Hakkımda Yazılanlar (Lisans Tezi)

SANATIYLA AHMET ATAN

 

 

Fatma Şahin (Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Lisans Düzeyi Mezuniyet tezi)

 

 

1. Sanat nedir, sanatçı kimdir söyler misiniz?

Sanat güzeldir, sanat kudrettir. Sanat bilimidir. Sanat hayalin gerçeğe dönüştürülmesidir. Sanat kimi zaman gerçek olabildiği gibi gerçeğin öncesi ve gerçeğin geleceği de olabilir. Sanat yaratıcılıktır. Sanat bir iç yaşamdan ya da iç yaşamın dışa yansıttığı bir ekspresyon (dışa vurum) olgusudur.

Sanatçı özellikle ve öncelikle yaratıcılık ruhsal ünitesi diğer insanlardan daha ayrıcalıklı özelliklere sahip olan insandır. İnsanüstü özelliklerle donatılmış bir varlık olarak bakılabilir. Örneğin; altın bir madendir. Gümüşte bir madendir. Ama altın madeni gümüş ve diğer madenlerden daha üst konumdadır. Kömür karbon elementine dayalı bir varlıktır. Elmas ta karbon elementine dayalı bir varlıktır. Ama her ortamda elmas kömürden daha değerli bir konumdadır. İnsan duyabilen ve düşünebilen bir varlıktır. Sanatçıda aynı özelliklerle donatılmış bir varlıktır. Ama her durumda sanatçı sıra dışı bir varlıktır. Sanatçı bir ekspresyon unsuru olarak ortaya koyduğu ürüne eser niteliğini kazandıran bir kişidir. Bu nedenle sanatçılar altın ve elmas madeni gibi sayıları ya da miktarları az olmasına rağmen değerleri ya da nitelikleri onlara bir üst statü kazandırır.

2. Sizce resimde “Desenin” önemi nedir?

Yaratıcılığa dayalı olan sanat eleştirmenler veya kuramcılar tarafından üst ve alt kategorilere ayrılmış fonetik sanatlar, dramatik sanatlar gibi plastik sanatlarda bu yaratıcılığa dayalı etkinler içinde yer almıştır. Resim sanatı görselliğe dayalı olarak plastik sanatlar kategorisinde yer almıştır. Renk, leke yanında çizgisel boyutuyla insan dünyasında önemli bir yer tutmaktır. Resim sanatının temeli desen, bir sanat olarak ele alındığında desenin temeli, çizgidir. İnsanın olduğu yerde desen, desenin olduğu yerde insan vardır. Altamira ve Lascaux mağara duvar resimlerinden beri süre gelen bu gelenek artan bir önemle yeryüzü var oldukça devam edeceğe benzer.

3. Türkiye’de sanat ortamı için gerekli alt yapılar var mı?

Türkiye’de yaşayan Türk toplumunun tarihsel geçmişini 5 bin ile 8 bin yıl kadar gerilere götüren tarihçiler bulunmaktadır. Böyle bir anlayışın kesinliği tartışılsa da Türk toplumunun sahip olduğu engin ve zengin bir sanatsal geçmişi vardır. Tarihçi Oktay Aslanapa’nın yazmış olduğu Türk Sanatı kitabı incelendiğinde onun sayfaları arasında yer alan bir resim dikkati çeker. Bu resim dörtnala koşan yağız Kırgız atının freskinin fotoğrafıdır. Bu fotoğraf incelendiğinde perspektifin en mükemmel biçimde uygulandığı görülür. Ama toplumlar ara etkilenme sonucu zaman içerisinde geliştirilen Türk Minyatür sanatında perspektife dayalı bilinçli bir ihmal görülür. Ama bu ihmal ve bilmemeden kaynaklanan bir sonuç değildir. Buna rağmen batı kaynaklı literatürler (örnek; sanat öyküsü, Gombrich) Türk sanatına ön yargılı olarak yaklaşımları sonucu tüm bu doğrular göz ardı edilmiştir. Bu kadar sanatsal bir tarihi geçmişe sahip olan Türk toplumu için dünyaya ve tüm zamanlara yetecek kadar gerekli bir alt yapıya sahiptir. Ancak Türkiye’nin orta ve yakın zamanda atlattığı vadi reler,  yaşadığı çalkantılar ve sanatsal alt yapının yeterince ve gereğince değerlendirilmesine engel olmuştur.

Yöneticilerin genel anlamda yeterince ve gereğince sanat eğitiminden geçmemiş olmaları yine bu sanatsal alt yapının değerlendirilemediği sonucunu ortaya koymuştur. Kurumsal sanat eğitiminin olmadığı hanlık ya da padişahlık zamanında dededen toruna, babadan oğla bir saray sanat eğitimine tanık olmaktadır. Ancak Cumhuriyet döneminden sonra Sanay-i Nefise dâhil örgün ve yaygın bir eğitim bağlamında kurumsal bir sanat eğitimiyle tanışmamıza ve buluşmamıza rağmen hem yönetenler hem de yönetilenler açısından istenilen düzeye ulaşılamamıştır. Hâlbuki “Evreni kurtaracak güzelliktir” özdeyişinden (Dostweski) hareketle Grigory Petrov güzelden, güzel sanatlardan toplumun her bireyinin yararlanarak hayata uygulanmasını önermiştir.

4. 21. yy da Türkiye’deki kültür ve sanat sizce ne durumda ve nasıl olacak?

Bilgi çağı ya da bilgiye kolay erişim çağı her şeyden önce toplumlara olduğu kadar toplumu oluşturan bireylere özgürlüğü getirmiştir. Doğal olarak sanat ve kültür özgür ortamda beslenen, büyüyen ve gelişen bir fenomendir. Bu mantıktan yola çıkılarak gelecek yüzyıllarda Türkiye’deki kültür ve sanat hareketleri küresel etkilerden soyutlanamayacağına göre gelişmelere karşı direnç gösteremeyecek ve gelinen nokta aşılacaktır. He alanda olduğu gibi gelişim engellenemeyeceğine göre yöneten ve yönetilenler olarak olumlu yönde kanalize edilmesi ya da yönlendirilmesi kaçınılmaz bir olgu olarak ortaya çıkacaktır. Her değişim gelişim olmamakla beraber her gelişim bir değişimdir. Bu değişimden de Türkiye’deki kültür ve sanat hareketleri olumlu ve olumsuz yönde payını alacaktır.

5. Toplumuzun sizce sanata bakış açısı sizce nasıl?

Endüstrileşme ve teknolojinin ortaya koyduğu metropol yaşam tarzının tutsağı olma riskiyle karşı karşıya kalan çağımız toplumu ve toplumu oluşturan bireyler zaman içinde duygusallıktan uzak mekanik bir duyarlılığın kıskacı arasında sıkışma endişesi içerisindedir. Böyle bir toplumun vereceği sanatsal hüküm doğal olarak, doğal olmayan gerçekçi olmayan ve sübjektif bir bakış açısı olacaktır. Ya toplumsal hayatı kolaylaştırıcı ama hizmet eden bir araç ya da basit bir dekoratif bir süs unsuruna bakacaktır. Bu bakış açısı temelden çürük ve insanları dört ayak üzerinde yürümeye zorlayan, zoraki bir bakış açısıdır.

Gerçekte güzel sanatların topluma ihtiyacı yok, toplumun güzel sanatlara ihtiyacı vardır. Bu mantığın anlaşılması için toplumun her kesimine yaşayarak ve yaşatarak anlatılması gerekir. Bunun yolunda sanatın her alanını amaca en uygun şekilde geniş kitlelere oluşturmakla mümkündür.

6. Günümüzde veya eskilerden beğendiğiniz resim sanatçıları kimlerdir?

İster belgesel ister büyüsel amaçla yapılmış olsun en eskilerinden usta olarak kabul ettiğim resim sanatçıları; adını bilmediğim Altamira ve Lascaux Mağara duvarı resimleridir. Sanırım Picasso’nun bir kısım çalışmaları aynı adreste buluştuğumuzu gösteriyor.

Beğendiğim Rönesans sanatçıları; Rubens, Remrandt, Leonardo Vinci

Rönesans sonrası; Mone, Edovard Monet, Delacroix, Cezanne, Murillo, Van Gogh, Edgar Degas sonraki dönemlerde; Henri Matisse, Wasilly Kandinsky, John Miro, Paul Klee, Rothco… Türkiye’de ise; Erol Akyavaş, Burhan Uygur, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nuri İyem, Turgut Zaim, Orhan Peker, Dinçer Erimez, brahim Çallı, Neşet Günal,

7. Sizce sanat nasıl, niçin yapılmalıdır?

Sanat öncelikle ve özellikle içtenlikle yapılmalıdır. İçten olmayan ürünün sanat eseri olması mümkün değildir. Sanat insanın kendi şifrelerini deşifre etme olgusudur. Sanatsal etkinlikle insan zaten sahip olduğu ama sanattan uzaklaşmakla yüce değerlerini yitirdiği düzeye yeniden ulaşma basamaklarıdır.

8. Sizce bir kişinin ben sanatçıyım diyebilmesi için öncelikle neyi bilmesi gerekir?

Sanat yaşamı boyunca gözlemlerim, birikimlerim ve deneyimlerim sonucu vardığım bir sanat görüşünü özetlemek istersem “sanatçı olunmaz”, “sanatçı doğulur”. Ancak sanatçı doğsa da sanat tarihini bilmemek, bilinen sanat tarihini yeniden düşünmemek bunları deneysel uygulamaya dönüştürmemek o sanatçı ruhun üzerine atılmış toprak gibi olur. Sanatçı doğmak önemli olduğu kadar, bilgi birikimi ve deneyle onu donatmak onun kadar önemlidir.

 

9. Türkiye’de sanat ve sanatçıya değer var mı?

Türkiye’de sanatçıların en büyük sorunu dünyadaki sanatçıların eş güdümlü sorunu olarak; yeterince anlaşılamamasıdır. Sanatçıya yönelik bu sorunların çözümü sanata yeterince ve gereğince verilecek önemden geçer. Genel anlamda böyle bir yaklaşım sorunu temelini oluşturur. Yine sorunun temelini yönetenlerin mantık yürütme hatasından kaynaklanmaktadır.

10. Türkiye’de sanat ve sanatçıya değer var mı?

Türkiye’de olması gereken boyutta sanata ve sanatçıya değer verilmemiştir. İçinde yaşadığı sosyolojik, ekonomik şartlardan dolayı bir politikacıya verilen önem kadar gerçek sanatçıya önem verilmemiştir. Gerçek sanatçı kavramı kullanma nedenim gerçek olmayan sanatçılara çeşitli nedenlerden dolayı önem veriliyormuş gibi olmasındandır.

11. Resimlerinizdeki en belirgin özelli nedir?

Resimlerimde en belirgin özellik her aşamasında etkisini yitirmeyen coşku ve şiirselliktir. Doğanın dilini, sanatın diline çevirirken insan hayatının en temiz en berrak ve en içten olan dönem, çocuksuluğu yaşamak ve eserlerinde yaşatmaktır. Bilindiği gibi çocuk resimlerinde renkler canlı, net ve sempatiktir. Bir çocuğa ağlayan çocuk resmi yaptırırsınız ama resim güler, buna karşın yetişkin bir ressama gülen çocuk resmi yaptırırsınız ama resim ağlar. Ama ben yetişkin ressam grubundan olarak gülen çocuk resmi yaparken de, ağlayan çocuk resmi yaparken de resmi güldürmeye çalışırım. Bir kutunun içinde bal varsa bal, sirke varsa sirke çıkar. Ben sürekli bal üreten bir mantıkla resim yapmaya çalışıyorum. Bu nedenle geldiğim noktada renkler çocuksu bir coşkunlukla ele alınmaya çalışılırken sanatsal kurallar inkâr edilmeden, bilinçli olarak yer yer ihmal edilmektedir.

12. Resimlerimizdeki özellikle olmasını istediğiniz renkler var mı, hangileri?   

Renkler görmeye dayalı en değerli hazinemizdir. Fotoğraf sanatında renkli baskıların olmadığı bir dönem hatırlanırsa bu görüş daha iyi anlaşılacaktır. Özellikle tercih ettiğim bir renk varsa; bu detaylarıyla ya da nüanslarıyla birlikte bütün renklerdir. Bunu bir mantıkla değerlendirirsek;  harika bir kol saatine sahip olup da , zamanı öğrenmek isteyip de bu kol saatine bakmamakta direnmektir. Renk varsa paylaşma adında eserlerin üzerinde göstereceksin.

 

13. Sizce gelişen teknolojinin sanata etkisi nedir?

19. yy.ın ikinci yarısında fotoğraf makinesinin icadı ve sinema fonksiyonlarının öne çıkmasıyla sanat amaçlarından vazgeçmedi ancak araçları kullanmaktan da çekinmedi. Ressamlar realist çalışmalarının optik ve mekanik bir sistem sonrasında tıpkıbasım gördükten sonra fotoğraf makinesinin yapamayacaklarını yapmaya başladılar. Bunun adı da deformasyondu. Veya stilizasyondu.Gerçekte primitif çağların dahi kendine göre teknolojik gelişmeler gösterdiklerini biliyoruz. Paleolotik dönemi belirleyen yontma taş çağı, tunç çağı bunun en belirgin örnekleridir. Taşın perdahlanması onu amaca en uygun hale getirirken farkındalığın olmadığı bir estetik de kazandırılmıştı. Taşın perdahlanması farklı araç gereçlerle gerçekleştirirken bir anlamda o günün teknolojisi kullanılmaktaydı. Bu mantıktan yola çıkarak o teknolojinin kullanımı sanatsal endişeyle olmasa da bir etkinliğe dolaysız katkıda bulunduğu görülmektedir. Bir çağa adını verebilecek kadar gelişen teknoloji her alanda olduğu gibi doğal olarak sanatı da etkilemiştir. Teknolojik gelişmeler toplumsal kültür değişmeleri ve gelişmeleri büyük aşamaları belirlediği ve yönlendirdiği gibi dolaylı ve direkt olarak sanatı da etkilemiştir. Teknolojiden etkilenen toplum hızlı bir eğitim süreci içinde çaba gösterirken her bakış açısına göre sanatçı ve sanat bu hızlı değişimin en önünde yerini alır. Teknoloji çağında teknoloji alanına giren birçok araç gereç vardır. Bunların içinde sadece bilgisayarı büyüteç altına alırsak insan yaşamını ilgilendiren tüm alanlarla iç içeliği görülür. Bilgisayar ve buna bağlı olarak matbaacılıktaki gelişmeler basılı ürünlerin geçmişe göre daha ucuza mal edilmesi bu ürünlerin geçmişe göre girilmeyen yerlere girmesini sağlamıştır. İnsanlar bu teknolojik gelişmelerim basın yayın ürünleri üzerinde olumlu yansımalarını gördükçe elindekilerle yetinmeyip daha kaliteli ürünleri talep eder olmuştur. Broşür, katalog, poster, dosya kapakları, TV reklâmları, jenerikler vb. grafikle ilgili tüm alanları en iyisini gördükçe daha iyisine erişmenin pek de zor olmadığını algılamakta ve talep etmektedir.

14. Soyut ve somut resme karşı duyduğunuz ilgi nasıl?

Öncelikle soyut ve somut kavramlarına açıklık getirmek gerekirse araçlar farklı olmakla beraber her ikisinde de amaç aynıdır. Buradaki amaç;‘ doğanın dilini’, ‘sanatın diline çevirmektir.’

  Sanatçı ortaya koyduğu eserle doğadan ama doğa olmaktan çıkmış bir sonuca varır. Somut; mimesis anlayışıyla, realist veya natüralist endişenin ağırlık kazandığı aşırı benzetmeci bir çalışma tarzıdır. Bu anlayışa göre objenin görüntüsü neyse sanatsal görüntülemede odur. İkinci aşama somut ve soyut arasında yer alan bir süreç olarak ‘ soyutlama çalışmalarıdır. ’ Soyutlama; doğadan olan ama doğanın tam kendisi olmayan uygulamadaki deformasyon veya stilizasyonla doğayı çağrıştıran bir sonuçtur. Bu tarz çalışmayı rahatlıkla anlamak ve algılayabilmek için izleyicinin belli bir düzeyde görme kültürüne sahip olması gerekir. Soyut ise, gerçekte sonuçtur. Somut ve soyutlamaya göre doğadan ancak doğayı çağrıştırma gereğini hissettirmeyen bir çalışma tarzıdır. Buna nonfigüratif bir anlayışla yaklaşmak gerekir. Yüzey üzerinde doğayı çağrıştıracak herhangi bir figür onun nonfigüratif olmaktan çıkardığı gibi soyut olmaktan da çıkarır. Bazı sanat kuramcılarına göre soyut doğu kültüründe gerçeğe varış, batı kültüründe ise gerçekten kaçışın bir simgesi olarak yorumlanır. Ama kişisel olarak ben bu yaklaşımın her ikisine de karşı çıkmamakla beraber eksik bulmaktayım. Sanatçı olarak gelinen noktayı aşma adına bilineni yineleme değil, geliştirmeye yönelik yenilemenin kaçınılmaz bir süreç olduğu görüşündeyim.

15. Sanat yaşamınızda gurur duyduğunuz en önemli unsur?

Sanat yaşamımda gurur duyduğum en önemli unsur metafizik anlayışa dayalı lirik bir mantıktır. Kişiler değil olgular. Sanatımın rotasını belirleyen en önemli soyut unsurlar olmuştur. Bunu megolamanlık olarak yorumlamamak gerekir. Bir makalemin başlığında da olduğu gibi ‘ sanat özgür ortamda, özgünlüktür.’ Olmak istediğim hiçbir sanatçı yoktur. Tanımak istediğim ustalar; doğal olarak olmuş ama onlara kendi dünyamda geçilecek bir hedef olarak görmüşümdür. Kimi veya çoğu zamanda geçtiğime inanmışımdır.

 Söz edilmek gerekirse Ankara Çağdaş Sanatlar Galerisinde içinde benimde çalışmanın bulunduğu teknoart değişim sergisini açmıştık. Bu Türk halkı ile paylaşılan ilk dijital baskı bir grafik resim sergisiydi. Öğrenciler bilgisayarda yapmış oldukları tasarım ve uygulamalarını devasal boyutlu çıkışlarını almışlar ve insanların karşısına teknolojik sanat iddiasıyla çıkmışlardı. İlklerden birini başlatmış olmanın heyecanını ve gururunu yaşıyorduk. Bu sergiyi gören TRT, Türkiye’nin sesi radyosu prodüktörlerinden bizi söyleşiye davet etmişlerdi. Teknoart sergisi hakkında söyleşi, eserler hakkında oturum başkanının böyle bir sergiyi ilk kez gördüklerini, böyle bir cesareti nerden bulduğumuzu sorduklarında tek cümle ile cevabım ‘ Ben Gazi Üniversitesi için bir şansım’ demiştim.

 

16. Resimlerinizde gelişme süreci içinde ne gibi değişmeler oldu?

Sosyal gerçekçilikle başlayan bir süreç resim sanatında başlangıcın ilk aşaması olarak yorumlanabilir. Ama bence bu bilinçli bir mantıkla çalışmaktan çok doğayı ve insanları tanıma merakının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Tıpkı Monet’nin ben empresyonist akımı ortaya koyuyorum gibi bir endişesinin olmadığı örneği… İlerleyen süreçte rengin ve boyanın tadını aldıkça ve anladıkça yine kendiliğinden fovist bir anlayış ortaya çıkmış. Çocuksu duygunun hiçbir an terk edilmemesi yırtıcılık anlamına gelen fovizmi şiirsellikle buluşturmuş ve ortaya lirik fovist bir çalışma tarzını koymuştur. Zaman içerisinde herşeycilik anlamına gelen elamantarist uygulamalarda da bulunmuşumdur. Yine lirizimden kaynaklanan bir mantık zaman ve mekân ötesinde farklı objelerin bir arada kullanılarak yüzeysel estetiğin doruk noktasına ulaşmak başlıca amaç olmuştur. Bu dönemde zamansızlık ve mekânsızlığın ağır basması eserlerime yansımıştır, ‘  Asimetrik zaman isimli tablomla ’ devlet resim heykel yarışmasında büyük ödül aldım. Daha sonraki süreçte renkçi anlayış ağırlık kazanarak çalışmalarımı geometrik düzenlemelere uyarlayarak lirik fovizm anlayışla sürdürmekteyim.

17. Resimlerinizde kullandığınız öğeleri nasıl seçiyorsunuz?

    Sanatçı olarak her insan gibi bir dünya görüşüne sahip olmam ve bu dünya görüşüne eserlerinde yansıtmam kadar doğal bir şey olamaz. Kimi veya çoğu zaman objelerin resimlerime zarar verdiğini düşünmüşümdür. Objeler, yüzey üzerinde amaç değil yüzeysel estetiğin sağlanmasında araç olarak kullanılmışlardır. Bir çiçeği yapmak bir baharı yapmak kadar önemli ve özen isteyen bir uygulamadır. Ama insanların çoğu görüş ve düşüncelerini sadece görünene bağlanarak bir çiçek üzerinde yoğunlaştırmışlar, bu dar görüşlülükte beni hep olumsuz düşündürmüş ve için için üzmüştür. Ben günlerce hatta aylarca üzerinde düşündüğüm, planladığım, uyguladığım bu konstruptik sanatsal etkinliği hunharca yargısız infazda bulunarak değerlendirmişler ve ‘ Bunu bende yaparım ’ diyebilmişlerdir.

18. Sizce neden grafik sanatı?

Gerçekten grafik alanını ben aramadım, şartlar gereği grafik alanı beni buldu. Bir kuşak olarak bizler sanat eğitimi süresince resim, heykel, ağaç işleri, cilt ve mukavva işleri, kaligrafi gibi grafik alanın gerektirdiği tüm eğitimi almış ve gerçek hayatta kullanarak katkıda bulunmuştum. 70’li yıllarda yapmış olduğum amblem çalışmaları derneklerde veya sosyal etkinliklerde bulunan kurumlarda kullanılmış ve o zaman memur olarak çalıştığım Sağlık Bakanlığının tıbbi istatistik ve sağlık proboganda genel müdürlüğünde poster tasarım ve uygulamalarım olmuştu. Daha sonraki zamanlarda sayısız poster sergileri logo çalışmaları yapmış ve sergilemişimdir.

19. Grafik alanında birçok çalışma yaptınız, grafik sanatının önemini açıklar mısınız?

Grafik alanını hiçbir zaman sanattan ayrı düşünmedim. Düşünce olarak her zaman fütürist  ( gelecekçi ) bir anlayış benimsedim. Durum böyle olunca grafik alanının geleceğin gelecekçi bir sanata dayalı meslek olarak gördüm. Grafiğin tanıtma ve yaygın kapsamında bir meslek tasarım ve uygulayım bağlamında ise bir sanat olarak algıladım. Bir sanatçı olarak; hedefim bunu buluşturmak oldu. Türkiye dünyanın denge çubuğu Ankara bu denge çubuğunun odak noktası, Gazi Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti ile aynı yaşta ve böyle bir manzara istense de göz ardı edilemeyecek konumda. Bu durum gereği yerine getirilmeliydi. Tüm projelerimi bu eksen üzerinde uygulamaya koydum. Başlatılmış bir lisans ve yüksek lisans düzeyindeki grafik sanat eğitimimi doktora programıyla gelişmesine ve geliştirilmesine katkıda bulundum. Ve sanatçı kimliğim ile ölmüş bir Bauhaus modelinin yeniden doğuşunu gerçekleştirmek için çalışmalara başladım. Bilindiği gibi Almanya da Wiemar Arts and Crafts güzel sanatlarla birleşiyor. Wiemar Sanat Akademisi oluyor. Genel anlamda grafik denildiğinde günümüzde       (piyasa) kavramının sık kullanıldığı ticari amaç gütmenin dışında bir şey kastedilmemektedir. 

Matbaa etkinliklerinin basit gereksinimlerine cevap veren bir alan gibi algılanmaktadır. Bu dar yaklaşıma yine ticari kaygılarla karşı konulamamaktadır. Para yönünden zengin beğeni yönünden fakir ticari kesimin belirlediği dar veya küçük adreste buluşabilmekte ve her iki tarafta para kazanmak uğruna topluma ihanet etmektedirler. Bu nedenlerden dolayı Türkiye de grafik sanatı alanında eğitim veren ender yüksek öğretim kurumlardan biri olarak bu sorumluluk bilinçli grafik tasarım ve uygulamalarına sanatsal kaygının enjekte edilmesine özel bir önem verdim. Veya bugünün şartlarında Türkiye de ilk ve tek grafik tasarımını bilim doktorası düzeyinde yürütmekteyim. Sanırım sanatçı olarak endüstriyel yaşantıya bilimsel bazda en önemli katkılarımdan birisi bu olacaktır. Bu amaçlı sık sık kullandığım ‘ teknoart ’ kavramının iyi algılanarak sanatla teknolojinin buluşturulmasına önem verilmesini istedim. Gözlemleyebildiğim kadarıyla bu maya tuttu. Geleceğe yönelik devam edecek etkinliklerden teknoart 1 ve teknoart 2 poster sergileri de bu gelişmenin göstergesi olarak kabul edilebilir.

20. Hangi ortamlarda resim yaparsınız?

 Resim yapmak için bir ortam hiçbir zaman aramadım. Başka bir değişle her ortam resim yapmam için uygundur. Burada bir mantık oyununa girecek olursak, resim yapmak için mutlaka bir karakalem, füzen, tarama ucu ya da rapido kalem gerekmez. Objelere resim yapma mantığıyla bakıldığında hafıza, üç boyutlu yüzey bunun karakalemi ya da füzeni görme ve algılamadır. Kayıt ederim atölye ortamında daha önce gördüklerimi izleyicinin de görebilmesi için gösterme eylemine başlarım. Ama insanlar genellikle bir bölümünü izler ve yüzeysel yorum getirirler. Bu durum sosyal bir gerçek ise; her ortamın sanat yapmak için uygun olduğunu kabul edip rol arkadaşım olan izleyicilerinde görme kültürlerinin gelişmesine, yüceltici katkıda bulunmanın yollarını ararım. Ve bilirim, hissederim ki ortaya koyduğum eser rol arkadaşım ve benim aramda bir kıvılcım sıçramasıdır.

21. Sizin sanatçılığınız kadar üstün olan öğretmenlik yönünüzde var. İdeal bir öğretmende bulunması gereken özellikler nelerdir?

Saygı duyduğum sanat eğitimcilerinden biri olan Prof. Nevide Gökaydın ile yaptığımız bir sohbette kulağımda küpe olan şu sözü söylemiştim ‘ Zenginlik nedir biliyor musun? ’ ‘ Zenginlik vermektir. ’ Bu sözü ilk defa duymuştum. Ama öz değerlendirmeme baktığımda ilk defa uygulamamıştım. Bilirdim ki; sanat eğitimciliğim boyunca ‘ Bilgi insanı bilim adamı yapar.’ Ama bilgiyi paylaşmak insanı efsane yapar. Efsane olmayı hedeflemedim. ama gök kubbede hoş bir seda olmayı istedim. Bu şu anlama geliyordu; bilmeyen bir insana bildiğimiz bir şeyi ona ilk öğreten olmak ve sizin olmadığınız bir zamanda ve mekanda bana bu bilgiyi    (filan) öğretti dedirtebilmek. İşte eğitimciliğin gizem dolu tarafı bu. Çoğu zaman tam ortasında olduğum bir tablo çalışmasını yarıda keserek her bir öğrenciyi canlı tablo olarak kabul edip ‘ işte eserim bu ’ demişimdir.

22. Genç öğrencilere (öğretmenlere) tavsiyeniz nelerdir?

Genç sanat eğitimcilerime çok önemli bir meslek sırrı vermem gerekirse kulaklarına fısıltı halinde şunu söylerim; ‘ insanları sevin ’. Sevginin en gerek duyulduğu alan eğitim sürecidir. 1982 yıllarında Diyarbakır Lisesinde resim-iş sanat tarihi öğretmenliği yaparken ders arasında öğretmenler odasında oturuyordum. O sırada yanı başıma yine dersten yeni çıkmış bir matematik öğretmeni oturdu. Ve dersteki bir olayı anlattı. Bir problem üzerinde uzun uzun durduğundan ve detaylı bir şekilde anlattığından bahsetti. Anlatma işi sona erdikten sonra öğrencilerinden bir tanesi parmağını havaya kaldırdığını söz hakkı verdiğinde de ‘ öğretmenim anlamadım bir daha anlatır mısınız? ’diye sorduğunu, kendisinin de; ‘ Evladım devlet bana iki defa maaş vermiyor ki, ben sana iki defa anlatayım. ’demişti. Belki öğrenci bunu muziplik olsun diye istemiş olabilirdi ancak yine bir eğitimci adına böyle bir yaklaşım beni üzmüş, bundan ders alarak bu mantık ile hareket etmemeyi gayet göstermiştim. İnsanları hayalimde ilk doğdukları günlerdeki gibi saf, temiz, berrak olarak hatırlarım, onların en büyük güçlerini güçsüzlükleri olduğunu bilirim. Böylece düşünürüm ki dünyada kirli su yok, kirletilmiş su vardır, kirli hava yok kirletilmiş hava vardır, kirli çevre yok kirletilmiş çevre vardır. Dolayısıyla kirli insan yok kirletilmiş insan vardır. Bu anlayış benim insanlara hep sevecen ve sempatik bakmama neden olmuş, kızgınlıkları kırpıklıklarım hemen sona ermiştir. Sanırım bu bakış açısı başarıya giden yolda ek destek kuvveti olarak benim için hızlı giden ’ yürüyen merdiven olmuştur’ yürüyen merdivenin gücü ve fonksiyonu  ile kendi güç ve fonksiyonlarımı birleştirmenin somut sonuçlarını elde  ettim. Benim için başarıya götüren slogan ‘ En büyük kurnazlık, kurnazlık yapmamaktır.’

23. Bu çalışmayı ne kadar sürece tamamladınız? (Kitabınız)

 Sözlük çalışması yaklaşık 15 yıllık çalışmanın ürünü. Sanat eğitim kurumlarında pentürel temelde yürütülen resim çalışmaları batı kaynaklı olduğu için terminoloji yine batı kavramından oluşmaktaydı. Bu alanın teorik bazda anlaşılması ve anlatılmasında sıkıntılar çekilmekteydi. Kavram karşılıklarını öğrenmek için farklı birçok kaynak kitapları taramak gerekiyordu. Bu da dikkatin dağılması hem de zaman kaybı demekti. Ve bir gün Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi C blok koridorunda yürürken yabancı diller eğitimi bölümü Fransızca Ana Bilim Dalı Öğretim elemanlarından Selma Anşin hoca hanımla karşılaştık. Ayaküstü sohbet esnasında aslında yine sanatı düşünüyordum. Ve resim sanatı kavramları ile ilgili bu problemimi seslendirdim. Bu konuda bir bitirme tezi yaptırabileceğine söylediğinde sevinmiştim. Zaman içerisinde gerçekten sözünde durmuş sanat terimleriyle ilgili Fransız dilinde kullanılan kavram ve karşılıklarını içeren bu tezi incelemiştim. Heyecanla bu çalışma üzerinde yoğunlaştıkça gördüm ki bu bilgiler benim için sadece birer ipuçlarıydı. Ve 15 yıl boyunca bunu geliştirmenin yollarına baktım. Yine zaman içerisinde konuyla ile ilgili söz açıldığında öğretim elemanı arkadaşım Mustafa Kınık ‘ Hocam bunu resimlerle destekleyerek, resimli sözcük yapalım diye ’ bir öneride bulundu. Bu öneriyi benimsemiştim. Ama bu kez ikinci bir çalışma gerekti, baskı tekniğine uygun çözünürlükte resimler bulmalıydım ve daha önceki yaptığım desen, suluboya, yağlı boya çalışmalarını taramalıydım. Uzun ve yorucu bir çalışma sonrasında bunu da tamamlamıştık.

24. Üniversite gençliğinin resim sanatına olan ilgisi sizce nasıl?

İçinde yaşadığımız endüstri çağı her kesime olduğu kadar üniversite gençliğini de etkilemiştir. Ancak bu etkilenme dikkatin dağılması biçiminde olmuştur. Bundan çıkan sonuç üniversite gençliği anlık eğlencelerle zaman öldürdüğü için ciddi her alanda olduğu gibi resim sanatına da eğrelti bakmıştır. Bu bir sosyolojik problem olarak karşımızda durmaktadır. Ancak bu problemin çözümü örgün ve yaygın eğitim bağlamında ciddi sanat eğitimiyle olasıdır. Belli bir hazırlık aşamasından sonra özel yetenek sınavına kazanarak gelen öğrencilerin birinci sınıfta sanat tarihi, ikinci sınıfta estetik, ortak derslerine girmekteyim. Vize ve final sınav sonuçlarına göre öğrencilerin genel başarı ortalaması genelde düşük ise bu durumun ne kadar olumsuz olduğu ortadadır.

25. Resimlerinizde etkilendiğiniz akım hangisidir?

Akım kavramı sanatçıların özellikle ortaya koymuşluğu değil de gelinen noktayı aşma anlamında beklide tesadüfen ortaya çıkan sanatçıların kendilerinin değil de eleştirmenlerin koymuş oldukları isimlerdir. Empresyonist akımda olduğu gibi. Klee Mone izlenim adını koyduğu tablosu o dönemin eleştirmeni tarafından hiciv(yerme) amaçlı kullanmıştı. Ancak zaman içerisinde bu isim ciddi ciddi benimsendi. Ve bir akım bu şekilde ortaya çıktı. Ama gerçekte Mone güneş ışığının objeler üzerine farklı zamanda farklı şiddette vurmasını ve bununda farklı etkiler çıkmasını gözlemledi, izledi ve bu şekilde bir tablonun adından bir akım ortaya çıktı. Bu doğa bilimini izlemeliydi, izleyerek anlamalıydı. Akılcı bir yoldu. Ve bunu Mone başardı. Bu buluş Edison un ampulü bulmasından farklı birşey değildi.

Sanat tarihini inceleyip bir bölümünü öğrendikten sonra eserlerimi çalışırken bu tarihi yeniden düşünmeye çalıştım. İçinde yaşadığım toplumun değer yargılarından doğal olarak etkilendim. Bu etkilenmeler sonucu, belki son aşamasındaki çalışmalar fovist akımdan etkilendiğimi göstermektedir. Akademik yaşamın yansıması olarak detaylara inerek ne kadar becerikli olduğu gösterme gereğini hissetmedim. Bu da soyutlama içerisinde yer alan tüm akımlara ilgi duymamı sağladı. Doğayı tanıma aşamasında yapmış olduğum çalışmalarının sosyal gerçekçi akımın içerisinde olduğunu sonradan öğrendim. Ama bütün bunları kategori içerisinde değerlendirmek gerekirse empresyonizm, ekspresyonizm, fovizm, elementarizm gibi akımlar ilgi alanımın içerisine girmişlerdir.

26. Sanat sanat için mi? Sanat toplum için mi?

Sanat sanat için mi, sanat toplum için mi? Sorusunu sormadan önce ortaya konacak eserin önce sanat olması gerekir. Bu da eseri ortaya konuncaya kadar sanat sanat içindir disiplini içinde çalışmalıdır. Ben bu konuda toplum kavramına tamamen katılmamaktayım. Toplum denildiğinde bir evren konumunda olan insan sanki orada kaybolacak gibi gelmektedir. Bu nedenle sonuçta sanat toplum için değil, toplumu oluşturan insan için olmalıdır. Çünkü insan varlıkların en güzeli o halde güzel sanatta varlıkların en güzeli insan için olmalıdır.

 

27. Teknolojinin sanattaki duygu ve yeteneği ikinci plana attığını düşünüyor musunuz?

Duygular insan özelliğini yitirmedikçe teknolojide dâhil olmak üzere hiç bir şey ikinci plana itemez. Bunu en güzel olarak şöyle örnekleyebilirim; enpi müzik çalar sahip olduğu teknolojiyle sanatçının sahip olduğu daha orijinal sesle kulağımıza girerek ruhumuza servis yapmaktadır. Kent gürültüsünün ortasında mini iki kulaklıkla dinleyeni istediği âleme götürmektedir.

 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010