teklifinden sonra gelen üçüncüsünü kabul ettim. Portakal suyu. Sonradan öğrendim ki; portakal suyu ağır diplomatik misafirlere has özel ikramdan imiş... Eh, bu da sevindirici bir şeydi elbette...

Hoşbeş faslından sonra başkan bey konuya girdi. Arnavutluk, İşkodra'da Parruce caminin Tezyinatı ile ilgili bir çalışmadan bahsetti... Parruce camisinin bir adı da pusatlı Yusuf ağa cami idi. İşkodra müftüsü bir yazı ile Türkiye Cumhuriyeti devletinden yardım istemişti. İşkodralı bir iş adamı, eski yıkılan caminin yerine yeniden bir cami inşa etmiş. Ancak kaba inşaat halinde kalmıştı. Başkan bey bu konuda neler yapılabilirliği açısından bir rapor hazırlamamı istedi.

Arnavutluk Başkenti Tiran hava alanına indiğimde meraklı gözlerimle sağı solu inceliyordum. Pasaport kontrolünden sonra hava alanından çıktım. Beni bekleyen araba ile Tiran'ın merkezine doğru yolaçıktık.

Şoför: - arnavutluğa ilk defa mı geliyorsunuz?

-     Evet, ilk defa geliyorum. Bu arada gözüme kaplumbağa sırtına benzer, betondan inşa edilmiş garip yapılar çarptı. Bunların ne olduğunu sordum.

-     Onlar Enver Hoca'nın yaptırdığı siperler.

-     Hımm. Savaş neler yaptırıyor.

Şehir merkezine vardığımızda çok tanıdık bir bina görmüştüm. Bir camii. Tıpkı Kastamonu evleri gibi. İskender'in abidevi heykeli ile yan yana. Şehrin tam merkezi burasıymış. Gerçi arnavutluğa gelmeden önce biraz dersime çalışmıştım. Bellibaşlı yerleri ve bu caminin adını öğrenmiştim. Şoför bu camiyi anlatmaya başladı.

-     Bu Ethem Paşa Cami. Enver Hoca bu esere dokunmamış.

-     Ilk fırsatta geliriz. İçini ve süslemelerini çok merak ediyorum.

Gideceğimiz yere varmıştık. Çay servisi yapan genç bayan Arnavut idi. Çayları itinayla sehpanın üzerine bıraktı. Başka bir isteğimizin olup olmadığını sorduğunda, bir bardak su istedim. Tanışma ve sohbet faslından sonra yapacağım çalışmalar hakkında bilgi verdim. Zaten konu hakkında onların yeterince bilgisi vardı. Kendi mutfaklarında hazırlamış oldukları yemeğe davet ettiler.

Öğle namazını misafir odasındaki halının üzerine serdiğim ince bir seccade üzerinde kıldım. Ülkemden uzakta kıldığım bu namaz çok derin düşüncelere sevketmişti. Türkiye'de sevdiğim bir arkadaşım, Tiran'da görmemi istediği bir isim vermişti. Birçok konuda yardımcı olabileceğini bize mihmandarlık yapabileceğini düşünmüştüm. Ancak umduğumu bulamamıştım. Gerçi yardımını gerektiren bir ihtiyaç da doğmamıştı.

O gün Tiran'da kalıp ertesi sabah İşkodra'ya gidecektik. Şehri incelemek ve turistik yerleri gezmek için bol vaktimiz vardı. Kent merkezindeki müzeye gittik. Arnavutluk ressamlarının tablolarından tutun da Enver Hoca'nın işkencehanelerine kadar bu müzede yer almaktaydı. Fotoğraf çekmemize izin vermiyorlardı. Biz de gizliden çekmeye çalışıyorduk. Türkçe konuşan bir görevli bayan ile karşılaştık, dedelerinin Türk olduğundan uzun uzun bahsetti. Anlaşılan bizim onu gördüğümüzden daha fazla, onun bizi görmesinden mutlu olduğunu her halinden anlıyorduk. Birbirimize telefon numaralarımızı verdik. Müze içerisinde karşılaştığımız manzaralar, bir ülke için arşivin ne kadar önemli bir  kültürel referans olduğunu düşündüm.

Müze gezisi sonrasında Ethem Paşa Camii'ne giderek ikindi namazını kıldık. Tesbihatı yaparken mihrap, mimber, duvar ve tavandaki barok tarzında yapılmış resim ve süslemeleri inceliyordum. Öylece dalmıştım. Bu Osmanlı Eserinin günümüze kadar gelmesi, hemde yaşadığımız Anadolu coğrafyasına uzak bir beldede ecdat yadigarları ile karşılaştığımda tarif edilemez sevinç ve gurur dolu bir duygu yaşıyordum. Caminin son cemaat mahallinde oturan ihtiyarlarla sohbete dalmıştık. Bir tanesi İstanbula geldiğinden çok beğendiğinden bahsetti. Öyle ki; ısrarla bizi evine davet etti. Ancak, mazeretimizi beyan ederek teklifini kabul edemedik. Buna rağmen ellerimizden çekiştirerek pastane götürdü ve ikramlarda bulundu. Yorgunluk bizi etkilemişti. Ertesi sabah İşkodra'ya gitmek üzere dinlenmeye çekildik.

Sabah erken saatlerde İşkodra'ya doğru yola çıkmıştık. Merakla sağı solu inceliyordum. Coğrafi yapısına bakıyordum. Halen cevabını bulamadığım bir soru idi İşkodra'ya özel bir muhabbetim vardı. Çocukluğumda okumadığım ama ismi aklımda kalan kitap" Işkodra Müftüsü" idi. Bir kaç küçük yerleşim merkezini geçerek, İşkodra'ya ulaşmıştık. Tepede Işkodra kalesi görünüyordu. Sonradan gidip gördüm ki; Osmanlı adaleti kale içinde ilginç bir şekilde tezahür etmişti. Mabedin yarısı cami yarısı da kilise olarak inşaa edilmişti.

Şehir merkezine girmiştik. İlk işimiz caminin yapısını görmek oldu. İstanbul'da veya herhangi bir Anadolu köşesindeki cami mimarisinin aynısıydı. Dolayısı ile bir kültürel coğrafyanın uzantısında sevinçle yaşıyordum. Cami öyle merkezi bir yerde idi ki; insanlar nereye gitmek istese  Parruce camisini önünden geçmek zorunda idi. Bütün bu durumlar, tezyinat ile ilgili fikirlerimi yavaş yavaş zihnimde oluşturuyordu.

Raporumu tamamlamıştım. Zaman kaybedilmeden, tezyinat işlerine başlanmalıydı. Gerekli tüm çalışmaları tamamlayarak Türkiye'ye döndüm. Raporumun son inceleme ve düzeltmelerini yaparak başbakanlığa sundum. Bir kez daha anladım ki; hem Selçuklu , hem de Osmanlı, geriye bıraktıkları eserler ile tarihi en görünür ve unutulması imkansız bir biçimde geleceğe gidiyorlardı. Bunun en gerçek eserlerinden biri de İşkodra Pusatlı Yusuf Ağa veya Parruce Cami olacaktır. Arnavut, Boşnak, veya hangi ırktan olursa olsun sevgi, barış ve dostluk buluşmalarını bu cami önünde gerçekleştiriyorlardı. Minare, etrafında toplanan insanlarla sanki bir gül demeti gibi durmaktaydılar..

Geçmişte bir dizi film oynamıştı Türk televizyonlarında. Adı " Elveda Rumeli" idi. Bu isim beni çok hüzünlendirmişti. Sanki Osmanlı'nın başaramayarak yarım bıraktığı bir insanlık hizmeti, balkanları öksüz bıraktığını düşünüyordum. Ama anladım ki ; Osmanlı, Anadolu ile Balkanların o dönemde, tıpkı iki gencin nişanını yapmıştı. Ve şimdi götüreceğimiz hizmetler, sonsuza kadar devam edecek bir evliliğin düğün hediyesi olacaktı. O zaman sevinerek şunu düşündüm; " Merhaba Rumeli"...

 

Ahmet Atan

25 Mart 2014 İSTANBUL

 

Listeleniyor (1—10) Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010 | Design By Web Tasarım | Seo