AhSEN-İ TasVİR "e-Dergi"

AhSEN-İ TasVİR "e-Dergi"

Kültür, Sanat ve Estetik Dergisi

KÜLTÜR VE SANAT DÜNYASI... World of Culture and Art...

 

BURADAYSANIZ FARKLISINIZ

 

GÖRÜNEN GÖRÜNTÜNÜN ARKASINDAKİ GÖRÜNMEYEN

GERÇEĞİ DE GÖREBİLMEKTİR. SANAT..

 

01.07.2019                                 SANATTA 42. YIL

Sayfa İçerisine Ekle

 

https://youtu.be/iJ2uos_4ysw

 

 

BİRGÜN;

 

Birgün Türkiye Radyo Televizyon kurumunun düzenlediği Resim Seramik Yarışmasında jüri üyeliği yapıyordum. Jüri üyeleri arasında o dönemin TRT yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Vedat Özsoy, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden hocam Prof. Hasan Pekmezci, Marmara Üniversitesinden Sanat Tarihi Hocası Prof. Dr. Selçuk Mülayim vardı.

Karanlık bir mekanda barkovizyon yansısıyla eserlerin ön incelemesini yapıyorduk. dinlenmek için mola verilmişti. ben karışı odya farkında olmadan dalmıştım. genç bir bayan eleman içeri girdiğimde hoşgeldiniz dedi. ayrıca özür dilerim, masamın üzeri biraz dağınıık olduğu gerekçesi ile özür beyan etti.

Ben de mahçup olmaması için, siz gelin de benim maamın üzerindeki dağınıklığı görün demiştim. Meğer o esnada hemen arkamdan Prof. Selçuk Mülayim Hoca da odaya girmiş, konuşmalarımıza şahit olmuştu.

-Çocuklar moralinizi bozmayın. Bazı masalar var ki; çok düzgündür. O masanın sahibi öylece yaşar ve ölür.Dağınıklık çalışma ve üretme alametidir. deyice yüzümüzde sevinme ve övünç gülümsemesi belirmişti.

daha sonraki zamanda bir vesile Ayniştayn ile ilgili bir yazı okumuştum. Ayniştayn diyor ki; dağınık masa, dağınık kafa olarak yorumlanırsa, temiz, düzenli veya boş masa da boş kafa olarak yorumlanabilir.

Siz siz olun kafayı masa dağınıklığına takmayın.

Bugün ben insanlığa ne katkıda bulundum? sorusuna cevap arayın....

 

I was doing one day Turkey join the jury of the contest organized by Radio Television Painting Ceramics institutions. He was a member of TRT board of directors of that period. Dr. Prof. Dr. Vedat Özsoy, Hacettepe University Faculty of Fine Arts. Prof. Hasan Pekmezci, Art History Teacher at Marmara University Dr. I had Selcuk Bland.We were doing a preliminary examination of the artifacts in a dark space with barcovision reflections. was given a break to rest. I was immersed in the pool without realizing it. a young female member said welcome when I entered. I'm also sorry, my desk was a bit disorganized on the grounds of apology.I told you to come and see the mess on my dress. In fact, he was behind me immediately. Selçuk Mülayim also entered the room and witnessed our conversations.-Children, don't spoil your spirits. There are some tables; very smooth. The owner of the table lives and dies. Dependence is the sign of work and production. The smile and pride smiled on our face.at a later time I read a story about Mirroring. Mirror says. If the scattered table is interpreted as a scattered head, a clean, tidy or empty table can also be interpreted as an empty head.Don't put your head on the table clutter.What did I contribute to humanity today? Search the answer to the question ....

 

GONG;

 

EN GÜZEL HİZMET, EN GÜZEL’E HİZMETTİR.....

DÜNYAYI ANLAMAK İÇİN DÜNYADAN SOYUTLANMAK GEREK...

İYİLİK GÜZELLİK, KÖTÜLÜK ÇİRKİNLİKTİR...

ZİHİNSEL ÇİRKİNLİKLE, GÜZEL BİR DÜNYA KURULAMAZ.

HAYALLER HAYATA SIĞMAZ...

HER İNSANIN BİR İŞİ VARDIR. SANAT İNSANI HER İŞİN ÜZERİNDEDİR..

SANAT,SİMURG. KUŞUNUNKANATLARI GİBİBİDİR, EN GÜZELE UÇURUR..

SANAT’IN SANAT’TAN KOPARILDIĞI BİR DÖNEM OLMASIN DİYORUM. DİNLEYEN YOK...

SANATÇILAR ANLAŞILMASI ZOR İNSANLARDIR...

* Fazıl SAY’mı ? Allah’ı inkar ettiği söylenen biri...

Siret ve Suret entegre çalışırlar. Siret çirkinleştiğinde, suretin çirkinleşmesini kozmetik ürünler dahi güzelleştirmez.

Sayfa İçerisine Ekle

Bir güzel mütevazi cami avlusu,

Bahtiyar olur mazlumların ulusu,

Duadadır nur-ül Hüda ordusu,

Kimi kire dayanır, bizimkisi duru su..

Sayfa İçerisine Ekle

 

BAŞARIYA GÜÇ DEĞİL, YETENEK GÖTÜRÜR..

__________________________________________________________

 

Sayfa İçerisine Ekle

 

Ahmet Atan , tüyb 100x150 cm

-----------------------------------------------------------

YA BİLAL KAMET GETİR RAHATLAYALIM (sav)

 

Sayfa İçerisine Ekle

 

DÜŞMEK İÇİN BAŞKASININ YARDIMINIA İHTİYACIN OLMAZ....

-----------------------------------------------------------------

 

Sayfa İçerisine Ekle

 

Karakalem desen: Hatay Kırıkhan Gölbaşı Köyü.

--------------------------------------------------------------

Sanat, silahtan daha etkindir.

 

Sanatçı, sıradan insanların kullandıkları düşüncelerden, kelimelereden uzak durmalıdır. O, kendi dünyasını yeniden kurgulayandır, uygulayandır...

 

Biad kültürü olmadan, sanat kültürü olamaz.

Ben Hakk’a Biad etmişim.

*Her parası olmayan fakir olmadığı gibi, her parası olan da zengin değildir.

 

----------------------------------------------------------------

Sayfa İçerisine Ekle

 

TEKNOART Peysage

 

https://youtu.be/zF9t-IKKB6E

 

------------------------—--------------------------------

GÜZELLİK KURTULURSA EVRENİ KURTARIR

 

İki alemin sultanı,İslam Peygamberi  Hz. Muhammed (asv) buyuruyor ki; " İnsanların en büyük görevlerinden biri dünyayı güzelleştirmektir. Evet İsanlığın yaşama alanı olan dünya gezeni güzeldir. Güzel olan dünya güzel kalmalıdır ve insan eli ile daha da güzelleştirilmelidir.

Birden çok güzel vardır;

1. Tabiat'taki güzel

2. Sanat'taki güzel.

İnsan dahi tabiattattaki güzelin içinde yer alan unsurlardandır. Buna dağı denizi, gökleri de eklediğiniz zaman tabibatın güzel tanımını yapmaya başlamış olursunuz. İnsan hem yaratılmış tabiatın bir parçası hem de tabiatı yargılama, sorgulama yetkisi verilen üstün ve en güzel varlıktır. Onun için insanın, içinde yaşadığı dünyayı sınırlı ölçüde kirletmek hakkıdır. Ancak temizlemek ve güzelleştirmek de zorunlu ve sorumluluk da görevidir. Tüm güzelliklerin sultanı Hz. Muhammed buyuruyor ki ;” İnsanların en büyük görevlerinden biti, dünyayı güzelleşyirmrktir.” Bu hadisi Şerif’e göre, insanlar her durumda dünyayı güzelleştirmenin çabası içireisinde bulunmalıdır.

Büyüklerimiz ; “Allah, güzeldir, güzeli sever.” Derler. Bu güzel sözmüş hikmetlerini araştırmak, yine estetiğin alanına girer. Dünyada herşey güzel olmalıdır.,

İnsan, yeryüzünü güzelleştirmek için önce ruhunu çirkinlikten arındırmalıdır. bunu yapmadan dünyayı güzelleştirme çabası her zaman sonuçsuz kalacaktır..

Çevre kirliliği, çevre çirkinliğidir. ve insanlar her ne kadar güzelliğe özlem duysalar da, içinde yaşadıkları kirli ve çirkin çevrenin temizenesi ve güzelleştirilmesi konusunda çaba göstermemektedir. Bu bir önemli meseledir. Bu meselenin temelinde “ zihinsel kirlilik” yatmaktadır. Çirkin düşünceden güzel bir evren oluşturulmaz.

 

(Yazım işlemi devam ediyor)

 

Sayfa İçerisine Ekle

 

ELEŞTİREL BAKIŞ;

 

* Siyasetçiler insanların hayatlarını etkiliyor, sanatçılar insanların kalplerini etkiliyor..

* “DİRİLİŞ” dizi filminin senaristleri, telafisi zor hatalar yapmamalıdır.

* “Referans noktam, inançlarımdır..”

* En berbat espiriler, Türk komedi filmlerinde.. Recep İvedik serisi buna somut bir örnek...

* Resim yapmak kafa işidir..

* Akademisyenliğin itibarsızlaştılması, ilme ihanettir...

* ÇOK GEZEN, ÇOK OKUYAN, ÇOK EĞİTİMLİ Gençlere ihtiyacımız var...

* Kapitalist ABD ile Komünist PKK/ YPG arasındaki kirli işbirliği Önemli Mesajlar veriyor...

*Aptallar öğünür, Zekiler övülür...

* Motorsikletli bir milletvekili varmış. Tavaasutu darmadağın ediyormuş. Çok üzücü. Fazıl Say da tavassut dairesinde yerini almış..

 

Sayfa İçerisine Ekle

 

Türkmen beyi, Karakalem

___________________________________________

 

 

Sayfa İçerisine Ekle

Uğru IŞILAK "SÖZÜ YORMADAN" Proğramında, özellikle islami pencereden bakıldığında günümüz şartlarına göre cevabını arayan sorular analiz edldi. ;    videoyu izlemek için lütfen ilgilş linki tıklayınız. https://youtu.be/hS-UFVVSzWs

____________________________________________

 

 

 

Sayfa İçerisine Ekle
AHMET ATAN Karakalem Ağa

MERHABA RUMELİ

Başbakanlığın ilgili birim sorumlusu aramıştı. Çay içmeye davet etti. Ankara, Ulus Gençlik Parkı'nın karşısındaki yere gittim. Güvenlik görevlisinin yardımı ile gösterilen yere arabamı park ettim. Başkan beyin misafiri olduğumu söyledim. Kurumsal kimlik kartımı bayan görevliye vererek Başkan beyin davetlisi olduğumu beyan ettim. Görevli bayan, başkan beyin özel kalemini telefonla aradı. Bilgiler teyid edildi. Misafir giriş kartım tarafıma verildikten sonra başka bir güvenlik görevlisi refakatında başkanlık katına çıktık. İçeri girdiğimde özel kalem görevlisi oturmam için yer gösterdi. Başkan beyin yurtdışından misafirlerinin olduğunu biraz bekletileceğimi söyledi. Gözüme kestirdiğim uygun bir yere oturdum. Sehpa üzerinde kurumsal faaliyetleri içeren dergiler vardı. Türkmenistan'da yapılan Sultan Sencer türbesinin restorasyonu, Cezair'deki saat kulesinin tamiri gibi haberler vardı. Türkmenistan'daki Sultan Sencer Türbesinin restorasyon açılış töreni ve sempozyumunda da yer almıştım. Ata yadigarı bölgeleri baş gözü ile görmenin mutluluğunu yaşamıştım.

Başkan beyin kapısı açıldığında birer birer dışarı çıkan misafirler göründü. Kimisi halen içerdeki konuşmaların etkisinden kurtulmamıştı ki, cümlelerini tamamlaya veya hatırına sonradan gelip de söyleyemediklerini tamamlamaya çalışıyordu.

Başkan bey misafirlerini uğurladıktan sonra beni içeri davet etti. Yolcu etmenin karşılığı bizde ne güzel bir kelime. "Uğurlama". Yani "hayırla gönderme"...

Başkanlık odasından İçeri girdiğimizde tam bir temsil makamı olarak gördüm. Öyle ya, yerli yabancı önemli misafirlerin ilk uğrak yeridir burası. Makam odasından etkilenmemek mümkün değil. Çay mı, kahve mi? Teklifinden sonra gelen üçüncüsünü kabul ettim. Portakal suyu. Sonradan öğrendim ki; portakal suyu ağır diplomatik misafirlere has özel ikramdan imiş... Eh, bu da sevindirici bir şeydi elbette...

Hoşbeş faslından sonra başkan bey konuya girdi. Arnavutluk, İşkodra'da Parruce caminin Tezyinatı ile ilgili bir çalışmadan bahsetti... Parruce camisinin bir adı da pusatlı Yusuf ağa cami idi. İşkodra müftüsü bir yazı ile Türkiye Cumhuriyeti devletinden yardım istemişti. İşkodralı bir iş adamı, eski yıkılan caminin yerine yeniden bir cami inşa etmiş. Ancak kaba inşaat halinde kalmıştı. Başkan bey bu konuda neler yapılabilirliği açısından bir rapor hazırlamamı istedi.

Arnavutluk Başkenti Tiran hava alanına indiğimde meraklı gözlerimle sağı solu inceliyordum. Pasaport kontrolünden sonra hava alanından çıktım. Beni bekleyen araba ile Tiran'ın merkezine doğru yolaçıktık.

Şoför: - arnavutluğa ilk defa mı geliyorsunuz?

-     Evet, ilk defa geliyorum. Bu arada gözüme kaplumbağa sırtına benzer, betondan inşa edilmiş garip yapılar çarptı. Bunların ne olduğunu sordum.

-     Onlar Enver Hoca'nın yaptırdığı siperler.

-     Hımm. Savaş neler yaptırıyor.

Şehir merkezine vardığımızda çok tanıdık bir bina görmüştüm. Bir camii. Tıpkı Kastamonu evleri gibi. İskender'in abidevi heykeli ile yan yana. Şehrin tam merkezi burasıymış. Gerçi arnavutluğa gelmeden önce biraz dersime çalışmıştım. Bellibaşlı yerleri ve bu caminin adını öğrenmiştim. Şoför bu camiyi anlatmaya başladı.

-     Bu Ethem Paşa Cami. Enver Hoca bu esere dokunmamış.

-     Ilk fırsatta geliriz. İçini ve süslemelerini çok merak ediyorum.

Gideceğimiz yere varmıştık. Çay servisi yapan genç bayan Arnavut idi. Çayları itinayla sehpanın üzerine bıraktı. Başka bir isteğimizin olup olmadığını sorduğunda, bir bardak su istedim. Tanışma ve sohbet faslından sonra yapacağım çalışmalar hakkında bilgi verdim. Zaten konu hakkında onların yeterince bilgisi vardı. Kendi mutfaklarında hazırlamış oldukları yemeğe davet ettiler.

Öğle namazını misafir odasındaki halının üzerine serdiğim ince bir seccade üzerinde kıldım. Ülkemden uzakta kıldığım bu namaz çok derin düşüncelere sevketmişti. Türkiye'de sevdiğim bir arkadaşım, Tiran'da görmemi istediği bir isim vermişti. Birçok konuda yardımcı olabileceğini bize mihmandarlık yapabileceğini düşünmüştüm. Ancak umduğumu bulamamıştım. Gerçi yardımını gerektiren bir ihtiyaç da doğmamıştı.

O gün Tiran'da kalıp ertesi sabah İşkodra'ya gidecektik. Şehri incelemek ve turistik yerleri gezmek için bol vaktimiz vardı. Kent merkezindeki müzeye gittik. Arnavutluk ressamlarının tablolarından tutun da Enver Hoca'nın işkencehanelerine kadar bu müzede yer almaktaydı. Fotoğraf çekmemize izin vermiyorlardı. Biz de gizliden çekmeye çalışıyorduk. Türkçe konuşan bir görevli bayan ile karşılaştık, dedelerinin Türk olduğundan uzun uzun bahsetti. Anlaşılan bizim onu gördüğümüzden daha fazla, onun bizi görmesinden mutlu olduğunu her halinden anlıyorduk. Birbirimize telefon numaralarımızı verdik. Müze içerisinde karşılaştığımız manzaralar, bir ülke için arşivin ne kadar önemli bir  kültürel referans olduğunu düşündüm.

Müze gezisi sonrasında Ethem Paşa Camii'ne giderek ikindi namazını kıldık. Tesbihatı yaparken mihrap, mimber, duvar ve tavandaki barok tarzında yapılmış resim ve süslemeleri inceliyordum. Öylece dalmıştım. Bu Osmanlı Eserinin günümüze kadar gelmesi, hemde yaşadığımız Anadolu coğrafyasına uzak bir beldede ecdat yadigarları ile karşılaştığımda tarif edilemez sevinç ve gurur dolu bir duygu yaşıyordum. Caminin son cemaat mahallinde oturan ihtiyarlarla sohbete dalmıştık. Bir tanesi İstanbula geldiğinden çok beğendiğinden bahsetti. Öyle ki; ısrarla bizi evine davet etti. Ancak, mazeretimizi beyan ederek teklifini kabul edemedik. Buna rağmen ellerimizden çekiştirerek pastane götürdü ve ikramlarda bulundu. Yorgunluk bizi etkilemişti. Ertesi sabah İşkodra'ya gitmek üzere dinlenmeye çekildik.

Sabah erken saatlerde İşkodra'ya doğru yola çıkmıştık. Merakla sağı solu inceliyordum. Coğrafi yapısına bakıyordum. Halen cevabını bulamadığım bir soru idi İşkodra'ya özel bir muhabbetim vardı. Çocukluğumda okumadığım ama ismi aklımda kalan kitap" Işkodra Müftüsü" idi. Bir kaç küçük yerleşim merkezini geçerek, İşkodra'ya ulaşmıştık. Tepede Işkodra kalesi görünüyordu. Sonradan gidip gördüm ki; Osmanlı adaleti kale içinde ilginç bir şekilde tezahür etmişti. Mabedin yarısı cami yarısı da kilise olarak inşaa edilmişti.

Şehir merkezine girmiştik. İlk işimiz caminin yapısını görmek oldu. İstanbul'da veya herhangi bir Anadolu köşesindeki cami mimarisinin aynısıydı. Dolayısı ile bir kültürel coğrafyanın uzantısında sevinçle yaşıyordum. Cami öyle merkezi bir yerde idi ki; insanlar nereye gitmek istese  Parruce camisini önünden geçmek zorunda idi. Bütün bu durumlar, tezyinat ile ilgili fikirlerimi yavaş yavaş zihnimde oluşturuyordu.

Raporumu tamamlamıştım. Zaman kaybedilmeden, tezyinat işlerine başlanmalıydı. Gerekli tüm çalışmaları tamamlayarak Türkiye'ye döndüm. Raporumun son inceleme ve düzeltmelerini yaparak başbakanlığa sundum. Bir kez daha anladım ki; hem Selçuklu , hem de Osmanlı, geriye bıraktıkları eserler ile tarihi en görünür ve unutulması imkansız bir biçimde geleceğe gidiyorlardı. Bunun en gerçek eserlerinden biri de İşkodra Pusatlı Yusuf Ağa veya Parruce Cami olacaktır. Arnavut, Boşnak, veya hangi ırktan olursa olsun sevgi, barış ve dostluk buluşmalarını bu cami önünde gerçekleştiriyorlardı. Minare, etrafında toplanan insanlarla sanki bir gül demeti gibi durmaktaydılar..

Geçmişte bir dizi film oynamıştı Türk televizyonlarında. Adı " Elveda Rumeli" idi. Bu isim beni çok hüzünlendirmişti. Sanki Osmanlı'nın başaramayarak yarım bıraktığı bir insanlık hizmeti, balkanları öksüz bıraktığını düşünüyordum. Ama anladım ki ; Osmanlı, Anadolu ile Balkanların o dönemde, tıpkı iki gencin nişanını yapmıştı. Ve şimdi götüreceğimiz hizmetler, sonsuza kadar devam edecek bir evliliğin düğün hediyesi olacaktı. O zaman sevinerek şunu düşündüm; " Merhaba Rumeli"...

Ahmet Atan

25 Mart 2014 İSTANBUL

Sayfa İçerisine Ekle

 

ZİYARETÇİ SAYISI:[77158] Farklı kişi
.
[746282] defa ziyaret etmiştir.
.
TEŞEKKÜRLER DÜNYA...
 
Bu sitedeki eserler Prof. Ahmet Atan'a ait olup, izinsiz kullanılamaz © 2010
Web Tasarım Seo
Ankara Tüp Bebek

Türk Telekom Bedava İnternet

Yasaklı Sitelere Giriş

Vodafone Bedava İnternet

mobil uygulama geliştirme

Tutap

Kartaş Otomotiv

İhale Analiz

İhale Mevzuat

Ekap Kararları

Bebek Oyunları

Bitcoin Ne Olur

Bebek Gelişimi

Scaffolding

Briket Makinası

Soğuk Hava Deposu

Gülüş Tasarımı






GELEN: